“Size diyorum. Onları ben yarattım.” Alice’in oturduğu yerden birkaç sandalye uzak olsa bile sesini çok net duyabiliyordum. Zaten onunda sessiz olmak gibi bir derdi yoktu.
“Nasıl yaptığını neden anlatmıyorsun ki?!” Arkadaşı onun kolunu saklarken Alice mağrur bir ifade ile arkadaşına baktı.
“Malfoy için iş yapmak kolay değildir Candice. Maalesef ki inşa ettiğim şeyle yeterince övünemiyorum.”
Birinci sınıf kızlar Alice’e tanrıça gibi tapınırken kendi kendime kıkırdadım. Alice'in hakkını yiyemezdim, gerçekten bir noktada ilişkimiz onun ısrarcı kişiliği sayesinde başlamıştı.
Elimi sıkıca tutan Draco’nun eline baktım. Elim onun eliyle iç içeyken kalbim hala bir aptal gibi çırpınıyordu. Sanki bir haftadır resmi olarak sevgili değilmişiz gibi Draco bana her baktığında kızarıyordum. Her şey hala öyle tazeydi ki sanki bazen rüya görüp görmediğimden emin olamıyordum. Belki de bir çeşit beyin hastalığı geçirmiştim ve Draco ile sevgili olduğumu sanıyordum.
Draco hafifçe elimi sıkınca ne kadar komik şeyler düşündüğümü fark edip gülümsedim.
Tıpkı benim dediğim gibi olmuştu. Ertesi sabah kahvaltıya el ele indiğimizde zaten herkes olanları anlamıştı ve muhtemelen daha bir ilk lokamızı bile yemeden haber tablolara bile yayılmıştı.
Black ve Malfoy. Ne kadar da klişe bir çift.
Eminim ki ikimizinde akrabaları bu durumu duyunca fazla mutlu olacaktı. Özellikle Lucius Malfoy’un o bitmek bilmeyen imalı sırıtışları bir anlam kazandığı için. Babaannem de -artık sadece öfkeli bir tablo olsa bile- bu ilişkiden çok mutlu olacaktı.
Sevmediğim insanları böyle olsa bile mutlu etmek canımı sıkıyordu. Keşke herkese benim Draco ile sevgili olduğumu anlatmanın bir yolu olsaydı, Malfoy ile değil. Belki ikimizde isimlerimizi değiştirip Karayip Adalarına kaçabilirdik. Orada kimse bizi tanımazdı.
Teknik aksaklıklar -mesela uzak bir adada ben nasıl ünlü bir Quidditch oyuncusu olabilecektim ki!- aklıma takılınca fark etmeden kaşlarım çatılmıştı. Kendime yeni bir isim bulabilirdim. Belki Stella, belki Stellan. Bekle o erkek ismiydi sanırım. Sonra da bir ev bulmamız gerekecekti. Acaba büyücü paraları muggle paralarına dönüştürülebiliyor muydu? Ayrıca nasıl gidecektik ki, daha cisimlenme yapmaya iznim bile yoktu. Ah teyzem de buna çok sinirlenirdi-
Draco parmağını çatılmış kaşlarımın ortasına bastırdığında beni boğmaya başlayan düşünce fırtınası durmuştu.
“Her ne düşünüyorsan seni öyle içine almış ki birazdan beyninin patlamasından korktum.”
İstemsizce kıkırdadım. “Karayip Adalarına nasıl kaçabiliriz onu planlıyordum.”
Gülmesini ya da dalga geçmesini i beklerken o alaycı bir bilgelikle başını sallayıp salatalıklardan birine uzandı. “Ah tabii. Ciddi bir konu. Eminim onlarca teknik aksaklık bulmuşsundur.”
“Elbette!” dedim abartılı şekilde. “Mesela ben Quidditch kariyerime nasıl devam edeceğim?”
“Hmm… ben evde kalıp çocuk yaparım sende çalışmaya devam edersin.”
Böyle bir cevabı beklememem bir yana bunu öyle ciddi söylemişti ki kahkahamı tutamadım. Fazla sesli kahkaha bir sürü kafanın bize dönmesine sebep olmuştu. Kimisi iyi bakışlarken kimi alay ve nefret doluydu. En kötüsüyse Umbridge’in de dikkatini çekmiştim.
Bizim dip dibe oturduğumuzu görünce yüzündeki sinir bozucu gülümseme bozulmadı, sadece giydiği o iğrenç pembe kıyafetleriyle neredeyse aynı renkti artık. Bizim yanımıza daha gelmeden asasını uzattı. Sandalyelerimiz aniden birbirinden çok uzağa kaydı, Draco'nun elini bırakmamaya çalışırken neredeyse düşüyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Star of Draco
FanfictionRegulus'un kızı Star ve ailesinin dostu Malfoyların oğlu Draco. Birbirlerinden başka arkadaşları yok. Acımasız şekilde büyürken sahip oldukları en gerçek şey birbirleri. Başlarına en fazla ne gelebilir ki :)
