BÖLÜM 22

9.5K 632 119
                                        


Etrafları tamamen elf askerleriyle sarılmıştı. Karanlık ormanın derinliklerinde yankılanan ayak sesleri, gerginliği daha da arttırıyordu. Elena nefesini tutmuş, elindeki titreyen hançeri sımsıkı kavramıştı. Yanında duran Lorin’in yüzü bembeyaz olmuş, gözleri endişeyle çevreyi tarıyordu. Hemen yanlarında, yere yığılmış halde duran Dare neredeyse hareketsizdi. Üzerinde hiçbir giysi yoktu ve vücudu kesiklerle doluydu, kanı toprağa karışıyordu.

“Dare... Böyle giderse... kan kaybından ölecek!” diye fısıldadı Elena, sesi korkudan zor duyuluyordu.

Lorin sadece yutkundu. Ellerini ne yapacağını bilmez halde açıp kapadı. “Ne yapacağız? Çok fazlalarkaçamayız.”

Elf askerleri yavaş adımlarla yaklaşıyor, yaylarını geriyor, ok uçlarını Elena ve Lorin'e doğrultuyordu. Sanki ormanın kendisi bile susmuştu, kuşlar bile ötmez olmuştu. Elena’nın yüreği güm güm atıyor, gözlerinde çaresizlik büyüyordu. İçinden dua ediyordu, biri, herhangi biri gelip bu kabusu durdursun diye…

Tam o anda…

Havadaki gerilim, aniden bir sesle yarıldı.

“HEY! Bensiz mi gelini nişandan kaçırırsınız ha?”

Birden hem Elena hem de Lorin’in gözleri büyüdü. Şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Sesin geldiği yöne döndüklerinde, karşılarında tanıdık bir silüet beliriyordu. Gözleri yaşarmıştı… Bu bir mucize gibiydi.

Rose…” diye fısıldadı Elena, sesi titriyordu. “Bu… Bu gerçek mi?”

Rose, elinde kılıcıyla gülümseyerek karşılarında duruyordu. Üzerinde toz toprakla kaplı zırhı vardı ama dimdik duruyordu. Elf askerleri şaşkınlıklarını çabuk atlatmış, ona saldırmak için harekete geçmişti.

Ama Rose, tek başına bir fırtına gibiydi.

Kılıcını savurduğu anda bir elf askeri yere serildi. Ardından diğerleri… Rose, döne döne, bir ölüm dansı gibi saldırılarını sürdürdü. Kılıcı kanla ıslanmıştı ama durmak bilmiyordu. Her bir darbeyle yolu açıyor, Elena ve Lorin’e zaman kazandırıyordu.

“Şimdi!” diye bağırdı Lorin. Elena ile birlikte Dare’yi zar zor kaldırıp sürüne sürüne atlarının yanına koştular. Elena, Dare’nin başını kollarına almıştı, gözleri yaşlıydı.

“Dayan… Lütfen dayan…”

Lorin, atın üzengisine tutunup kendini yukarı çekti, ardından Dare’yi sırtlayarak ata bindirdi. Onu arkadan tutup dengeyi sağladı. Elena da kendi atına atladı ve başını çevirip bağırdı:

Rose! Hadi! Zaman yok!”

Rose, son bir darbeyle bir elf askerinin göğsüne kılıcını sapladı. Kanlı kılıcını hızla çekip Elena’ya doğru koştu. Atın arkasına bir sıçrayışta bindi ve üçü birlikte atlarını mahmuzlayıp ormandan uzaklaşmaya başladılar.

Oklar arkalarından geçip ağaçlara saplanıyor, kulaklarında ıslık çalıyorlardı. Ama artık geç kalmışlardı. Elena, Lorin ve Dare, Rose’un sayesinde kurtulmuştu.

Elena’nın gözlerinden yaşlar süzülüyordu, hem korkudan, hem de sevinçten. Kalbi hala deli gibi çarpıyordu ama içinde bir umut kıvılcımı yeniden yanmıştı.

“Seni gördüğüme inanamıyorum Rose…” dedi boğuk bir sesle.

Rose gülümsedi, gözlerinde yorgunluk ama aynı zamanda bir gurur vardı.

EJDERHA KRALA TUTSAK Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin