Bir haftadır geceleri uyuyamıyordum. Odamda bir hainle kaldığım fikri beni deli etmek üzereydi. Notu bırakının Ashley dışında biri olma ihtimalı çok düşüktü, ondan başka kim odama -odamıza- dikkat çekmeden girebilirdi ki. Yine de elimde kanıt olmadan kimseyi suçlamayacak kadar hala aklım başımdaydı. Kimseye tek kelime edememiştim.
Draco’nun bir işler çevirdiği aşikardı, Pansy ve Blaise çoğunlukla kendi dünyalarında olsalar da içimdeki uğursuz ses onların bu konuda benden yana olmayacağını söylüyordu. Onlardan başka kimsem yoktu. Ah tabii, Harry dışında.
Onunla aramızın nasıl olduğunu anlamak genellikle zordu ama sanırım bu aralar daha iyi sayılırdı. Kimseye fark ettirmeden onunla konuşmam lazımdı. Kahvaltıdan sonra birkaç saatlik boşluğumu bu göreve vermeye karar verdim. Diğerleri dersine giderken Harry’nin boş olmasını umuyordum.
Gryffindor ortak salonunun kapısında beklerken gergindim. Buraya daha önce Weasley ikizleri ile gelmiştim ama şimdi beni burada kimsenin istemediğine de emindim. İçeriden çıkan bir çocuğun kolunu tuttum. “Hey Longbottom. Bana Harry’i çağırabilir misin? Bazı quidditch işlerimiz var.”
Neyse ki yalan söyleme konusunda hala iyiydim. Eskiden gelen bir özelliğim olduğu için yalan söyleyebilmenin bizim ailemizde genetik olduğuna da emindim. Annemin kaç gece kendini ve kardeşini korumak için yalan söylemek zorunda kaldığını kim bilebilirdi ki?
Neville dediklerimi sorgulamadan içeri girip peşinde Harry ile geri döndü. “Star? Sirius iyi mi?”
“İyidir herhalde.” dedim umursamazca, çoktan onu kolundan tutup sürüklemeye başlamıştım bile.
“Sorun ne? Nereye gidiyoruz?”
“Merlin aşkına neden bu kadar fazla soru soruyorsun. Bana vaftiz kuzenler olduğumuzu söylemiştin değil mi? Şimdi vaftiz kuzenime ihtiyacım var.”
Cevabım onu tatmin etmiş olacaktı sonunda soru sormayı bırakıp peşime takıldı. Bahçeye çıkıp yasak ormana yakın bir yerlere oturduk. Draco’nun bizi görüp bunu da dert etmesi şu an istediğim son şeydi.
“Peki sorun ne? Anlat artık.”
“Sanırım bu okulda bir ölümyiyen var.” konuyu açıklamadan önce ne kadar ciddi olduğumu anlasın istiyordum. Harry şaşırmak yerini başını salladı.
“Biliyordum. bizimkilere yüz kere söyledim ama bana inanmadılar. Malfoy değil mi?”
“Ne?”
Harry de benim gibi kaşlarını çattı. “Draco’dan bahsetmiyor musun sen?”
“Hayır tabii ki!” dedim kendimi tutamayacak. “Draco değil! Onu suçlamak için seninle konuşacağımı mı sandın cidden. Draco değil!”
Harry'nin ikna olmadığını biliyordum ama o öfkemi görüp sustu. “O zaman kim?”
“Ashley. Benim arkadaşım Ashley Barton.”
Aylardır içimi yiyen korkularımı ve aldığım bütün tehdit mektuplarını anlatmaya başladım. Harry elindeki ders kitabını sıkarken -bu çocuk neden yanında bir iksir kitabı yaşıyordu ki?- beni dinledi. Bütün korkularım dilimden dökülürken ne kadar zor bir durumda olduğum gerçeği beni daha da korkuttu. Bana zarar verme ihtimalleri başıma gelebilecek en kolay şey olurdu ama artık benim de onlar adına endişelendiğim bir ailem vardı.
Anlatmayı bitirdiğimde Harry sadece başını salladı. “Bu gerçekten büyük bir sorun Star. Belki Sirius’a da anlatmalıyız, o ne yapacağını bilir.”
“Sence onun yeterince derdi yok mu? Yeniden hayata uyum sağlamaya çalışırken kendi dertlerimi de ona yüklemek istemiyorum. Eğer haklıysam bunu nasıl kanıtlayabilirim?”
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Star of Draco
Hayran KurguRegulus'un kızı Star ve ailesinin dostu Malfoyların oğlu Draco. Birbirlerinden başka arkadaşları yok. Acımasız şekilde büyürken sahip oldukları en gerçek şey birbirleri. Başlarına en fazla ne gelebilir ki :)
