Bir hafta. Draco’yla kavgamızın üstünden tam bir hafta geçmişti. Dedikleri ve dediklerim hala içimde derin bir yarayken ondan uzak durmak için elimden gelen her şeyi yapıyordum. Neyse ki o da benimle aynı politikayı uyguluyor gibiydi çünkü bir kez bile karşı karşıya gelmemiştik.
Yemeklerimi Slytherin masanın ondan en uzak köşesinde yiyordum. İksir dersimiz dışında ortak bir dersimizde olmadığı için derslerde de onu görmüyordüm. En zoru da boş zamanlarımı doldurmaya çalışmak oluyordu. Draco’yu görmediğim gibi Pansy ve Blaise’den de istemeden uzak duruyordum. Onlarla aram hala iyiydi, bu kavgada taraf tutmayacaklarını yüzlerce kez açık açık söylemişlerdi ama yine de onlardan da uzak durmak istiyordum. Hatta Ashley ne kadar benim yanımda olmak için uğraşırsa uğraşsın onu başımdan atmanın bir yolunu buluyordum. Şu aralar tek istediğim kendimle baş başa kalmaktı.
Hogwarts’ın belki de en sevmediğim yönü muggle teknolojik aletlerinin çalışmasını engellemesiydi. Telefon hatta müzik çalar bile çalışmıyordu. Bu yüzden de yalnız başıma zaman geçirmek işkence gibiydi.
Yapabileceğim şeyler kısıtlıydı ama bir gün şans eseri kütüphaneye yolum düştü. Sınav zamanları arkadaşlarımla ortak salonda çalıştığım için kütüphanenin içini ilk kez doğru düzgün gezmiştim. Ve kendimden beklemediğim bir şekilde ders çalışmaya başladım. Bu sene sınavlar olmamasına rağmen ileri sınıf büyüler ve tılsımlar üzerinde çalışmak aslında epey eğlenceliydi.
Kütüphanedeki ikinci günümde iki tane Ravenclaw arkadaş bile edinmiştim - Ravenclawlar ve benim dışında ders çalışan başka deli olduğunu sanmıyordum- Alina ve Pearl adına iki arkadaş. Alina saldırma büyülerini çalışırken Pearl ise tılsımlara karşı özel bir ilgi besliyordu. İki gün üst üste beni tek başıma görünce sessizce yanıma sokulmuşlardı. Beklenmedik bu arkadaşlık bana kendimi iyi hissettirmişti.
Gündüzleri onlarla kitap okuyor, büyü alıştırmaları yapıyorduk. İkisi de benden iki sınıf büyüktü bu yüzden birçok ileri seviye büyüyü bana kolayca öğretmişlerdi. Bir hafta böyle devam etmişti. Ders çalışmak aklımı meşgul tutuyordu. Bugüne kadar.
Önemli bir saldırı büyüsünü incelerken bir anda gözlerime yaşlar doldu. Oppugno büyüsünü okumaya çalışırken gözyaşları ılık ılık yanaklarımdan akmaya başladı. “ Bu büyüyle efsunlanan hayvanlar istenen kişiye saldırabilir.”
Pearl kitabından kafasını kaldırıp beni görünce kitabı anında kapattı. “ Star? Sen iyi misin?”
Sessiz gözyaşlarım bir anda hıçkırıklara dönüşürken elimle ağzımı kapatmaya çalıştım. Şimdi Alina da kitabını bırakmış bana bakıyordu. Tedaylara hakim olmasalar bile Draco ile kavga ettiğimi elbette biliyorlardı. Hatta eminim ki okuldaki herkes kelimesi kelimesine öğrenmişti.
Pearl yanıma oturup hafifçe saçımı okşadı. “ Sevdiğin insanlarla aranın bozulması zordur. Eminim ki aranız terkar düzelecek.”
Neyse ki kütüphanede şu anda bizden başka kimse yoktu. Sesli şekilde burnumu çektim. “ Sanmıyorum. Çok ağır konuştuk.”
Pearl ve Alina birbirine sempati ve acımayla bakarken ayağa kalktım. “ Biraz hava alsam iyi olacak. Belki sonra size yine katılırım. “
Alina elimi sıktı. “ Bizi habersiz bırakma lütfen.”
Onun elini geri sıktım. “ Tamam tamam. Size de teşekkür ederim… çok yardımcı oldunuz bana.”
“ Lafı bile olmaz. Kendine dikkat et tamam mı? Eminim yakın arkadaşlarınla biraz sohbet etmek daha da iyi gelir.”
Onlardan ayrılır ayrılmaz kendimi bahçeye attım. Her zamanki ağacımın altına oturdum. Pearl haklıydı bunu biliyordum, birileri ile konuşmak muhtemelen bana iyi gelirdi ama şu an kimseyi istemiyordum. Draco dışında kimseyi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Star of Draco
FanfictionRegulus'un kızı Star ve ailesinin dostu Malfoyların oğlu Draco. Birbirlerinden başka arkadaşları yok. Acımasız şekilde büyürken sahip oldukları en gerçek şey birbirleri. Başlarına en fazla ne gelebilir ki :)
