Lorin, İrinayla geçen tatsız konuşmanın ardından kalbi paramparça olmuş halde, hızla merdivenlerden aşağı inmişti. Ares'in askerlerle zihinsel olarak iletişime geçtiği belliydi; çünkü Lorin görünür görünmez, zindan önünde nöbet tutan tüm askerler ona yol vermişti. Lorin yeşil elbisesinin eteğini elleriyle toparlayarak adımlarını sıklaştırdı ve zindanın ağır demir kapısına ulaştı. Gözleri yere kıvrılmış halde yatan Elena’ya iliştiği anda kalbine keskin bir sızı saplandı. Elenayı o halde görmek, içini kavuran bir acıyla donattı yüreğini.
Askerin uzattığı anahtarı bir hamlede kaptı ve kapıyı açtığı gibi Elena'nın yanına diz çöktü. Yerde yatan bu narin beden, tarifsiz bir yalnızlık ve kırılganlık yayıyordu. Lorin, Elena’nın yüzüne düşmüş turuncu saçlarını nazikçe aralayarak onu inceledi.
"Prenses..." diye fısıldadı, sesi kırılgan ama umut doluydu.
Ancak Elena hiçbir tepki vermedi. Lorin birkaç kez daha seslendi, ona dokundu, hafifçe omzunu sarstı. Ama Elena’nın bedeni hareketsizdi, üstelik buz gibiydi. Lorin’in gözleri kocaman açıldı. Kalbi paniğe kapılmış halde yerinden fırladı. Aniden ayağa fırlayıp, kapının önünde bekleyen askerlere döndü.
"Yardım edin hemen!"
Ancak askerlerin gözleri ona boş ve donuktu. Yerlerinden kıpırdamıyorlardı. Lorin’in sesini duymazdan gelir gibiydiler. Sebebi açıktı: Zindanlara lanet okuyan kadının kızıydı Elena. Ve Lorin de ne olursa olsun bir yarı-elfti. Onu dinlememek için her sebebi bulabilirlerdi.
O an, sessizliği yararak tanıdık bir ses yankılandı zindanın loş duvarlarında.
"Ben alırım prenses Lorin."
Dare’ydi bu. Lorin gözlerini sesin geldiği yöne çevirdiğinde, Dare’i görmek yüreğini hafifletti. Dudaklarında minnet dolu bir tebessüm belirdi. Dare, Elena'nın narin bedenini kucağına aldı ve büyük bir özenle onu taşıdı. Lorin, hızla önden çıkarak İris'i gördüğü an yüksek sesle seslendi:
"İris, hemen Doktor Zack'i çağır!"
İris hiç vakit kaybetmeden koridordan kayboldu. Lorin ve Dare, Elena’yı dikkatlice taşıyarak zindandan yukarı çıktılar. Yoldan geçerken askerlerin ve saray halkının bakışları Elena’nın üstünde toplanmıştı. Bazıları iğrenç bir öfkeyle, bazıları ise hayretle ona bakıyordu. Lorin bu bakışlardan rahatsız oldu, ama ses etmedi.
Bir süre sonra Lorin, Dare ve kucağındaki Elena ile birlikte yatak odasının yanındaki odaya geldiler. Lorin yatağın yanına ilerledi.
"Buraya bırak Dare."
Dare Elena’yı yatağa nazikçe bıraktıktan sonra doğruldu. Lorin, ona içten bir gülümsemeyle döndü.
"Çok teşekkür ederim Dare."
Dare başını hafifçe eğdi.
"Önemli değil, Prenses Lorin."
Lorin bir an duraksadı, sonra yüzünü buruşturdu.
"Lütfen bana öyle deme."
"Ama siz bir prensessiniz."
"Ama buranın değil… Sadece elf krallığının prensesiyim."
Dare, Lorin’in yeşil gözlerinin içine bakarak hafifçe gülümsedi.
"Olsun, sonuçta bir prensessiniz."
İkisi bir süre sessizce birbirlerine baktılar. İçlerinden geçenleri birbirlerine söyleyemiyorlardı, ama gözlerindeki ifadeler yeterince güçlüydü. Derken, aniden gelen bir öksürük sesi onları bu büyülü anın içinden çekip aldı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EJDERHA KRALA TUTSAK
FantasyDÜZENLEMEDE ve YENİDEN YAZILIYOR Elena kendi köyünde babasıyla sıradan bir hayata sahiptir, ancak bir gece namıyla korku salan ve eşi benzeri olamayan bir kral köylerine saldırı düzenler. Elena kaçmaya çalıştığı bu ejderha kraldan kurtulabilecek mi...
