Canım kardeşim, karıncalar yorulmasın diye bulduğu yiyecek kırıntılarını onların yuvalarına kadar taşıyan yardımsever,
Rachel Corrie, adını duydum geçenlerde. Merak ettim. Sonra 16 Mart 2003'te öldüğünü öğrendim. Ve öldüğünde sadece yirmi dört yaşında olduğunu.
Genç ölmüş, diye geçirdin mi içinden? Yazık olmuş dedin mi? Ben dedim.
Genç ölmüş, hem de çok genç ve acı dolu. Bir tankın onu iki kere ezmesiyle ölmüş. Tonlarca ağırlığındaki sert ve soğuk, acımasız bir tankın ve ondan daha da acımasız bir İsrail askerinin ezmesiyle... Birinde kafatası kırılmış, diğerinde kaburgaları kırılıp akciğerlerini parçalamış. Canı çok acımış.
Ama yine de çok güzel ölmüş diye düşünmeden edemedim. On yaşında inandığı güzellikler için on dört sene sonra canını vermiş. Acı dolu ama güzel ölmemiş mi, sence de?
Şiir gibi...
Ve biraz da kahramanca...
Çoğu kimsenin yapamayacağı gibi...
Filistin'in çocukları onu çok sevmiş olmalı. Ve tabi mazlum coğrafyaların diğer çocukları da.
Cesurca ölmüş Rachel. Adam gibi ölmüş. İnsan gibi...
On yaşında inandığı her şeyin, aslında gerçekleştirilebileceğini on dört sene sonra göstererek, ispatlayarak ayrılmış bu dünyadan. Öldürülmüş.
Ve ben burada, onun büyüdüğü toprakların aksine, uzatsam kanayan çocukların ellerini tutabileceğim kadar bir mesafede; yirmi iki yaşında, hâlâ neye inanacağımı bilmeden ölüyorum.
Video: Rachel Corrie'nin 10 yaşında yaptığı konuşma
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kız Kardeşime Mektuplar
Short StoryCanım Kardeşim, Bu tuhaf adamla nasıl tanıştığımın hikayesi.
