Katil.
Katil olmak.
Sevdiğin birinin katili olmak.
Hayatındaki tek ailenin, tek dayanağının katili olmak.
Kendi babanın katili olmak.
Elena, gördüğü görüntü karşısında taş kesilmişti. Gözleri babasının hareketsiz, soğuk bedenine kilitlenmişti. Ne ağlayabiliyor, ne de nefes alabiliyordu sanki. Vücudu hissizdi, ruhu ise darmadağın. Tüm dünya durmuştu; etrafında hiçbir şey yoktu artık. Sadece o ve toprağa serilmiş babasının cansız bedeni…
Üstü başı çamur içindeydi. Tenine yapışan soğuk toprak, sanki ruhunu da dondurmuştu. Titreye titreye ayağa kalktı. Adımları yorgundu, korkaktı, bir çocuğun karanlıkta ilerleyişi gibiydi. Babasına doğru birkaç adım attı, ama her adımı bir ömür gibi ağırdı. Dudakları titriyordu, konuşmak istiyordu ama kelimeler çıkmıyordu.
Sonunda dudaklarından ince, kırık bir ses döküldü:
"Ba... ba... baba..."
Çamur, ayaklarının altından kayıp gidiyordu sanki. Dünya boşalmıştı altından. Zaman durmuş, hayat susmuştu. Elena, yavaşça diz çöktü. Babasının yüzüne baktı. O tanıdığı sıcaklık yoktu artık. Dudakları aralıktı, gözleri boşluğa dalmıştı. Elena ellerini uzattı, ama dokunamıyordu. Sanki bir camın arkasındaydı her şey, ulaşılmaz, uzak.
"Ba... ba... ba... baba!"
Sesi biraz daha yükseldi, boğazı düğümlendi. "Hayır... hayır!" diyebildi sonunda. Çamurlu ellerini babasının yüzüne götürdü, dokundu. Yüzü soğuktu. Ölümün sessizliği tenine sinmişti. Elena’nın gözleri büyüdü, kalbi sıkıştı, nefesi kesildi.
O sırada arkasından ayak sesleri duyuldu. Agra, Ares ve Lorin yavaşça yaklaşmaktaydılar. Agra'nın yüzü ifadesizdi, alışılmış bir acı gibi kabullenmişti olanları. Lorin’in gözleri yaşlarla doluydu. Ama Ares… Ares, Elena’nın o halini görünce donup kaldı. Gözlerinin önüne kendi ailesini öldürdüğü anlar gelmişti. Zarok, sessizliği bozdu:
"İyi misin?"
Ares, yutkundu, gözlerini kaçırarak kısık bir sesle cevapladı:
"İyiyim."
Zarok başını eğdi, sesi kederliydi:
"Artık onunla aynı acıyı paylaşıyorsun."
Bu söz Ares’in içine işledi. Gerçekten de... Şimdi Elena’nın hissettiklerini o da bir zamanlar hissetmişti. Ve o an Ares’in gözleri Elena’ya takıldı. Genç kadın, babasına sarılmış, tüm dünyaya meydan okurcasına haykırıyordu:
"Hayır! Baba! BABA! Nolur kalk! Hayır! Ben... ben yaptım! Ben babamı öldürdüm! Hayır!"
Elena, Ares’e döndü. Gözleri yaş içinde, yüreği paramparçaydı.
"Ares!... Ares nolur! Babamı kurtar! Nolur!"
İlk defa ismiyle hitap etmişti Ares'e. Bu, bir yardım çığlığıydı. Ares’in kalbi sıkıştı. Sevdiği kadının böyle yıkıldığını görmek, en az kendi acısı kadar derin bir yaraydı. Ne yapacağını bilemedi, gözleri doldu ama sessiz kaldı.
Lorin hızla Elena’nın yanına geldi. Diz çöktü, onu kucakladı, başını göğsüne yasladı. Yavaşça saçlarını okşarken titreyen sesiyle konuştu:
"Kendinde değildin Elena… Sakın böyle düşünme... Bu senin suçun değil."
Ama Elena'nın gözleri hâlâ babasına takılıydı. Lorin’in göğsüne yaslanmıştı ama kalbi orada değildi. Canı ilk kez bu kadar yanıyordu. Hayattaki son ailesini, babasını, kendi elleriyle öldürmüştü. O an anlamıştı, hiçbir zaman tam olarak iyileşmeyecekti. O acı, bir yara gibi hep içinde kalacaktı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EJDERHA KRALA TUTSAK
FantasiDÜZENLEMEDE ve YENİDEN YAZILIYOR Elena kendi köyünde babasıyla sıradan bir hayata sahiptir, ancak bir gece namıyla korku salan ve eşi benzeri olamayan bir kral köylerine saldırı düzenler. Elena kaçmaya çalıştığı bu ejderha kraldan kurtulabilecek mi...
