Gözlerim Star’daydı. Son iki gündür gözlerimin Star’da olmadığı tek bir an bile yoktu.
Sanki normalde ondan başka bir yere bakıyordum ya.
İçimi çekip gözlerimi ondan ayırmaya çalıştım ama başarısız bir girişimdi. Kuzeni Miles’ın yanına oturmuş şimdi ki yeni takıntısı olan Tarot kartlarını ona anlatıyordu. Sanırım fal bakmayı öğreniyordu ama iki gündür konuşmadığımız için bilmemin bir yolu yoktu.
Beni öpüp kaçtıktan sonra… Eh bu her şeyi değiştirmişti. Parmaklarımı hafifçe dudaklarıma değdirdim. Olan her şey hala bir rüya gibi hissettiriyordu. Odama gelmiş, yaramı iyileştirmiş ve beni öpmüştü. Tam da bir peri masalına benziyordu.
Onunla konuşmaya, hislerinin ne olduğunu öğrenmeye can atıyordum ama Star’ı kendinden bile iyi tanıyordum. Onun üstüne gidersem daha çok kaçardı. Yine de belirsizlik beni öldürmeye başlamıştı. Öylesine bir şey değildi, öyle hissettirmemişti. Yine de emin olmam, Star'ın bana karşı ne hissettiğini kesin olarak bilmem lazımdı. İçten içe bunun ufak bir kafa karışıklığı olmasından korkuyordum. Bunu o anlık bir refleksle yapmış olabilirdi…
Blaise koluma vurduğunda kendime geldim. “Ya oyna ya da tahtayı senin kafana geçireceğim Draco.”
Pansy bizim büyücü satrancımızı izlerken çoktan sıkılmış büyücü dergilerinden bu yazın modasını okuyordu. Bir anda gözlerini kaldırıp bana baktığında kime baktığımı gördü. Yaramazlık yaparken yakalanmış bir çocuk gibi başımı çevirdim. Yüzündeki o gülümseme… sanki her şeyi biliyormuş gibiydi.
“Gözün bir yere mi takıldı Dray?”
“Hiç.” dedim oyuna odaklanmaya çalışırken.
Blaise Star’a doğru el salladı. “Star! Gel de beni şu aptaldan kurtar!”
Star’a bakmaya şu an cesaret edemiyordum ama hayır diyeceğini de çok iyi biliyordum. Gözlerimi canım buna bağlıymış gibi tahtaya çevirdiğim sırada Star'ın sesini duydum.
“Belki sonra. Miles’a birkaç havalı numara göstermekle meşgulüm.”
Blaise oflayarak önüne döndü. Star ile sanki sessiz bir anlaşma yapmış gibiydik. İkimizde bunun hakkında kimseye tek kelime etmemiştik. Her şey yolundaymış gibi yapıyorduk. O çoğunlukla kuzeni ve Ashley ile takılırken diğerlerini oyalamakta bana düşmüştü.
Satrancı Blaise kazanırken bende rahatlayarak arkama yaslandım. Onunla konuşmam lazımdı. Bu şeyin böyle devam etmesine izin veremezdim. Ama ben ,muhteşem Draco Malfoy, onun yanına gitmeye utanıyordum. Babam bunu duysaydı beni evden çoktan atmış olurdu. Ayrıca Star ile ikinci kez aramızın açıldığını duysa beni Azkabana attırırdı.
Aklıma küs olduğumuz zamandaki bir numara geldi. Mektup yazabilirdim!
“Benim bir işim var. Ödevimimi yapmayı unutmuşum!” Acele ile odama giderken onların ne dediğini bile duymamıştım.
Bir kağıt ve kalemi elime aldım ama birkaç dakika boyunca kağıda boş boş bakmaktan fazlasını yapamadım. Ne diyecektim? Açıklama mı yapmam lazımdı? Ama beni öpen oydu! Onu sevdiğimi mi söyleyecektim? Ama böyle bir şeyin kağıttan söylemesi doğru gelmedi. On beş dakikanın sonunda ne yazacağıma karar verdim.
Bu gece. Kara Göl’ün yanında. Gece yarısında.
DM
Bu kadarı yeterliydi sanırım. Saçma sapan birkaç kelime yığını olsa da onun beni anlayacağını biliyordum. Mektubu birkaç kez katlayıp Malfoy mührü ile kapattım. Daha biz bir şeyleri çözemeden bu dedikodunun duyulmasını göze alamazdım. Şimdiyse bu mektubu götürecek birini bulmam lazımdı. Belki yine birinci sınıflardan biriyle anlaşabilirdim ama Alice’in yine gönüllü olacağına emindim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Star of Draco
FanfictionRegulus'un kızı Star ve ailesinin dostu Malfoyların oğlu Draco. Birbirlerinden başka arkadaşları yok. Acımasız şekilde büyürken sahip oldukları en gerçek şey birbirleri. Başlarına en fazla ne gelebilir ki :)
