BÖLÜM 28

9K 579 81
                                        


Ares gökyüzünde süzülerek Elena’yı dikkatle izliyordu. Gecenin karanlığında ay ışığı, onun dev kanatlarını gümüş gibi parlatıyor, sessizce süzülen bedeni gölgelerle oyun oynuyordu. Elena’nın davranışları Ares’in dikkatini çekmişti; normal değildi… Sanki başka bir dünyadaydı. Gözleri boş, adımları yavaş ve kararsızdı. Zarok, Ares’in sırtında endişeyle yer değiştirerek alçak sesle konuştu.

"Bizi neden fark etmiyor?" dedi gözlerini kıstırarak.

Ares, Elena’nın üzerinde dönerken bakışlarını yere dikti. Sesi sert ama içinde gizli bir endişe taşıyordu.

"Bilmiyorum... Sanki kendinde değil gibi. Bir çeşit trans halinde yürüyormuş gibi."

Zarok kaşlarını çattı, içinde büyüyen tedirginliği bastıramıyordu.

"Napıcaz peki? Böyle yürümeye devam ederse başı belaya girecek."

Ares gözlerini kısıp derin bir iç çekti. Kararını vermişti.

"Takip edeceğiz. Nereye gittiğini ve onu neyin etkilediğini öğrenmemiz lazım."

Elena sessizce yürümeye devam ederken, çevresi karanlıkla sarılıydı. Ormanın girişine yaklaştığında, ağaçların gölgesinden çıkan şekil değiştiren askerler önüne geçtiler. Zırhları ay ışığında hafifçe parladı.

"Prenses buradan geçemezsiniz!" dediler sertçe.

Fakat Elena'nın gözleri onlara takılmadı. Ne görüyor ne de duyuyordu sanki. Hiçbir tepki vermeden yürümeye devam etti. Askerler ellerini kaldırıp onu durdurmak istediler. Ares bu anı yukarıdan izledi, gözleri öfkeyle kıvılcımlandı.

"Bırakın geçsin!" diye gürledi gökyüzünden.

Askerler, Ares’in sesini tanımışlardı. Başlarını hafifçe öne eğip onayladılar ve yana çekildiler. Elena adımlarını sürdürmeye devam etti, hiçbir şey olmamış gibi.

Gecenin koyuluğu içinde yalnızca baykuşların çığlığı yankılanıyordu. Soğuk, toprağın üzerine çökmüştü. Elena, çıplak ayaklarıyla çalıların üzerinden geçerken hafifçe sendeledi. Ayakları yaralı, dudakları çatlamıştı. Birden durdu. Gözleri hafifçe kırpıştı ve başını çevirdi. Bilinç geri geliyordu.

"Ben… ben buraya nasıl geldim?" diye fısıldadı. Gözleri dehşetle etrafa baktı. Titriyordu. Kollarını kendine sardı.

Soğuk tenine keskin bir şekilde işliyordu. Birkaç adım geri attı. Kafasında sorular dönmeye başlamıştı ki o anda önündeki ağacın arkasından bir ses duyuldu.

"Sonunda geldin."

Elena ürkerek başını çevirdi. Gözleri, ağacın arkasındaki karanlığa dikildi.

"Kim var orada?! Sen kimsin?! Hem... ben buraya nasıl geldim?"

Ağacın ardındaki gölgeler arasında bir siluet belirdi. Bembeyaz, neredeyse parlayan bir kadın. Yüzü, saçları ve giysileri adeta ay ışığıyla dokunmuş gibiydi. Güzelliği başka bir dünyaya aitti. Elena’nın kalbi hızlandı. Gözleri büyüdü. Karşısındaki kadına bakarken sesi titredi.

"Sen... sen kimsin? Beni sen mi buraya getirdin?"

Kadın buruk bir şekilde gülümsedi. Yanaklarından bir damla yaş süzüldü. Elena hemen fark etti bunu.

"Evet, seni buraya ben getirdim... Sonunda seni gördüm... kızım."

Elena’nın gözleri doldu. Kalbi bir anda sıkıştı. Dudakları titredi.

EJDERHA KRALA TUTSAK Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin