🍁45

1.4K 248 19
                                        

Malik kapının dışındaydı. Günlerdir. Sanki azarlanmayı bekleyen yaramaz bir çocuk gibi. Bekliyordu.

Ama yoktu.

Ama vardı.

Vardı. Herkes için olmasa bile benim için vardı. Olmuştu. Olmadığını kim söylerse söylesin...

Ve her şeye rağmen onu yoksayamıyordum. Annemizin ağlamaktan kırmızıya kesmiş gözleri yorgunluğa daha fazla dayanamayıp kapandığı ilk anda sessizce yataktan çıkıp pembe pofuduk terliklerimi ayağıma geçirdim ve derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Tam karşımda pencereye omzunu yaslamış duruyordu.

Bakışlarındaki hüzün siyahı, duruşundaki derinlik, saçlarının alnına dökülüşü, sakallarınının karanlığında daha da ortaya çıkan pembe dudakları, ceplerine sakladığı uzun ve biçimli parmakları... Her şey, o kadar gerçekti ki; olmadığını söyleyenlerin kör olduğuna yemin edebilirdim o anda. İlk gülümseyişi içime işlemişken, güldüğüm ve ağladığım o en tuhaf anlarımızda, vitrin camında bile beraberken nasıl gerçek olmazdı?

Benim zihnimin bir ürünüyse eğer... Benim hayalimden başka bir şey değilse, nasıl benim bilmediğim şeyleri de bilirdi? Belki de hayal değildi. Buna o kadar inanmak istemiştim ki, okuduğum o milyonlarca ucuz aşk romanının ve fantastik kitapların etkisiyle sadece benim görebildiğim sihirli bir varlık olma ihtimalini bile düşünmüştüm. Vampir, kurtadam, hortkuluk, ne olursa işte. Hayal olduğu dışında her şeyi kabul etmeye hazırdım. Saçma olduğunu biliyordum. Gerçeği biliyordum. Lakin tam karşımda öyle gerçek dururken nasıl olurdu da olmadığına inanırdım?

İnanmadım.

Yüzüne daha fazla bakmadan yürümeye başladım. Beni takip edeceğine emindim. Filmlerdeki gibi hastanenin çatı katına çıkan yolu bulmayı isterdim ama olmadığına emin olduğumdan kafeteryaya inmeyi tercih ettim. Ziyaret saatleri bittiği için epeyce tenha olan alanda ilerleyip dipteki masalardan birine geçtim. Bakışlarımı cama çevirdim. Bulutların arasından yırtık yırtık görünen lacivert göğün yıldızlarına baktım. Malik gibiydiler onlar da. Işıkları milyarlarca ışık yılı uzaklıktan gelirken dünyaya çok zaman sonra ulaşıyordu. O ışıklarını gördüğümüz yıldızlardan bazıları çoktan ölmüştü. Belki de orada değillerdi artık ve biz yine de onları orada var sayıyorduk. Bütün insanlık olarak...

Müstehzi bir gülümseme dudaklarıma yayıldığı vakit bakışlarımı gökten çekip yavaşça önüme döndüm. Malik tam karşımda keskin bakışlarını yüzüme sabitlemişti. Bir süre hiç konuşmadık. Bu işin nasıl yürüyeceğini tahmin edemiyordum. Hayalim mi önce konuşmalıydı yoksa ben mi konuşmalıydım emin olamıyordum.

Malik'se ifadesizdi. Belki de ona herhangi bir duygu yükleyemeyecek kadar kendiminkilerde boğulduğumdan onu böyle hayal ediyordum.

Bilmem neden sonra "Aklına takılanları sor." diye konuştu Malik, oturduğu sandalyede geriye yaslanmış ve kollarını göğsünde birleştirmişti.

"Yani aklıma takılanları bilmiyorsun öyle mi?"

"Bir kısmını bildiğime eminim fakat hepsini bildiğimi söyleyemem."

"Bu iş nasıl yürüyor önce oradan başlayalım. Beynimin içindesin ama orada neler olup bittiğini bilmiyorsun!?"

"Beyninin içinde olduğum konusunda haklı olabilirsin. Diğer insanların tamamı gibi ben de beyninin içindeyim."

"Onlarla kendini kıyaslama bile."

"Onlarla kıyaslanamaz olduğumu biliyorum. Söylemek istediğim dış dünyayı algılamak için onu beynimizin içinde imgelememiz gerektiğiydi. Mesela şu adam-" dedi ve iki yan masamızda tek başına oturan sondalı ve boynunda kateteri olan toprak rengindeki adamı işaret etti. "orada var ama o orada öylece dururken senin onu algılaman için gördüğün, duyduğun, bildiğin, tecrübe ettiğin her şeyi zihninde bir araya getirmen gerekiyor."

Daha fazla bu derin ama o an için öfkemi daha da keskinleştirmekten başka bir işe yaramayan açıklamasını dinlemek istemediğimden elimi durmasını söylercesine kaldırdım.

"Yeter bu kadar. Bana olmadığın halde aslında ne kadar da gerçek olduğunu anlatmanı istemedim senden!"

"O zaman ne istediğini söyle."

Benim bütün kızgınlığıma rağmen sonsuz bir sakinlikle söylediği cümleden sonra gözlerimin dolduğunu hissettim. "Gerçek olmanı istiyorum." diye fısıldadım yavaşça. Bulanıklaşan bakışlarımı önüme indirdiğimde bir damla firar edip usulca yanağımdan akmaya başlamıştı bile. "Ama olamazsın."

Yüzümü kaldırdığımda acıyla gülümsemişti.

"Gerçek olmadığıma nasıl bu kadar inanabildin?"

Kız Kardeşime MektuplarBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin