33.

223 26 33
                                        

Hayatımda daha önce mezarlıklara neredeyse hiç gitmemiştim. Birkaç kez Watson ailesinin büyükdedelerini ziyaret etmeye gitmiştim ama o zamanda hiçbir şey hissetmemiştim. Mezarın altında yatan kişi size ait değilse o kadar da önemli görünmüyordu. Sonuçta bir gün herkes ölecek değil mi?

Ama şimdi iki mezar taşına bakarken nefes almakta bile zorlanıyordum. Yan yana sıralanmış iki mezar taşı.

Gwendolyn Dainty.
Regulus Black.

Annem ve babamın cesetleri hiçbir zaman bulumamıştı ama teyzem onlardan umudu kestikten sonra ikisi içinde bir mezar taşı yaptırmaya karar vermişti. Böylece belki de sonunda onların öldüğüne gerçekten inanabileceğini düşünmüştü. Belki de bir şekilde ablasını onurlandırmak istemişti. Mezarların boş olduğunu bilsem bile boş gibi hissettirmiyordu. Sanki annem ve babam onların için ne kadar uğraşıldığını biliyordu, mezarları boş bırakmamak için ruhları burayı ziyaret ediyordu. Öldüklerinde bile ruhlar hala yan yanaydı. Onları hiçbir şey ayıramamıştı. Ama ben ayrı düşmüştüm. Diğer çocuklar gibi annemin saçlarımı örmesi babamın bana bisiklet sürmeyi öğretmesi gerekirdi. Onlarla büyümem gerekirdi.

Teyzem için güçlü duracağıma söz vermiştim ama gözyaşlarım beni dinlemeden yanaklarımdan akıyordu.

“Gwendolyn Dainty. Değerli bir arkadaş, sevgili ve kardeş.” Teyzemin titreyen sesini duyunca ona doğru döndüm. Teyzem hafifçe gülümsedi. “O zamanlar anne olduğundan emin olmadığım için mezar taşına yazdırmak istememiştim ama istersen bir düzenleme yapabiliriz.”

“Önemli değil.” diye mırıldandım.

Regulus Black
İyi bir kardeş, sevgili.

İyi bir kardeş. Sirius onu bırakıp evden kaçmıştı, gerçekten iyi bir kardeş miydi? Ufacık bir çocuğu evde bırakıp gittiğine inanmak zordu. Şimdi o ufacık çocuk boş bir mezar taşından başka bir şey değildi.

Teyzem ile düğüne yetişmemiz gerektiğini biliyordum ama burayı gelmeyi teyzem istemişti. Düğününden önce orada olmayacak tek kardeşini de görmek istemişti. Benimse bu mezarlara ilk gelişimdi. İçinin boş olduğunu bilirken gelmek anlamlı gelmemişti ama şimdi o taşları gördüğümde…

“Sanırım geç kalmasak iyi olur…” diye mırıldandım isteksizce. Burada bütün günümü bile geçirebilirdim ama bunun sağlıklı olan seçenek olmadığını da biliyordum. Özellikle de bugün yarın doğurmak üzere olan bir kadınla.

“Haklısın. Hadi daha herkese dedikodu malzemesi vereceğiz. Seni Daintylerin geri kalanı ile tanıştırma vaktimiz geldi, tabii kimler gelir bilmiyorum. Abim aileden atıldığında bende onunla durmuştum. Akrabalar arasında pek sevilmeyiz ama eminim Gwen’in çocuğunu görmek için gelen meraklılar olacaktır. Ayrıca düğününde karnı burnunda bir gelini asla kaçırmazlar.”

Tekrar babamın mezarına baktım. Teyzem abisi ile durabilmişti, küçük olduğu halde onu yalnız bırakmamıştı. Ah böyle anlarda amcamdan nefret etmemek imkansızdı.

Amcam neredeyse ölümden döndüğü için ona fazla sinirli kalamıyorum. Kurtulması benim sayemde mi olmuştu bilmiyorum ama son anda yetişen bakanlık adamları onu affedilmez lanetin önünden kurtarmıştı. En azından Harry’nin bana anlattığı buydu.

Tuzak buydu, Harry’i Sirius ile kandırmışlardı. Bunu ona bende söylemiştim ama o görene kadar inananmamaya ısrar ettiği için neredeyse amcamı kaybedecektim. Olayların benimle ne kadar alakası vardı emin değilim ama sanırım Snape benim ona görümden bahsetmemden sonra Bakanlığa haber vermişti.

Ah. Görüm.

İyice Daintylere benziyordum.

Olanları çok anlamasam da kesin olan bir şey vardı ki o da Kim-olduğunu-bilirsin-sen geri dönmüştü. Geçen sene kimse Harry’e inanmasa bile şimdi Sihir Bakanı kendi gözleri ile gördükten sonra inkar edebilecek kimse kalmamıştı. Umbridge'i de ormanda bulduktan sonra delirdiğine kanaat getirip hastaneye yatırmışlardı.

Star of DracoBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin