Canım kardeşim,
Bugün gidip yine dünkü banka oturdum. Dersim vardı elbette ama, benim durumumdaki birinin diplomaya ihtiyacı olduğunu sanmadığımdan bankı tercih etmiştim. Hem dediğim gibi dünya geç kaldığım mucizelerle dolu bir yerdi ve biraz daha geç kalmayı göze alabileceğim noktayı çoktan geçmiştim.
Büyülenmiş gibi insanları seyrediyordum, gülümsemelerini, kahkahalarını, öfkelerini... Sonra yanıma biri oturdu. Bankın diğer ucuna değil, bilirsin sahiplenmeyi istediğimden ne kadar büyük olursa olsun daima bankın en orta yerine otururum. Bundandır ki yanıma birisi oturduğunda ister istemez irkildim.
"İnsanlar sandığın kadar mucizevi değiller," dedi. "Mucizevi olduklarını bilmedikleri sürece de olamayacaklar." Sesi bir tuhaftı, çok tanıdıktı. İster istemez kaşlarımı çattım. "Mesela şu kıza bak," diye devam etti. "Kırmızı ayakkabılı olanına."
Bahsettiği kıza dönüp baktığımda sakince yürüyen güzel bir kızla karşılaştı bakışlarım.
"Ölüme yürüyor, biraz dikkatli bakarsan sen de görürsün. Bile isteye gidiyor hem de. Kırmızı ayakkabılarını sırf bu yüzden giydi. Çok yazık değil mi? Onunla yer değiştiremiyor olmanız. Onun hiç düşünmeden bir adımda içine edeceği zamanı sana veremiyor oluşu çok yazık."
Söyledikleri başımı döndürmeye başlamıştı. Gerçeği sen bile bilmezken, bu adam nereden biliyordu?
Sormaya fırsat bulamadan kalktı ve koşturarak uzaklaştı. O gün ilk kez mucizeyi değil, mucizeyi boş yere harcayanları düşündüm. Sadece kırmızı ayakkabılarıyla ölüme yürüyen kızı değil, ömürlerini boş yere, boş şeylerle, boşa harcayan milyonlarca insanı.
Ve sonra hiçbir şeyin aynı olamayacak kadar değiştiği günden bu yana ilk kez ağladım.
Kendime değil... Onlara...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kız Kardeşime Mektuplar
Short StoryCanım Kardeşim, Bu tuhaf adamla nasıl tanıştığımın hikayesi.
