Başım tekrar sallandığında yumuşaklığa daha çok gömmeye çalıştım. Rüyalar ve gerçek dünya arasındaki bulanıklıkta olduğum için duyduğum gülme sesleri gerçek mi yoksa değil mi bilmem zordu. Tekrar hafifçe kıpırdanıp daha rahat bir pozisyon bulmaya çalıştım.
"Gülüp durmasınıza gerizekalılar, kızı uyandıracaksınız."
"Ya sussana bir Draco. Şurada güzel bir fotoğraf çekmeye çalışıyorum."
Patlayan ışık sonrası bilincim biraz daha yerine gelmeye başladı. Biri beni tutup tekrar yatırdı. "Daha yolumuz var Dalya, uyumaya devam et."
İtiraz etmeyi düşünsemde sıcaklık çok cazip geliyordu, tekrar yerleşip başımı koydum... Ne kadar süre çektiğini bilmiyorum ama tekrar gülme sesleri duyduğumda gözlerimi açtım. "Ne oluyor ya..?"
Blaise yeni aldığı kamerasını yüzümün dibine sokmuştu, ben itiraz edemeden bir fotoğraf daha çekti, Flash yüzümde patlayınca şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Blaise ve Pansy ile kahkahalara boğulmuştu.
Gözlerimi ovuşturup nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Artık tanıdık gelen tren vagonunu görünce okula gittiğimizi hatırladım. Hava kararmıştı, muhtemelen gece olmuştu. Yanıma bakınca bu iki salağın neye güldüğünü anladım. Draco cama yaslanmış uyuklarken bende ona yaslanmış uyuyordum. Onun cübbesini ikimizin üstüne örtmüşlerdi. Hafifçe esneyip hala uyuyan Draco'dan biraz uzaklaştım, cübbeyi kendi üstümden alıp onu tamamen örttüm.
"Siz neye gülüp duruyorsunuz?" dedim. Yeni uyandığım için hala en huysuz halimdeydim.
Blaise kıkırdayıp o büyülü albümünü bana uzattı. Yazın başında aldığı büyücü kamerası ile şimdiden albümün yarısını neredeyse doldurmuştu. Çoğu kendisinin ve Pansy'nin güldüğü fotoğraflardı. Sonlara doğru geldiğimde neye güldüklerini anladım. Benim ve Draco'nun onlarca fotoğrafını çekmişlerdi. İlk başta Draco'nun omzunda uyuyan ben, sonra Draco'nun biraz daha yaslandığı benim neredeyse tamamen kolunda uyuduğum başka bir fotoğraf. İkimizin horul horul uyuduğu başka bir fotoğraf.
Ağzım açık uyurken çektikleri fotoğrafı görünce yastığımı öfkeyle onun doğrudan kafasına attım.
"Hey! Çok acıdı ama."
"Bu kadar rezil fotoğrafı çekerken hiç utanmadın mı Zabini."
Blaise sırıtarak albümü geri aldı. "Aslında ne kadar becerikli bir fotoğrafçı olduğumla gurur duyuyorum. Şuna baksana benden başka kim salyalarının aktığını bu kadar net çekebilirdi ki?"
"O fotoğrafları bir yerde görürsem seni Kara Göl'ün dibine atarım ve kaza süsü veririm."
O gülerken Draco homurdandı. "Siz ne saygısız insanlarsınız ya, şurada bir huzur vermediniz ki uyuyalım."
Blaise vakit kaybetmeden albümü onun da gözüne soktu. Draco fotoğraflara bakarken hafifçe sırttı, bir sayfayı yırtıp cebine koydu.
"Hey, sanatıma böyle saygısızlık yapamazsın."
"Dayak yemediğine şükret Zabini."
Blaise dudaklarını büzüp albümünü geri aldı. Bu sene onun fotoğraf makinesinden epey çile çekeceğimizi hissedebiliyordum.
"Bütün yol uyudunuz resmen, çok sıkıcısınız."
Onu duymazsan gelerek kollarımı yukarı kaldırıp esnedim. "Okula daha çok var mı?" dedim. Draco'nun üstünden eğilerek dışarıyı görmeye çalıştım, nerede olduğumuzu anlamayınca geri çekildim.
"Yarım saat falan var." dedi Draco.
Huzursuzca kıpırdanıp onlara baktım. "Size bir şey anlatacağım."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Star of Draco
FanfictionRegulus'un kızı Star ve ailesinin dostu Malfoyların oğlu Draco. Birbirlerinden başka arkadaşları yok. Acımasız şekilde büyürken sahip oldukları en gerçek şey birbirleri. Başlarına en fazla ne gelebilir ki :)
