YB geldi yavrukuşlarım!
Sizce yeni kapak güzel mi, eskisine mi döneyim?
Bu arada arkadaşlar artık bölümlere sınır koymaya karar verdim, çünkü okuyup oylamayan arkadaşlar var. Emeğe saygı lütfen! Şimdilik sınır koyacağım, düzeldiğinde koymam. Bu bölümün sınırı +10 vote olsun!
---
Her zamanki kahvaltıda, Selin'in karşısında yerimi almıştım.
"Ali?" Babamın sesini duyduğumda ona döndüm. "Efendim?" Şaşırmıştım, çünkü babam beni çağırıyorsa ya önemli bir şey olmuştur, ya da bir şey soracaktır.
"Yemekten sonra odama gel." diye emrettiğinde ensemden aşağı bir korku dalgasının geçtiğini hissettim. Hayır deme gibi bir şansım yoktu, o yüzden kafamı olumlu anlamda salladım.
Kahvaltı, benim için çok stresli geçmişti. Güneş ablalar bizim eve taşındığından beri babam benimle uğraşmıyordu, bu yüzden az da olsa sırtımdaki yaraların acısının azalmaya başladığını hissediyordum. Ancak bugün tekrar döverse beni babam, ne yapacağımdan hiçbir fikrim yoktu.
Selin'in bana tereddütle baktığını gördüm, o da endişeleniyordu. Ona güven vermek istercesine gülümsedim, ama ne kadar gerçekçiydi bilmiyordum.
"Anne biz geç kalıyoruz." dediğinde Nazlı, Selin, Peri ve Savaş'la beraber kalktılar çantalarını omuzlarına asıp. Babam da masadan kalktığında korkak adımlarla arkasından ilerlemeye başladım odasına doğru.
Babam odanın ortasında, elleri arkasından bağlı, sırtı bana dönük bir şekilde duruyordu ama arkasında olduğumun farkındaydı. "Sana ne demiştim ben?" diye soludu. O kadar sakindi ki, bir an bana bağırıp çağırmasını istedim, sakinliği onu daha korkutucu yapıyordu çünkü.
Cevap vermedim, tek yapabildiğim kafamı öne eğip yere bakmaktı.
Bana doğru dönüp bir adım attı ve çenemi tutup o iğrenç suratına bakmamı sağladı. "Ne dedim sana!" diye bağırdı. Cevap vermemekte diretiyordum. Bir anda öfkeyle elini kaldırdı ve tokat atmasıyla kafam sağa doğru savruldu. "Cevap ver!"
Alt çenemin titrediğini hissettim, ama kendimi kontrol etmeliydim. Ağlayıp daha fazla eğlendiremezdim onu. Ağzımı açıp tek bir kelime etmek yerine, kafamı ona doğru yavaşça döndürdüm ve alaylı bir şekilde gülmeye başladım.
Affallamıştı, ama bozuntuya vermedi. Bir tokat daha attı.
Gülmeye devam ettim. Ağlamak yerine gülmek daha iyiydi.
"Bir daha," dedi parmağını göğsüme doğru işaret edip. "Bir daha, seni Selin'in yanında görürsem, çok... Çok kötü olur." dedi sesini sakin tutmaya çalışıp. Konuşmayacaktım. Konuşursam sözlerime hakim olamayacağımı biliyordum. Bu onu çok daha sinirlendirse de sırıttım.
"Üstünü çıkar ve dön arkanı." dedi babam. Gülümsemem soldu suratımdan, istemsiz bir şekilde korkuyla parlamıştı gözlerim. "Sen benden daha acizsin, seni kimse sevmeyecek." dedim içimde kalan son cesaretle ve üstümü çıkarıp arkamı döndüm. Babamın kemerini çıkardığını hissedebiliyordum. Gözlerimi kapadım acıya kendimi hazırlamaya çalışırken.
Çat! Bu sefer gülen babamdı. "Bir daha desene." dedi kahkahalarının arasından.
"Sen herkesin karşısında acizsin." dedim kafamı acıdan arındırmaya çalışırken. "Seni kimse sevmeyecek!" diye bağırdım gözlerim kapalı bir şekilde oğlunu döven babama. Suratına bakarak söylemeye cesaretim yoktu şu an.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Uzayın Gecesi
Fanfiction"Koca gözlü kız kaybetti kendini gözlerinde uzayı taşıyan bir adamın mavilerinde..." --- Biz Uzay ve Gece, Ali ve Selin'dik. Gökyüzündeki birbiri için parlayan iki yıldızdık. Birimiz ışığını kaybederse, diğerimiz de sönerdi. Birbirimize aittik. Kalb...
