18 Temmuz 2023
Mihra Akadalı
Bugüne kadar her şeye inanmıştım fakat hâlâ inanamadığım bir şey vardı; düğünüme otuz gün kalması. Nikah tarihimizi ,on beş gün önce, tam da istediğimiz tarihe almayı başarmamız ne kadar iyi olmuştu bilmiyordum. Ortada hiçbir şey yoktu. Evimiz yoktu, eşyamız yoktu, damatlığı yoktu, bindallım ve gelinliğim de yoktu. Etrafımdaki herkes bir yandan fazla kilolarını vermeye çalışıp ona uygun abiye bakıyor bir yandan da veremezlerse diye abiye bakıyorlardı. Tarifsiz bir panik içerisinde sürekli yetişmeye çalışıyorduk, hepimiz. Bir yandan iş hayatı bir yandan evlilik hazırlıkları derken artık boğulmak üzereydim. Bugün, dördüncü olarak gezdiğimiz evi de hesaba katarsak beynim iflas etmişti.
"Bu son evdi," dedi emlakçı çaresizce.
"Yok," dedi Asilhan. "Burası da olmaz."
"Başka bir ilan olursa görüşelim tekrar," elini uzattı sevgilime doğru. "İyi günler." İkisi tokalaştıktan sonra yollarımız ayrılmıştı.
"Hiçbir şey yetişmeyecek,"
"Sakin," havanın sıcağı üstümdeki bunaltıcı etkiyi arttırıyordu. "Halledeceğiz." Ona inanmak isteyerek onaylayıp arabaya doğru ilerledim.
"Babam bir emlakçı söylemişti," ne benim baktıklarım ne de onun baktıkları aklımıza yatmamıştı. "Yarın onunla görüşelim mi?"
"Görüşelim," başka çaremiz kalmamıştı.
"Nereye gidiyoruz?"
"Otele," dedi Asilhan.
"Ne?" Dudaklarındaki imalı ve çapkın sırıtışla bana doğru söndü. "Ne işimiz var otelde?"
"Ne işimiz olabilir otelde?" Dudaklarını yalayıp kaşlarına hacim kattı. "Düğün mekanı olarak seçtik ya, birkaç bir şey ayarlamışlar gelin bakın dediler." Sesindeki bariyer gülüşünü saklıyordu. Kasıtlı olarak yaptığına emindim. Düğüne az bir zaman kaldığı için mi böyle yapıyordu?
"Öyleli yani,"
"Hı hım," çantamın üstünde duran elimi kavrayıp kendi elinin altına aldı. "Sen ne düşündün acaba?"
"Asilhan..." Adını uzun uzadıya, bariz bir imayla söylediğimde gülüşünü saklamayı bırakmıştı.
"Aklın biraz dağılsın diye yaptım," derin bir nefes alıp bana doğru döndü. "Daha var güzelim, panik yapma."
"Bir ay var!" Dedim dayanamayıp. Neden bu kadar sakindi? Acele etmiştik ve yetişmemesinden deli gibi korkuyordum. "Hiçbir şey halledemedik bu iki haftada."
"Ettik," yine aynı rahatlıkla konuşurken bakışlarımı yola çevirdim. "Kına ve düğün salonunu tuttuk, davetli listesi yaptık sonra da davetiyeyi bastırdık. Ev de bakıyoruz ama bulamıyoruz. Yetmez mi bu kadarı?"
"Hayatım," itiraz etmeme fırsat vermeden birbirine yaslı ellerimizi dudaklarımın üstüne yapıştırdı.
"Hayatın yesin seni," gerçekten susturmak için mantıklı bir yol seçmişti. "Sen gevşe biraz ve bana güven. Her şeyi halledeceğim." Dudaklarım üstündeki elinin ters yüzeyine derince bir dokunuş yapıp indirdim yavaşça.
"Gevşeyemiyorum," erkeksi bir tavırla gülüp gözlerini kaçırdı.
"Gevşetiriz yavrum,"
"Hayır, yanlış anlıyorsun!" Kasıtlı olarak yaptığım bir şey değildi, istemsizce yanlış anlaşılmıştım. "O anlamda söylemedim." Hâlâ sırıtıyordu. Omzunu dürterek onu sarstım. "Asilhan ya! Pislik yapma!"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
22 | Yarı Texting
Novela Juvenil🧠: Diyorum ki Asilhan 🧠: Parmaklarım yoruldu 🧠: *fotoğraf Asilhan: Hay sikeyim Asilhan: Islaksın Asilhan: Bana niye atıyorsun 🧠: Islaklığımı sana bulaştırmak istiyorum 🧠: Kaslı parmakların beni dağıtırken 🧠: Bal gözlerini izlemem gerek �...
