bölüm 37

7.9K 472 128
                                        

Ares öfkeli bir şekil hızla askerine dönüp bağırdı.
"HAYIIIR!!!!"

"ASLAAAA!!!"

"KRALİÇE ASLA KİMSEYLE GÖRÜŞEMEZ!!!"

Elena araya girip arese baktı. Onu öfkeli hâliyle çok görmüştü ama bu sefer dahada korkmuştu.
"Sakin ol Ares onun bana zarar vereceğini sanmıyorum. Ne olursa olsun konuşmam gerek onunla."

İrina koltuğuna yayılıp sinsi ve ukala bir şekilde;
"Bırakın gitsin , babacığını görsün sevgili kraliçemiz."

Demesiyle Ares irinayı umursamayıp elenaya baktı.
"Asla olmaz , buna izin vermiceğimi biliyorsun!!"

Elena aresin elini tutup gülümsedi, işte o an Ares sanki herşeyi unutmuş elenaya odaklanmıştı, Elena
"Sakin ol lütfen, için rahat edicekse sende gel benimle , onunla konuşmam gerek hâlâ tam bilemediğim bir geçmişim var, ne kadar beni umursamamış olsada onun kanını taşıyorum Ares."

Ares çenesini sıkıp sinirle başını geriye attı ve kütleti. Parmaklarını stresle saçlarından geçirip elenaya döndü.
"Sakın yanımdan ayrılmıyorsun!"

Elena arese minnetle gülümseyip;
"Merak etme."

Ares elenanın gülüşüne hayran kalmıştı tekrar. O sırada elenaya çaktırmadan zihninden agrayla konuştu.
"Askerleri  bir çoğunu giriş kapısına yönlendirin!"

Agra onaylayıp;
"Tamam"

Diyip hızla işe koyuldu dareyle birlikte. Ardından Ares ve Elena sarayın çıkışına yönelip şehir kapısına gittiler. Elena belki bunu fark etirmiyordu ama hem heyecanlı, hemde korkuyordu. Ay tanrısının kendisinden değil merak etiği geçmişinden, onu neden terk ettiğinden, öğreneceği şeylerin ağırlığından korkuyordu, işte o an durup derin bir nefes aldı. Areste onunla beraber durmuştu. Elenayı tedirgin ve endişeli görünce yine ciddi bir tavırla konuştu.
"İstersen onunla karşılaşmak zorunda değilsin."

Elena kapıya bakıp tekrar derin bir nefes alıp verdi. Ve o an kendinden emin bir şekilde dikleşip konuştu.
"Ben hazırım."

Demesiyle Ares çenesini sıkıp askerlere başıyla kapıyı açmalarını işaret etti. Askerler kapıyı açarken Ares elenanın elini tutmuştu. Elena şaşkınca kapıya doğru bakan ve altan Altan  gülümseyen arese baktı. Onun varlığıyla daha güçlü olduğunu hissetmişti, ardından çenesini kaldırıp kapıya döndü. Her iki taraftan açılan kapıyı şekil değiştiren askerleri açarken sessiz bir an sadece rüzgarın vuhultusu ve büyük kapının gıcırtısıyla örtünmüştü. Kapı açıldığı gibi herkes girişteki bedeni görmüştü.

İşte oradaydı, bedeninden yayılan parlak ışıkla, sırtında beyaz uzun ve büyük kanatlarıyla oldukça heybetli olan ay tanrısı. Elena dikkatle inceledi. Beyaz saçları yaşının büyük olduğunu gösteriyordu. Keskin gözleri elenanın gözleriyle aynıydı. Sonuçta babası değil miydi?. Ayrıca arkasındaki bir ton zırhlarıyla parlayan askerlerde gözlerinden kaçmamıştı.  Elena yutkundu, ay tanrısı bir adım attı. Elena ise o an sadece yüzünde pişmanlık ya da herhangi bir duygu aradı ama hayır yoktu durgundu sadece, ardından elenada bir adım attı. Areste onunla beraber ilerledi. Her adımlarında sadece gözleriyle konuşuyor gibiydiler. Sonunda karşı karşıya geldiklerinde, ortam sadece sessizlikten ibaretti. Elena konuşmak istedi, sormak istedi. Ama hayır yapamadı. Tanımadığı ama babası olan bu adama karşı hiç birşey hissetmiyordu. Sonunda bu sessizliği ay tanrısı bozmuştu.
"Kızım?"

Demişti, Elena sadece yutkundu. İlk defa sesini duymasına rağmen hâlâ birşey hissetmiyordu. Sonunda tutulan dudaklarından ilk isyanı döküldü.
"Neden?"

O kadar içten söylemişti ki , o kelimenin içinde kırgınlık, yalnızlık ve çaresizlik vardı sanki. Ay tanrısı başını öne eğdi. Elena yine derin nefes almasıyla konuştu.
"Bana bak!"

EJDERHA KRALA TUTSAK Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin