1.Bölüm - ''Hadi yine iyisin.''

303 11 1
                                    

Güneşli ama serin bir Pazar sabahıydı. Lee Jong, kahvaltıyı hazırlatmıştı. Elinde gazetesiyle birlikte öylece masada oturuyordu. Az sonra hizmetçilerden birini çağırdı.

Hizmetçi: Buyurun efendim.

Lee Jong: Jung Min nerede? Uyanmadı mı?

Hizmetçi: Bakmamı ister misiniz?

Lee Jong: Sen dur, ben onu kaldırmasını bilirim.

Lee Jong sinirli ve hızlı adımlarla yukarıya, Jung Min’in odasına çıktı. Tahmin ettiği gibiydi, Jung Min hala uyanmamıştı. Muhtemelen sabaha karşı eve gelmiş olmalıydı. Birden bağırdı, Jung Min yavaşça gözlerini açtığında kendisine sinirle bakan babasını gördü.

Lee Jong: Jung Min! Sen… Sen beni öldürmek mi istiyorsun ha?

Jung Min: Baba çok uykum var sonra konuşalım mı?

Lee Jong: Sabaha karşı geldin gene değil mi? Bu kaçıncı ya! Her seferinde seni uyarmak zorunda mıyım ben? Eve geç gelmeyeceksin, alkol kullanmayacaksın diye yüz kere söyledim sana ama hiç!

Jung Min yine aynı sözleri duymak istemiyordu babasından. Çünkü sürekli aynı mesele dönüp dolaşıp yine buluyordu kendisini. Bıkmıştı artık… Gözlerini kapattı.

Lee Jong: Baban var karşında senin, ne cüretle ben konuşurken uyursun?

Jung Min: Aynı şeyleri söylemekten bıkmadın mı?

Lee Jong: Bıktım! Gerçekten bıktım! O yüzden daha fazla bu konu hakkında konuşmak istemiyorsan dediklerimi bir kere de olsun yap! Bir şey kaybetmezsin.

Jung Min: Uyuyabilir miyim?

Lee Jong: Hala uyumaktan bahsediyor ya şuna bak! Tamam ne halin varsa gör, dediklerim bir kulağından girip ötekinden çıkıyor. Daha söylenecek söz bulamıyorum sana.

Lee Jong, kapıyı sertçe çarpıp çıktı. Jung Min’in umurunda bile değildi. Lee Jong aşağı indiğinde sabah yürüyüşünden dönen eşi Ha Neul ve Jung Min’den 3 yaş küçük olan kızı Hye Mi ile karşılaştı. Huzuru, mutluluğu buydu işte. Karısı ve çocukları… Jung Min’in davranışlarından, serseriliğinden memnun değildi ama yine de onu çok severdi. Eşi Ha Neul, Lee Jong’un sinirli olduğunu fark etmişti. Anlamıştı aslında, yine Jung Min’e kızdığını… Ama sesini çıkarmadı.

Hye Mi: Bizsiz kahvaltı mı yapıyorsun baba? Hadi abimi çağırayım da kahvaltı yapalım.

Lee Jong: Bana ondan bahsetme! Yüzünü görmek istemiyorum şuan yoksa elimden bir kaza çıkacak! Bıktım artık ya öldürecek bu çocuk beni bir gün.

Hye Mi: Baba tamam, sakin ol. Ben ona bakacağım tamam mı? Oturun annemle siz.

Hye Mi koşar adımlarla Jung Min’in odasına çıktı. Onu uyandırmak için yatağına pat diye oturdu, az sonra Jung Min gözlerini açmıştı gene.

Jung Min: Uyutmayacak mısınız siz beni? Git başımdan.

Hye Mi: Abi kalk hadi. Bak babam gene çok sinirli, en azından kahvaltıya gel.

Jung Min: Onun kızmadığı bir huyumu söyle.

Hye Mi: E sende biraz dik gitme. Yani kusura bakma ama sinirlenmekte haklı, sen sürekli barlarda sabahlarsan… Neyse daha önce bunları çok konuştuk, ben seni uyandırmaya geldim. Beni seviyorsan kalk ve kahvaltıya gel. Sonra gene yatarsın. Bekliyorum aşağıda.

1 saat sonra Lee Jong, dışarı çıkmıştı. Jung Min odasında oturuyordu. İnternetten kadim dostu, biricik arkadaşı Jae Joong ile görüntülü sohbetteydi.

Jae: Oğlum sen şimdi bırak babanı falan, bu gece başka bir mekâna gidiyoruz. Üstelik… Bu sefer bir fıstık ayarladım sana. Hadi yine iyisin. 

...

Romeo.Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin