27.

385 46 51
                                        

Pansy üstümdeki battaniyeyi tekrar çekmeye çalıştığında bu sefer ona karşı çıkmak yerine battaniyeyi bıraktım.

“Star! Kalk şu lanet koltuktan artık!”

Onu ve beni izlediğini bildiğim Blaise ve Draco’yu görmezden gelerek yüzümü yastığa gömdüm. Takımdan atıldığımdan beri ortak salonun zümrüt yeşili koltukları en çok vakit geçirdiğim yere dönüşmüştü. Artık ne okulun ne de derslere devam etmenin bir anlamı varmış gibi geliyordu.

“Siz gidin. Canım istemiyor…”

Draco -o olduğunu sürekli kullandığı parfümünden biliyordum- koltuğun koluna oturdu. “Sen gitmiyorsan bende gitmiyorum Star. Takımdan çıkarıldın diye okul hayatın bitmiş gibi davranamazsın.”

Başımı gömdüğüm yastıktan çıkarıp ona baktım, yine ağlamaya başlayabilirdim tabii gözyaşlarım çoktan kurumamış olsaydı.

“Takımdan çıkarılmadım Draco, takımdan atıldım. Çünkü o kadına karşı gelecek kadar aptaldım! Eğer birazcık aklım olsaydı susardım o zaman hala… hala tutucu… olabilirdim…” Sesim titrediği için cümlemi bile zor tamamlamıştım. “Onu bu kadar zorlamamalıydım. Benden çok daha güçlü olduğunu unutmamalıydım. Aptallık ettim… Öfkeme yenik düşmek yerine akıllıca düşünmem gerekirdi.”

Draco hafifçe saçımı okşadı. “Eğer bunu yapmış olmasan o zaman bildiğim Star olmazdın. Sen her zamanki gibi dik durdun ve doğru bildiğin şeyi yaptın.”

Blaise hafifçe omuzlarını silkti. “Açıkçası o kadını kendine düşman edebilen tek Slytherin olman ayrı bir başarı. Umbridge bizim binaya resmen tapıyor! Tabii sen dışında.”

Gözlerimi kaçırdım. Haklı olması can sıkıcıydı. Umbridge geldiğinden beri bizim binamıza ayrımcılık yapıyordu ama ben bunu bile mahvetmiştim. Doğru bildiğim şeyleri savunmak benim için doğal bir şeydi, kendimi bildim bileli geri adım atmazdım. O kadın kötüydü; kan ayrımcılığı yaptığını saklamıyor, öğrencilere açık açık işkenceler yapıyordu. Sessiz kalmak beni de onun kadar kötü yapmaz mıydı?

Doğru şeyi yaptığımı bildiğim halde takımdan atılmam aklıma geldikçe kalbim ağrıyordu.

Draco Blaise’in koluna vurunca Blaise de sustu. “Siz gidin Hogsmeade’e. Ben Star’la kalıyorum.”

İkisi itiraz edecek gibi oldu ama Draco onlara ters ters bakınca isteksizce salondan çıktılar. “Benim için kalmana gerek yok Dray.” diye mırıldandım.

Beni koltukta biraz ittirip yanıma oturdu. O da gitmeye hazır olduğu için üstündeki atkıyı ve montu çıkarıp kenara koydu. “Sen bu haldeyken hiçbir yere gitmem. İstersen bir şeyler yaparız ya da istersen burada boş boş oturup beraber surat asarız. Seçimi sana bırakıyorum.”

Onun ciddi ses tonunu istemsizce kıkırdadım. “Çok sinir bozucusun.”

“Beni tamda bu yüzden seviyorsun.” duraksayıp mavi gözlerini doğrudan gözlerime çevirdi. “Bak şu an dünyanın sonu gelmiş gibi hissettiriyor biliyorum ama değil. Umbridge gittikten sonra eminim ki takıma geri alınırsın. Senin kadar iyi bir tutucuyu asla bulamazlar.”

“o kadının gideceğinden nasıl bu kadar eminsin?”

“Son dört senedir her sene karanlık sanatlara karşı savunma hocalarımızın başına felaketler geliyor. Eminim ki sene sonu Potter ve arkadaşları da ondan bir şekilde kurtulurlar.”

Sessizce önüme döndüm. Parmaklarımın ucunu incelerken aklımdan binlerce şey geçiyordu. “Herkes benim deli olduğumu düşünüyor değil mi? Umbridge size bayılıyor. Sorgu Tim diye bir saçmalık bile kurdu.”

Star of DracoBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin