" Yani o sarı civcivin oğlu ile çok yakın arkadaşsın." diyor teyzem merakla.
Tekrar derin bir nefes alıyorum. " Evet teyze, ayrıca onun adı Draco sarı civcivin oğlu falan değil. Sen onun gelmesini istemiyorsan ben Malfoyların yanına gidebilirim."
Astrid uzun eteğini savurup kanepeye uzanıyor. Dudaklarını büzerken kedi yavrusu gibi yüzüne bakıyorum. " Madem bu kadar istiyorsun Star gelebilir tabii ki."
" Ah çok teşekkür ederim. Gerçekten pişman olmayacaksın Draco harika biri!"
Teyzem bir şeyler mırıldanırken koşarak odama çıkıyorum. Hala Astrid teyzemle yaşamak ve o evin gerçekten bir parçası olmak tuhaf geliyor. Okul biter bitmez evime gelmiştim ve burası... Gerçekten evim gibi hissettiriyor. Teyzem ben gelmeden önce odamı çoktan hazırlamış, ne sevdiğimden emin olamadığı için dekorasyonu bana bırakmış fakat yatak, dolap gibi bütün ana eşyalarım hazırdı. Yerleşme işinin zamanla yavaş yavaş olacağına eminim.
Hızlıca bir mektup yazmaya başlıyorum.
Sevgili Draco,
Tatile gireli tam üç gün oldu bence artık beni ziyarete gelme vaktin çoktan geldi. Teyzem hiçbir sorun olmadığını, seni seve seve kabul edeceğini söyledi. Lucius Malfoy eğer izin vermeye yanaşmazsa benimde bir daha Malfoy malikanesine asla gelemeyeceğimi söyle.
Önce senden bir haber sonra da en kısa sürede seni bekliyoruz
Sevgiler Star Gwen Black
Mektubu katlayıp hemen teyzemin baykuşun ayağına bağlıyorum ve onu yoluna uğurluyorum.
***
Yaz tatili aslında hiç beklemediğim kadar güzel geçiyordu. Senenin başında kalacak bir yerim olmadığı için endişelenirken şimdi vasim olan bir teyzem ve beni sık sık görmeye gelen dayım ve bir kuzenim bile vardı. Kendi ailem olduğu fikrine alışması zordu, bu yaşıma kadar Watson ailesinde bir evlatlık olduğumu bilerek yaşamıştım. Gerçi evlatlıktım bile denilemez, belli bir yaşa kadar parayla bakılmıştım. Şimdiyse benim bir ailem vardı, annemin kanından canından olan insanlar.
Blackler hakkında duyduğum korkunç şeylerden sonra belki de baba tarafımdan hayatta kalan kimsenin olmaması daha iyidir diye düşünmekten kendimi alamadı. Azkabandaki amcam Sirius Black hariç elbette. Ama duyduğuma göre orası hayallerin ötesinde bile korkunç ve kaçılması imkansız bir yerdi.
Mucizevi şekilde ılık bir öğlenden sonra odamın büyük camının önünde oturmuş Draco'nun geleceği zamanı bekliyordum. Mektubuma cevap vermiş en kısa sürede yanıma geleceğine bana güvence vermişti.
Bir saat sonra dışardaki hareketlilik dikkatimi çekiyor. Astrid sakin bir mahallede yaşıyordu,bizimki gibi çoğu evin arka bahçesi ormana doğru uzanıyordu.
Draco ve ev cinleri Ewa'yı görünce elimdeki kitabı kenara fırlatıp kosarak aşağı inmeye başlıyorum. " Draco geldi!" diye bağırıyorum teyzeme.
Astrid mutfaktan bir şeyler söylüyor ama durup onu dinleyemeyecek kadar heyecanlıyım. Doğrudan ön bahçeye koşuyorum. " Draco!"
" Hey Star." Draco da bana doğru gülümseyerek geliyor, ortada buluştuğumuzda kollarımı sıkıca ona doluyorum.
" Beni çok beklettin, neredeyse bir ay oldu."
" Evden kaçmak pek kolay olmadı, en son biraz göz korkutmak zorunda bile kaldım."
Onun bavulunu tutan Ewa'ya da gülümsüyorum. " Merhaba Ewa."
Ewa her zamanki gibi büyük bir şaşkınlık ve minnetle önümde eğiliyor. " Ah Efendi Black.. ne kadar da cömert... Ewa'nın adını hatırladı... "
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Star of Draco
FanfictionRegulus'un kızı Star ve ailesinin dostu Malfoyların oğlu Draco. Birbirlerinden başka arkadaşları yok. Acımasız şekilde büyürken sahip oldukları en gerçek şey birbirleri. Başlarına en fazla ne gelebilir ki :)
