🍁 24

1.5K 247 8
                                        


Canım kardeşim,

Malik'i en son görüşümde yine tuhaf bir şey oldu. Ama bu sefer tuhaflık onda değildi.

Yeşim'le buluşmaya gidiyordum. Şu senin nefret ettiğin ve beni kullandığını söylediğin eski arkadaşım Yeşim'le. Hani ortalama bir güzellikte olan ama yaptığı makyajla dünyanın en güzel kızına dönüşebilen lise arkadaşımla. Aslında bunu sana hiç söylemedim ama ben de onun beni kullandığını biliyordum. Lisede kendisinden güzel olmayan, kendisinden sosyal olmayan, ezik birine ihtiyaç duymuştu ve tam da bu yüzden beni seçmişti. Onun suyuna gidecek, kendi fikirlerini söylemekten aciz birinin yanında parlamak istiyordu. Aramızdaki kontrastı kullanarak olduğundan daha güzel, daha sevimli, daha arzu edilesi olmak istemişti. Ve tam da bu nedenlerle ondan nefret ettiğini biliyorum ama ben ondan hiçbir zaman nefret etmedim. Suç onda değildi çünkü. Yeşim'in karakteri böyleydi. Onun bütün molekülleri bu eksende dizilmişti.

Onun yanında olmayı ben de istemiş olmasaydım, beni tutamayacağını ikimiz de biliyoruz. Suç Yeşim'de değildi. Yaptıklarını beni küçük düşürmek için kasti yapmıyordu, sadece kendisini yüceltmeye çalışırken ben kolleteral hasar olarak harcanıyordum o kadar. Madem her şeyin farkındaydım, neden lise hayatım boyunca onunlaydım? Çünkü ben de yeterince güzel olmayan, yeterince konuşkan olmayan, yeterince fikirlerini söylemeyen, hakkını arayamayan bir koyun olmaya ihtiyaç duymuştum. Sanırım yani... Eskileri düşündüğümde yaptığım çıkarım bu yönde.

Evet karakter olarak sessiz sakindim, yaratılışım gereği benim moleküllerim de bu eksende dizilmişti lakin ezik olmayı kendim tercih ettim. Bir insan sessiz sakin ama aynı zamanda sözü dinlenen, otoriter, fikri merak edilen biri olabilir. Lise sınıfımdaki Rıdvan gibi olabilir mesela. Varlığını normal zamanlarda hiç fark etmediğin kadar silik olup haksızlık zamanında bir kaplana dönüşebilir insan. Ya da size tenezzül etmiyorum imajını takınarak suskun kalabilir. Ama ben bu ihtimallerin hiçbirini denemedim. O kadar koyun olmaya meraklıydım ki Yeşim bana ilk yaklaştığında kendimi ona sımsıkı zincirledim.

Kızman gereken Yeşim değil, benim.

Her neyse, otobüsteydim. İnmeme dört beş durak kalmış olmalıydı. Belediye otobüsü duraktan yolcuları alıyordu. Birden yanımdaki boş koltuğa birisinin oturduğunu hissettim. Ama aldırmadım, camdan dışarıyı seyrediyordum.

"Tavşan kanı çay severim, üç şekerli." diye konuşmaya başlayan sesi duyduğumda panikle ona döndüm. Bu olamazdı işte. Kesinlikle olamazdı. Yeşim'le tanışmasını istemiyordum.

"Malik, benimle gelemezsin." dedim tak diye. İçimdeki sıkıntıyla. Gerçekten gelemezdi benimle. Yeşim'i liseden beri görmüyordum ve lisede profesyonel makyöz artı stilist olan kızın moda tasarımı okumaya başladıktan sonra nasıl göründüğünü hayal bile edemiyordum.

Malik koltukta bacaklarını genişçe açmış ama her nasılsa dizini bana değdirmeden oturmayı başarmıştı. Kollarını göğsünde bağlayıp "Ya, öyle mi?" diye sordu alaylı bir sesle "Seninle bir yere gittiğimi de nereden çıkardın?"

"Ben ciddiyim, Malik. Bu sefer benimle gelemezsin." diye homurdandım ama çoktan bakışlarını benden çekmiş önüne bakmaya başlamıştı. Sinirle ellerimi yüzüme kapattım. Ama sonra bir an için şaşırdım. Neden bu kadar sinirlenmiştim ki? Tuhaflaşmıştım. Sakin olmaya çalışarak Kızılay'a kadar camdan dışarıyı seyrettim.

Otobüsten birlikte indik. "Söylemek istediklerini yutma. Unutma bir korkakla, cesur taklidi yapan bir korkak arasındaki farkı kimse anlayamaz." dedi Malik yüzüme bile bakmadan. Söylediğini anladığım ilk anda tökezledim, neredeyse düşecektim. Ama kendimi toparlayıp ona ne demeye çalıştığını sormak üzereydim ki yoğun kalabalığın içine ilerleyip ortadan kayboldu.

Bir süre olduğum yerde duraksadım. Çevremden gelip geçenler bana çarpıp duruyor bazen kaba laflar homurdanıyorlardı ama aldırmadım. Olanları düşündüm. Belki de gerçekten söylediği gibi benimle gelmiyordu. Ama iyice şaşırmıştım. Çünkü benimle gelme dediğimde sinirlenmişti. Bir de üstüne ettiği bu garip laf vardı. İşin içinden çıkamayacağımı anladığımda çok fazla düşünmemeye çalışarak Yeşim'le buluşacağımız kafeye kadar aceleyle yürüdüm ve duraksamadan içeri daldım.

