🍁30

1.3K 239 12
                                        

Canım kardeşim, hâlâ kalemlerinin ucunu kemirmekten vazgeçmeyen küçük fare,

Seninle hayatımızın en ciddi kavgasını hatırladım bugün. Hani kavgadan sonra iki gün soğuk savaş dönemine girdiğimiz ve birbirimizle tek kelime dahi konuşmadığımız kavgamızı. Ve komik geldi. Yani en başta komik geldi. Sonra düşündükçe o kadar da komik olmadığını fark ettim.

O zamanın furyası olan ve her çocuğun muhakkak sahip olduğu sanal bebeğimiz... Sümük yeşili parlak bir plastiğin aramızda o kadar büyük boyutta bir fikir ayrılığına neden olacağını asla tahmin edemezdik. Hem ikimiz de sanal bebeğimizin büyüyüp serpilmesini istiyorduk, amacımız aynıyken nasıl fikir ayrılığına düşebilirdik ki?

Fakat öyle olmadı. Sen bebeğimizin sürekli yıkanmasını ve tuvalete gitmesini isterken ben oyun oynamasını ve yemek yemesini istiyordum. İkimiz de tüm kalbimizle o tuhaf dinazorumsu canavarın iyiliğini istiyorduk ama birbirimizden o kadar farklı yollardan bunun sağlanacağına inanıyorduk ki bebeğimiz en sonunda dayanamayıp hastalanmış ve çok geçmeden de ölmüştü. Tabi ki bunun ardından birbirimizi suçlamalarımız başlamıştı. Ve bebeğin esas kimin olduğu konusunda şiddetli tartışmalar yaşamıştık. En sonunda sinirlenip bebeği duvara fırlattığında da bebek tamamen bozulmuş ve hiçbir surette açılmamıştı. Ve ne kadar yalvarsak da bir daha bize kimse sanal bebek almadı.

Şimdi bu nereden aklına geldi diyeceksin. Ben öldüğümde annemle babamın bizim o zamanlardaki kavgamıza benzeyen bir kavgaya tutuşmasından korkuyorum. Çünkü her ne kadar sümük yeşili ve sanal olmasam da onların bebeğiyim ve ikisi şu anda iyiliğim için birbirlerinden tamamen farklı yolların işe yarayacağını düşünüyorlar. Annem hâlâ küçük bir çocuk olduğumu ve kendi iyiliğim için kararın bana bırakılamayacağını savunurken, babam kararın benim olduğunu o yüzden ne istersem yapmam gerektiğini söylüyor. Ardından annem bunun benim intihar etmeye çalışmamdan farklı olmadığını haykırırken babam ağzından çıkanı kulağının duyup duymadığını soruyor anneme. Tabi bu süreç anlattığımdan biraz daha öfkeli geçiyor.

Annem kemoterapi-ameliyat-kemoterapi yolunu seçmemizde ısrarcı ve ben bunu istemiyorum. Acı çekerek, yatağa bağlı kalarak, hatta annemi onun isteğini kabul edersem karnıma açılacak dışkı torbasını değiştirmek zorunda bırakarak ölmek istemiyorum. Beni şimdiki halimle, güzel kokan, kendi ayakları üstünde durabilen ve yardımsız dolaşan biri olarak hatırlamanızı istiyorum. Annemin istediğini yerine getirirsem böyle kalamayacağım.

Babamın, şimdiye kadar aramın asla düzgün olmadığı, beni hiçbir zaman anlamayacağını düşündüğüm adamın beni tam da bu konuda anlıyor olması ise fazla ironik. Ayrıca kalbimin sıkışmasına neden olacak kadar trajik.

Ben gittikten sonra arkamda çok korkunç bir yığın bırakacağım galiba. Senin her gün görmen, dokunman, yaşaman gereken bir kaos... İşte o zaman canım kardeşim umarım annemle babamı, yani ailemizin geri kalanını bir arada tutmayı başarabilirsin.

Bir de umarım beni affedebilirsin.



Kız Kardeşime MektuplarBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin