Babam elindeki tabakla bana yaklaşırken renkler çok parlaktı. Sanırım bir piknikteydik ya da öyle bir şey. Nedense ne olduğunu hatırlayamıyordum. Annem gülümseyerek tabağıma bir çörek koydu. İkisi de hiç konuşmuyordu ama bu tuhafıma gitmedi. Sanırım hep böyleydik, sessiz ama mutlu bir aile. İkisinin yüzü de tam net değildi buna rağmen annemin güneşte sıcacık parlayan saçlarını ve babamın yeşil gözlerini ayırt edebiliyordum. Tıpkı benim gözlerimin yeşiliydi. Yüzlerini görmeme gerek yoktu onların benim ailem olduğunu ve bunun çok güzel bir gün olduğunu biliyordum. Bu bana yeterli geldi.
Annem ve babam yan yana otururken onların arasına kendimi sıkıştırıp ikisininde gülmesini sağladığımda bende mutlu oldum. Ne kadar da güneşli ve mutlu bir gündü. Tıpkı her ailenin sahip olması gerektiği gibi.
Kafam trenin camına sertçe çarptığında gözümü vagonda açtım. Az önceki güneşli rüyam yerini yağmurlu bir Eylül gününe bırakmıştı. Pansy ve Blaise karşımda dergi incelerken Draco dalgın dalgın kitabını okuyordu. Kafamı çarptığım kısım fazla acıdığı için elimde ovuşturdum. Rüyam yüzünden sızlayan kalbimi de ovuşturup acısını dindirebilmeyi ne de çok isterdim.
“Star? Sen ağladın mı?”
Blaise’in sorusu üzerine hepsi bana döndü. Elimi kaldırıp yanağıma değdirdiğimde birkaç damla gözyaşı elimi ıslattı. Ağladığımı bile fark etmemiştim. Belli ki beynim daha rüyanın bana çok uzak bir gerçeklik olduğunu anlamadan kalbim her şeyin yalan olduğunu görmüştü.
“Ağlamıyorum.” dedim sesimin titremesini bastırmaya çalışarak. “Esnerken olmuş olmalı. Ayrıca kafamı cama fena vurdum, muhtemelen şişecek.”
Draco kitabını bırakıp bana yaklaştı. “Bir bakayım.” Sıcak elleri saçlarımın içinde dolanırken benimde içim ısınmaya başladı. Derin bir nefes alıp rüyamı kalbimin çok derinlerine görmeye çalıştım.
“Ah şişmiş bile.”
Ufak şişkinliğin üstüne bastırdığında acıyla geri çekildim. “Acıdı!”
“Özür dilerim. Gel öpeyim de daha iyi olsun.”
Çocuk gibi dudaklarımı büzüp ona doğru eğilirken sonunda kalbim rahatlamaya başlamıştı. Draco saçımı okşayıp yumuşakça öptü. “Daha iyi mi?”
Başımı salladım. “Biraz, sanırım biraz daha öpmen gerekebilir.”
“Siz fingirdeşmeye devam ederken biz gidip biraz çikolata alacağız.” dedi Pansy abartılı sesle. İstemsizce gülümsedim. “Bana da kurbağa çikolatalardan alır mısınız? Hala Helga HufflePuff’ı bulamadım.”
Blaise bana göz kırpıp çıkarken Pansy abartılı öpüşme sesleri çıkarırken sonunda onu da kolundan tutup dışarı çekti. İkimiz yalnız kaldığımızda ona sokuldum. Draco da sessizce bana uyum sağladı, bacaklarımı bacaklarının üstüne çekip başımı göğsüne yasladı. Başımı tekrar öperken gülümsedim.
“Kötü bir rüya mı gördün?”
Başımı kaldırıp onun yüzüne baktım. “İçimi nasıl görüyorsun? Tek kelime bile etmemiştim.”
Draco alaycı kibirle sırıttı. “Ben her şeyi bilirim, özellikle de seninle ilgili olanları birtanem. Şimdi anlat bakalım şu rüyanı bana.”
Onu daha fazla sorgulamayı bırakıp tekrar başımı göğsüne koydum. “Aslında kötü bir rüya değildi. Çok güzel bir rüyaydı. Annem ve babamla pikniğe gitmiştimik. Güneşli bir gündü, yemyeşil çayır altımızda uzanırken biz… biz beraberdik.”
Draci beni dinlerken sessiz kaldı, elleri daha saçımı okşarken onun sessiz desteğini hissedebiliyordum.
“Öyle gerçekti ki, imkansız olduğunu fark etmek çok canımı yaktı.”
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Star of Draco
Hayran KurguRegulus'un kızı Star ve ailesinin dostu Malfoyların oğlu Draco. Birbirlerinden başka arkadaşları yok. Acımasız şekilde büyürken sahip oldukları en gerçek şey birbirleri. Başlarına en fazla ne gelebilir ki :)
