Gecenin geç saatlerinde, Elena atına bindirilmiş ve yabancı olduğu kişilerle birlikte bir yolculuğa çıkıyordu. Kimse Elena'yla konuşmuyordu; herkes sessizdi, sanki birbirlerine yabancıymış gibi. Elena, her şeyin hızla değiştiği bu yolculukta ne yapacağını, nereye gittiğini bile bilmiyordu. Sadece, babasını bulup bulamayacağına dair büyük bir endişe taşıyor, kalbi korku ve umutsuzlukla doluyordu.
Bir süre sonra, köylerine yaklaşırken, Elena, etrafına bakarak babasının izini aradı ama hiçbir şey göremedi. Gözleri, köyün uzaktan gördüğü tanıdık siluetlerine takıldı; ama ne babasını ne de onu bekleyen herhangi bir yüzü gördü. Köy, önceki gibi sakin ama bir o kadar da ürkekti. Her şey sessizdi, sanki bir felaketten önceki son anlar gibi.
İki asker, Elena'yı sertçe atından indirdi ve ellerini iplerle bağladı. Korku içinde, etrafına bakarak babasını aramaya devam etti ama köydeki kalabalık ona hiçbir şekilde yardımcı olmuyordu. Askerlerden biri onu, kolundan acımasızca tutarak sürükledi ve at arabasında hapsetmek için kafeste bulunan diğer kızların yanına götürdü. Kapıyı sertçe kapattılar. Elena, kafeste birbirine sarılmış korkmuş kızları gördü. Onların gözlerindeki korkuyu hissetti, ama aynı zamanda bir çaresizlik vardı. Hepsi, ne olacağına dair hiçbir fikre sahip değildi. Ve aynı şekilde, Elena da bilinçsizce onlara katılıyordu.
Bir süre sonra, turuncu saçlı bir adamın emriyle yola çıkmışlardı. Elena üzgündü. Babası ortalarda yoktu ve o kaybolmuştu. Elena, içinde sürekli büyüyen bir endişeyle, babasının başına bir şey gelip gelmediğini düşünüyordu. Yol boyunca, köyde duyduğu bir hikaye kafasında yankı yapıyordu. Ve o an, geçmişte duyduğu o eski hikaye tekrar aklına geldi...
🐉
10 YIL ÖNCE
Elena, sevincinden dolayı köydeki çocukların yanına doğru koşarak gitmişti. Her zaman olduğu gibi, çocuklarla oynamak istiyordu. Fakat, ne yazık ki çocukların çoğu bugün oyun oynamıyordu. Sadece birkaç erkek çocuk, ellerinde sopalarla bir şeyler yapıyordu. Kızlar ise, köyün dilencisi olan Hera'nın etrafında toplanmış ve ona kulak vermişti.
Merakla, Elena hemen yanlarına yaklaştı ve o da oturup Hera'nın sözlerini dinlemeye başladı. Diğer kızlar, Elena'nın geldiğini fark ettiğinde, birkaç tanesi hemen kalkıp gitmişti. Elena, onların gitmesine üzülse de yüzünü belli etmeden, sadece içinden acıyla gülümsedi. O sırada, birkaç çocuk hala Hera'nın etrafında toplanmıştı.
Bir kız çocuğu, merakla, Hera'ya dönüp sormuştu:
"Peki, gerçekten Ejderha Kralı var mı?"
Hera, gülümseyerek küçük kıza bakıp, başını sallayarak cevap vermişti:
"Elbette var."
Bir başka kız çocuğu, kafasını eğerek sormuştu:
"Peki, nasıl olabilir ki? Ejderha Kralı nasıl bir şeydir?"
Hera, derin bir nefes alarak, hikayeye başlamak için hazırlık yaptı ve gözlerini kızlardan birine odakladı.
"Size şöyle anlatayım... Bir zamanlar, insan krallığı ve şekil değiştirenler arasında büyük bir savaş vardı. Bu savaş tam bin yıl sürmüştü, ama sonunda şekil değiştirenler kazanmıştı. İnsan kralı, bu yenilgiyi kabul etti. Fakat, kraliçe..."
Hera, sesini alçaltarak devam etti.
"Kraliçe, öfkesine yenik düşerek, yasaklı bir şey yaptı."
Elena, her kelimesini dikkatle dinlerken, içindeki merak artmıştı. Diğer kız çocukları da dikkatle gözlerini Hera'ya çevirmişti. Hera, kısa bir duraklama yaptı, sonra anlatmaya devam etti.
"Kraliçe o zamanlar hamileydi. Ve bir prenses doğacaktı."
Elena'nın yüzünde bir heyecan belirdi.
"Güzelliğiyle, dağlar taşlar bile onu kıskanacak, güneş ona diz çökecek, ay ona boyun eğecekti."
Kızlardan biri hemen atılıp:
"Ama, nasıl olabilir ki? Sonuçta kral ve kraliçe insanlar. Bu nasıl bir prenses olabilir?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EJDERHA KRALA TUTSAK
FantasyDÜZENLEMEDE ve YENİDEN YAZILIYOR Elena kendi köyünde babasıyla sıradan bir hayata sahiptir, ancak bir gece namıyla korku salan ve eşi benzeri olamayan bir kral köylerine saldırı düzenler. Elena kaçmaya çalıştığı bu ejderha kraldan kurtulabilecek mi...
