Canım kardeşim, salıncakta yeterince hızlı sallanırsan göğe dokunabileceğini sanan akıllı,
Az önce seninle konuştum, telefonda. Ve hattı kapattığımızda iyi hissetmiyordum. Yeni edindiğin arkadaşlarından bahsediyordun ve çok heyecanlıydın. Grupça birlikte takıldığınızı ve çok güzel vakit geçirdiğini anlatırken sen, ben içimde kabaran tuhaf bir hüzünle dinliyordum sesini. Bu neşeni bir ay sonra artık yaşayabilecek miydin? Bu kadar özgür ve çocuk kalabilecek miydin? Senin omuzlarına yükleyeceklerimden sonra hâlâ salıncakla göğe dokunmayı deneyecek kadar cesur olmaya devam edebilecek miydin?
Yağmur hızla ama incecik yağıyor, gök simsiyah bir kubbe gibi yükseliyordu. Hava serindi ama aldırmadım, üşümek de bir bakıma mucizeydi. Yavaş adımlarla boş çocuk parkındaki salıncaklara ilerledim. Başım hafifçe ağrıyordu ama evden çıkarken şapkamı yanıma almayı akıl etmemiştim. Bir süre durdum boş salıncakları izledim. Bir şekilde gözüme onlar da hüzünlü görünüyorlardı.
Geçip salıncakları gören banklardan birine oturdum. Bir yandan da sana zamanı geldiğinde durumu nasıl açıklayacağımı düşünüyordum ve bir de vaktin geldiğini nasıl anlayacaktım o kısım vardı. İçim sıkılıyordu, ruhum sanki boğuluyordu. Sonra parkın diğer ucunda uzun bir beden belirdi. Başında hem kırmızı bir beyzbol şapkası hem de onun üstüne geçirdiği kazağının kapüşonu vardı. Elleri fermuarlı kazağının ceplerinde yavaş adımlarla yaklaştı bana.
Önümde durup gözlerimin içine baktı. Yüzü ifadesizdi ama sakallarının onu bir önceki görüşümden biraz daha uzun olduğu dikkatimi çekti.
"Hadi gel." dedi.
İkiletmedim, arkasından salıncaklara yaklaştım. Durup bana döndü ve gözlerimin içine tuhaf bir şekilde bakıp salıncaklardan birine oturdu. Paslı zincirler ağırlığına rağmen gıcırdamamıştı. Ben de diğer salıncağa geçtim, eski tahtanın ıslak olmasına aldırmadan oturdum.
Beni en olmadık zamanlarda nasıl buluyordu bunu düşünmeye başlamıştım. Yani benim bile son dakika haberim olan spontan planlarımın onu şaşırtmıyormuş gibi bir hali vardı.
"Belki de düşündüğün gibidir." dedi birden.
Ben salıncakta hafifçe sallanmaya başlamıştım o ise hiç kıpırtısız duruyordu.
"Ne düşündüğüm gibidir?"
Bakışlarımı ona çevirdiğimde yüzü bana dönüktü. Üstündeki kazak yağmurda benek benek koyulaşırken cevap vermeyeceğini biliyordum. "Ne düşündüğümü nereden biliyorsun? Belki de senin bana kafayı takmış bir sapık olduğunu düşünüyorumdur." diye ekledim.
Beyaz dişlerini gösterecek kadar geniş gülümsedi. "Belki öyledir. Ama kimin kime kafayı taktığını ikimiz de biliyoruz." dedi. Hızla yüzümü önüme döndüm. Saçlarım ve kıyafetlerim sırılsıklamdı. Kolumla yüzümü silip kalbimin biraz yavaşlamasını bekledim. Bu kadar anlaşılıyor muydu yani? Tamam, günlerimin çoğunluğunu onu ve tuhaflıklarını düşünerek geçiriyor olabilirdim ama bunu açığa çıkaracak bir şey yaptığımı hiç sanmıyordum. Güldüğünü duydum.
Ellerimle zincirlere tutunup salıncağı hızlandırırken bile verecek bir cevabım yoktu. Yağan yağmurda soğuk havanın içime işlemesine izin vererek sessizce sallanmaya devam ettim. O da yanımdaki salıncakta hiç kıpırdamadan oturdu. İlk karşılaşmamızı düşündüm ve sonraki her birini; her defasında teklifsizce yanıma gelip benimle konuşmaya başlamıştı, bense ona soru soracağım diye heyecanlanıyordum. Saçmaydı. Her gün biraz daha ölürken meraktan çatlamaya ayıracak vaktim yoktu. Cesaretimi toplayıp yeniden yüzümü ona çevirdim, uzakta bir noktaya bakıyordu.
"Malik, kimsin sen?"
Uzun zamandır düşünüp durduğum soruyu pat diye sormanın verdiği rahatlıkla ona bakıyordum. Yüzünü bana çevirdiğinde "Yani, gerçekten kimsin?" diye ekledim.
"Görüğün kişiyim."
Kaşlarımı çattım. Gördüğüm yakışıklı, etkileyici, derin, tuhaf, gizemli adamın biriydi ve üstelik adını bile bilmiyordum. "Hadi ama! İnsanlar hiçbir zaman tam olarak diğerlerinin gördüğü kişi değildir."
"Evet," dedi gözlerimin içine bakarak "...ama ben tam olarak senin gördüğün kişiyim. Malcolm X. Malik Şahbaz."
İçimden garip bir his esip geçti. Evet, bana bir şeyleri söylemiyordu ama benim de ona her şeyi söylediğim yoktu.
"Ölen bir kızla bu kadar vakit geçirmen tuhafıma gidiyor, Malik."
Omuz silkti sonra da "Benim ölmediğimi kim söyledi?" deyiverdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kız Kardeşime Mektuplar
Krótkie OpowiadaniaCanım Kardeşim, Bu tuhaf adamla nasıl tanıştığımın hikayesi.
