Ares hızla saraydan uzaklaşmıştı. Ejderhası Zarok, kendi bedenine büründüğünde, Ares onu kontrol altına almış ve bu hâliyle havalanmışlardı. Şimdi ise, karanlık gökyüzünü yararak beyaz büyücünün evine doğru uçuyorlardı. Yol boyunca ikisi de tek kelime etmemişti. Sessizlik, karanlık kadar ağırdı.
Birkaç dakika sonra ulaştıklarında, Zarok hızla irtifa kaybetti. Ares'in kontrolü eline aldığı an, yere inildikten sonra bedenini saran sivri dikenler, simsiyah pullar, acıyla yanan gözler yavaşça kaybolmaya başladı.
Ares insan bedenine döndüğünde, her zamanki gibi çıplaktı. Beyaz büyücünün evinin önünde duran simsiyah örtüyü alarak beline sardı. Üstü açıktı. Ortaya çıkan kaslı bedeni, yarı ejderhalığının izlerini hâlâ taşıyordu. Derin nefes alıp, kapıya yöneldi.
Kapıyı hızla açtı.
İçeri adım attığında yoğun bir küf ve kan kokusu yüzüne çarptı. Tavandan sarkan iplerde kurumuş fareler, ölü yılanlar, asılı geyik boynuzları, kavanozların içinde hayvan gözleri, büyük bakır kazanlarda tavşan kalpleri ve tanımlanamaz birçok iğrenç madde vardı. İçerisi, ölümü soluyan bir tapınak gibiydi.
Ares'in bakışları doğrudan odanın sonuna dikildi. Afro, sırtı dönük bir şekilde, ateşe bakıyordu. Karanlıkta parlayan beyaz cübbesi neredeyse büyülü bir aurayla titriyordu. Yüzünde sinsice yayılan bir gülümsemeyle konuştu. Sesi tizdi ama sakin.
"Bu inanılmaz..." dedi ağır ağır.
"Kral Ares... evime geliyor... ve üstü çıplak."
Ares'in sesi sertti. Öfkeyle karışık bir tiksinti vardı tonunda.
"Kes Afro. Buraya gelme sebebim-"
Cümlesini tamamlayamadan, Afro dönüp yüzünü gösterdi. Gözleri donuktu, yüzü ifade vermiyordu.
"Ah evet, buraya neden geldiğini biliyorum. ...Yaklaş."
Ares istemese de yaklaştı. Bir eli neredeyse ejder pençesine dönüşmüştü. Temkinliydi. Büyücülere güvenilmeyeceğini bilirdi. Dikkatle Afro'nun yanına geldi. Önünde fokurdayan büyük siyah kazan, içinden yeşilimsi bir duman salıyordu.
Afro, odanın köşesine doğru yürüdü. Tavşan kalbini aldı. Ardından raftan ölü bir yılan, sonra bir kavanozdan tek bir göz çıkardı. Her hareketinde Ares'in gözleri onun üzerindeydi. Afro tüm malzemeleri kazana attı.
Fokurtular yükseldi. Kazanın içinden çıkan duman koyulaştı. İçerideki hava ağırlaştı. Afro, Ares'e dönüp avucunu uzatmasını istedi.
"Elini uzat."
Ares, tereddütsüzce elini uzattı. Afro'nun parmaklarındaki tırnaklar aniden uzadı. Keskin bir hareketle Ares'in avcunu yardı. Ares'in yüzünde tek bir mimik oynamadı.
Acı hissetmeyen bir kraldı.
Afro, onun kan damlayan elini kavrayıp kazan üzerine getirdi. Kırmızı damlalar ağır ağır yeşil sıvıya karıştı. Tam o an, kazan birden parladı. İçinde simsiyah, kısa bir görüntü belirdi. Bir anı gibi, animasyon gibi, geçici bir yansıma...
Afro izlemeye başladı. Aynı anda anlatmaya da...
"Ay Tanrısı... dünyaya çok nadir gelirdi. Her gelişinde bir geceliğine bir insanla çiftleşir, ona tohumlarını bırakırdı. Çünkü... bir çocuğu olsun isterdi."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EJDERHA KRALA TUTSAK
FantasyDÜZENLEMEDE ve YENİDEN YAZILIYOR Elena kendi köyünde babasıyla sıradan bir hayata sahiptir, ancak bir gece namıyla korku salan ve eşi benzeri olamayan bir kral köylerine saldırı düzenler. Elena kaçmaya çalıştığı bu ejderha kraldan kurtulabilecek mi...