Yeşim'e bakınırken bir yandan da içeriye doğru yürüyordum. Birden gözlerim onu bulunca donup kaldım. Sandığımın aksine sadece Yeşim yoktu masada. Ve bana bu ayrıntıyı söylemeyi kasıtlı unutmasının öfkesiyle yumruklarımı sıktım. Hiçbir şey olmamış gibi bana el sallıyordu bir de. Daha da öfkelendim. Yeşim'in el salladığını gören herkes bana dönmüştü. Yüzümü sakin tutmaya çalışarak kalabalık masaya yaklaştım. Önce Nükhet kalktı ve "Selam canım." diyerek boynuma atıldı. Onu Mine takip etti. Geri kalanlarsa sandalyelerini biraz yana çekerek bana yer açmaya uğraşıyorlardı. Atakan "Liseden sonra kayıplara karıştın kızım." diye serzenişte bulunurken Ali yan masadan bir sandalyeyi benim için çekmişti.

Gergin bir şekilde Atakan'ın yanına benim için çekilmiş olan boş sandalyeye yerleştim. Herkes benden cevap bekliyor gibiydi. Yüzlerine teker teker baktım. Hepsi az ya da çok değişmişti. Sonra onları düşünmeyi bırakıp kendimi getirdim aklıma. Ben de değişmiştim. Ve o kadar çok değişmiştim ki artık onların tanıdığı o ezik kız değildim. Birden bunu bilmelerini istedim.

Hani filmlerdeki ve kitaplardaki klasik senaryolarda hep olur ya ezik kız, tırtıl halinden büyüleyici bir kelebeğe dönüştüğünde ilk işi geçmişiyle yüzleşmektir. Bu da öyle bir şeydi işte. Yani abartmayı bir kenara bırakırsam, kötü bir lise hayatı yaşamamıştım hatta gayet güzel olduğunu söyleyebilirim ama şimdi dönseydim değiştireceğim bir kaç şey de yok değildi. Ve Malik'in söylediğini tam da bu yüzden uygulamaya karar vermiştim.

Önce "İyiyim, siz nasılsınız?" dedim. Sonra "Vizeler, ödevler derken aklıma gelmediniz." diye devam ettim. Yeşim tam karşımda oturuyordu. Bana güzel bir gülümseme gönderdi. Tahminlerimde yanılmamıştım, neredeyse bir manken edasıyla kurulmuştu sandaleyesine. Söylediklerimin hoşuna gitmediğini hissettim.

"Hoş geldin." derken sesi yumuşacıktı ama gözlerinde o her zamanki tilki bakışlarını yakaladım. İster istemez gülümsedim. "Hoş buldum, Yeşim'cim. Hele seni daha da hoş buldum. Liseden sonra makyaj konusunda çokça ilerlemişsin, yüzündeki devasa kraterler artık neredeyse hiç görünmüyorlar."

Suratı şokla gerilirken masa aniden sessizleşti. "Ama hafızan için aynısını söyleyemeyeceğim tatlım. Bana bugün herkesin geleceğini söylemeyi unuttun yine."

Söyleyeceklerimi bitirdiğimde genişçe gülümsedim. Gruptan çıt çıkmıyordu. Ama istifimi bozmadan sağ tarafımda oturan Bensu'ya döndüm. "Siparişleri vermiş miydiniz?"

Siparişleri vermemişlerdi. Elimi kaldırıp garsonu çağırdım ve herkesten önce siparişimi verdim, diğerleri de beni takip etti. Sonrasında ortamdaki buz çözülmüş gibiydi. Konuşmalara olabildiğince katıldım. Eski defterler açıldığında yeri geldikçe herkese laf sokmadan durmadım. Sonra siparişlerimiz geldi. Frambuazlı pastamdan keyifle yedim. Bu arada Yeşim benden intikam almak için tüm ilgisini yanındaki Giray'a odaklamıştı.

Bu çocukça haline içimden gülmeden edemedim. Lisede de böyleydi. Ne zaman bir çocuğa ilgi duysam benden önce davranıp muhakkak o çocuğu elde ederdi. Hoş, zaten benim herhangi bir girişimde bulunacağım da yoktu ya neyse. Ben her zaman hoşlantılarını kendi içinde yaşayan bir kızdım. Sevgililik olaylarını mantıklı bulmuyordum. Sonuçta lisedeydik ve sonsuza kadar mutlu yaşamayacağım belli olan birisiyle vaktimi harcamak bana saçma geliyordu. Ama Giray, o zamanki tüm hoşlantılarımdan daha farklıydı. Bir kere, daha uzun sürmüştü ve sanki daha ciddiydi.

Bunları düşünürken bir taraftan da karşı çaprazımda oturan Giray'ı izliyordum. Lisede bile var olan bad-boy havaları iyice belirginleşmişti. O zamanlar ailevi sorunları olduğu için istemeden oluşturduğu imajı artık tüm dünyaya kendini sunuş şekli olmuş gibiydi. Boyu Malik'den kısaydı, saçları kahverengi, tek kulağına da küpe takmıştı. Yüzü kemikli ve aynı zamanda narin olmayı başarabiliyordu fakat o anda Malik kadar güzel olmadığına karar verdim. Malik'in daha sert bir mizacı vardı, yüz hatları ona göre daha yumuşaktı ve saçlarıyla sakalları neredeyse gece kadar karanlıktı. Dedim ya Malik daha güzeldi.

Ama tuhaflık işte tam da buradaydı. Ben o anda neden Malik'i düşünüyordum? Neden Malik'le Giray'ı kıyaslıyordum? Dedim ya tuhaf bir şey oldu. Olan işte tam da buydu.


Kız Kardeşime MektuplarBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin