18.

582 49 84
                                        

“ Saçmalık!” diye itiraz ettim artık gittikçe sinirlenerek. “ Harry’i bende sevmiyorum ama o bile kendi ismini kadehe atmış olamaz!”

Üç Şampiyon - eh daha doğrusu dört şampiyon - seçileli neredeyse üç gün olmuştu ve üç gündür konuşulan tek konu buydu. Elbette Harry’nin bir anda şampiyon olması okulu birbirine katmıştı, adının çıkması yetmiyormuş gibi bir de gerçekten onu yarışmacı olarak kabul etmişlerdi. Kahvaltıda, derslerde, akşam yemeklerinde, herkes ne zaman boş bir saniye bulsa bu konuyu konuşuyordu. Bütün okul onun nasıl bir sahtekar olduğundan ve kadehe adını nasıl atmış olabileceği ile ilgili teoriler üretiyordu. Kimleri onun yaş çizgisini gece gizlice geçip adını attığını söylüyor kimiyse adını başka birine attırmış olabileceğini iddia ediyordu. Benim teorimse bu Harry’e kurulmuş büyük bir tuzaktı.

Harry'i Goyle’un kokuşmuş çoraplarından daha fazla sevmiyordum fakat onun yüzüne bakan herkes böyle bir şeyi kendi yapmış olamayacağını anlardı. Harry ile gidip konuşmamıştım fakat her aklı başında insan gibi gözlerine bakınca ismini kendisinin atmadığına emin olmuştum. Görünen o ki koca Slytherin salonunda - ve tabii şu Durmstranglar da vardı artık - tek bir kişi bile benimle aynı düşünmüyordu. Koca salon kadar insana karşı laf anlatmaya çalışıyordum.

“ Sende demiştin, kim ömür boyu üne hayır der ki?”

Merlin’den tek dileğim şu an bana sabır vermesiydi. Ters bakışlarımı Pansy’e çevirdim. “ Ben ciddi bile değildim. Hem o zaten Harry Potter, Sağ Kalan Çocuk! Ömür boyu üne istese de istemese sahip. Üstelik Potterların yüklü bir miras bırakmış olduğunu duydum yani bu paraya da ihtiyacı yok. Sizce neden bunu yapsın ki?”

Durmstranglardan adının Simon olduğunu tahmin ettiğim çocuk boğazını temizledi. Dilimizi tam konuşamıyordu fakat tartışmayı izlemekten çok keyif alıyor gibiydi. “ Sevgili madam bence siz fazla iyi niyetli olmakta olmak.” dedi kelimeleri biraz yuvarlayarak.

Matthias kıkırdadı. “ Ah Star’ımız hep fazla iyi niyetli. Sümsük Potter’ın bile iyi biri olabileceğini düşünebilecek hatta buna inanabilecek kadar saf.”

“ Sende mi Matthias?”  dedim ihanete uğramış şekilde. Fakat herkesin tavrı kesindi. Harry Potter onların gözünde büyük bir sahtekardı.

“ Neye inanmak istiyorsanız ona inanın.” dedim tekrar öfkeyle koltuğuma gömülürken. Gözlerim istemsizce Draco’ya kaydı. Bu konu hakkında tek kelime etmiyordu çünkü benim tam tersim gibi düşüğündüğü söylemesine gerek bile yoktu. Benim Harry'i savunmam ise onu çileden çıkarıyordu.

Sonunda o duymaktan nefret ettiğim - Lucius Malfoy vari - ciddi sesiyle. “ O kokuşmuş Potter sahtekar.”

Blaise ona güldü. “ Kokuşmuş Potter… Hey bu bana bir fikir verdi. “

Onlar konuşmaya devam ederken dayanamayıp ayağa kalktım. “ Ben biraz hava almaya çıkıyorum.”

Blaise’in şakacı yüzü bir anda düştü, bana endişeli gözlerle bakarken ayağa kalktı. “ Hey hey… Bize kızmadın değil mi? Sadece kafa buluyoruz. Ayrıca şu herif haklı fazla iyi niyetli davranıyorsun. Geçen seneyi hatırlıyorsun değil mi? Amcan Azkabandan kaçtığında Potter'ın ilk işi seni suçlamak olmuştu. “

“ Kötülüğe kötülükle mi yaklaşmalıyım yani? Bu benim inandığım şey değil. Ayrıca o başka bir nedenden dolayıydı, yanlış anlaşılma.” İçimi çektim onlara amcamı anlatamadığım için Harry ile aramızda olanları da anlatmamın imkanı yoktu. Kısacası beni anlamalarının imkanı yoktu.

Pansy burnundan alaycı şekilde güldü. “ İyiliğe nereye demişler sahibimi… sevmeye* demiş. “

Aslında haklı olduklarını biliyordum, bu benim başıma gelse ilk karşımda duracak kişilerden biriydi Potter. Ama ortak amca gibi bir konumuz olduğundan beri onu istemsizce bir akrabam gibi görüyordum. Amcamın vaftiz oğluydu. Ki istemese bile Harry'nin de beni artık öyle gördüğünü biliyordum.

Star of DracoBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin