∞16∞

14.5K 433 27
                                        

Keyifli okumalar!

Aşk neydi? İlk görüş mü, ilk bakış mı? İlk sesini duyuş muydu yoksa? Ya da ilk ten teması ile miydi?

Aşk, mantığının yerini kalbine bırakmasıydı. Aşk ilk görüşte hoşlanmak, ilk bakışta elektrik almak, ilk sesini duyuşta, alınan elektriğin seni çarpması ilk temasta ise kendini aşkın, şefkatli görünüp ama acımasızlığın ta kendisi olan kollarına teslim etmekti.

Hani Mabel Matiz aşk yok olmak diyor ya, gerçektende öyleydi. Aşk, sevdiğinin uğruna kendinden vazgeçmek idi.

Şu son bir aydır, kendimi ne kadar aklımı kullanmak için çabalasamda kullanamıyordum. Zihnimi sürekli kurcalayıp duran Azad varken, benim aklımı; mantığımı kullanmam imkansız gibi bir şeydi.

İki gündür kulaklarımda Azad'ın hıçkırıkları çınlıyordu. Bu öyle bir yüktü ki, kendimi hiç olmadığım kadar suçlu hissediyordum.

Azad bana o gece hayal bile edemeyeceğim şeyi yapmış, ağlamıştı. Duygularını kendinin bile bilmeyeceği yerlere saklamayı beceren adam, ağlamıştı; hemde hıçkırarak!

Belki geri dönmem içindi, belki pişmanlığındandı belki de çaresizliği göz yaşlarına dönüşmüştü.

Nedenini düşünmek için hiç fırsatım olmadı ama ben, sevdiğim adam ağlarken yapmak istediğim tek şey, onun acılarını sanki benim hiç acım yokmuş gibisine sarılarak üstüme almaktı. Ona sarılarak sevgimi kemiklerine kadar işlemek istemiştim.

"Acaba beni ne zaman fark edeceksin?"

Gelen tanıdık ses ile bir anda ürkerek yatakta yan tarafa sıçradım. Bakışlarımı tavanın beyazlığından alıp, Seren'e çevirdim.

"Odadan çıkıp gittiğin zaman. Ondan dolayı hadi Seren dışarı,"

Dedim ve tekrardan yorgun gözlerimi tavana çevirdim. Tavana bakmak iyi geliyordu. Sanki tavanın beyazlığı, ruhumun karanlığını örtüyormuş gibi hissediyordum.

Yanıma çöken ağırlık ile birlikte yorgunca nefesimi verdim. Neden beni iyileştirmeye çalışırken daha da kötüye götürecek hareketler yapıyorlardı ki?

Ben kendim ile girdiğim savaştayken, birde insanlara iyiymiş gibi davranma savaşına girmek istemiyordum. Odamda, saatin, tik tak, sesini duyacak kadar yalnız kalmak istiyordum.

Ben sadece kendimi bulmak istiyordum ve insanlar her zamanki gibi buna izin vermiyordu.

"Birilerine ihtiyacın olmadığını kendine inandırmaya çalışma, Sinemis. Senin seni anlayacak birilerine ihtiyacın var."

Dedikleri kesinlikle yanlıştı. Benim kimseye ihtiyacım yoktu. Ağlamak için bir omuza, derdimi anlatmak için birine, alış-veriş yapmak için çılgın bir arkadaşa veya dışarıda gösterişli bir lokantada yemek yemek için yanımda bir kavalyeye ihtiyacım yoktu.

Benim ihtiyacım olan tek şey bendim. Eğer benliğimi saklandığı o küçük delikten çıkarabilirsem, her şey rayına otururdu.

"Beni anlayacak birisi yok."

Bir de bu vardı tabi. Ben bile yaptıklarımın, yaşadıklarımı anlayamazken, başka biri anlayamazdı.

"Doğru, ilk önce yaptıklarını senin anlaman gerek değil mi?"

"Evet ve bunun için yalnız kalmaya ihtiyacım var. Şimdi lütfen git."

Birinin sesini çekemeyecek kadar gürültülü düşüncelerim vardı. Beni bana bırakırlarsa eğer, ben her şeyi yerine koyacaktım ama beni bana bırakmıyorlardı.

-Kuma-Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin