Jung Min’in şaşkınlığı bir kat daha artmıştı. Mi En… Nereden tanıyordu Hero’yu? Eksik parçalar kafasında yerine oturmaya başlamıştı.
‘’Mi En! Hoş geldin.’’
‘’Ne o? Dostunu mu arıyorsun?’’
Jung Min: Hero? Sen… Mi En’i tanıyorsun. O gece ona selam verdin. Siz birbirinizi tanıyorsunuz değil mi!
Jae susuyordu. Öylece Mi En’e bakıyordu.
Jung Min: Jae Joong! Konuşsana! Neden susuyorsun? Tanımıyorum de! Bir şey de!
Jae: Jung Min ben… Üzgünüm.
Jung Min: Niye? Niye üzgünsün!
Jae: Ben… Mi En’i tanıyorum.
Jung Min’in çekik gözleri açılmıştı yine şaşkınlıktan. Bir Mi En’e bir de Jae’ye bakıyordu.
Jung Min: Sen… Bu işin içinde misin?
Jae suskunluğunu koruyordu.
Jung Min: Jae cevap ver! Susma! Sen de mi varsın ha?
Mi En: Hero olmasaydı o baban olacak pisliğe ulaşamazdık! Bize bütün bilgileri sağlayan o! Senin, annenin, babanın hatta Hye Mi’nin tüm bilgilerini bize ulaştıran Hero!
Jung Min: Jae? Doğru olmadığını söyle. Bak sana da iftira atıyorlar. Ben Park Lee Jong’un oğlu Park Jung Min’im ya, beni üzmek için sana iftira atıyorlar.
Jae derin bir nefes aldı. Yüzündeki o donukluk, o soğukluk hala devam ediyordu. Jung Min canının bu kadar yandığını hissetmemişti hiç. Dostu tarafından bıçaklanmıştı adeta.
Jung Min: Konuşsana Hero! Bak sana iftira atıyorlar, savunsana kendini! Yapmazsın sen. Biz dostuz. Dostlar birbirini aldatmaz. Birbirini bıçaklamaz!
Jae: Ben yaptım. Mi En’le Ken Zhi’nin size ulaşmasını sağlayan benim. Sizinle ilgili tüm bilgileri veren benim. Her şeyi ben yaptım.
Jung Min: Jae… Neden? Niye ha niye! Dostuz biz! İkinci bir kardeşim sendin! En zor anımda bana yardımcı olan sendin! Bana bu konuda yol gösteren, cesaretlendiren sendin Jae! Her anımda yanımda olan sendin! Sen!
Jung Min titremeye başlamıştı. Gözyaşları sessizce akıp gidiyordu. Canı ölesiye acıyordu, kendisini aptal gibi hissetmeye başlamıştı.
Jung Min: Sen benim dostumdun… Çevremde bana kazık atacak en son insandın!
Jae’nin ses tonu birden yükseldi.
Jae: Ben iyi biri değilim işte anlasana! Her alanda benden öndesin! Benden daha zenginsin, daha yakışıklısın, daha popülersin! Bara girdiğimizde tüm kızlar senin etrafında! Benden daha zekisin! Hoşlandığım kız bile beni değil seni seçti! Senin yanında bi b*ka yaramıyorum! Her alanda benden daha iyisin! Bıktım artık bu durumdan!
Jung Min öylece kalakalmıştı. Olanlara inanmakta güçlük çekiyordu. Bakışları donuklaşmıştı.
Jung Min: Sen… Nasıl böyle düşünürsün? Ben mükemmel değilim. Hatta ben… Senin gibi birini fark edemeyecek kadar salağım. Ben seni dostum bilmiştim Jae. Neler yaşadığımı biliyor musun sen ha? Kardeşimin arkasından kaç gece gözyaşı döktüğümü, ne acılar çektiğimi biliyor musun? Ailemin parçalanışını biliyor musun? Kendime aşık olan ben, adeta kendimden nefret ettim… Madem bu kadar nefret ediyordun benden, neden bana yardım ettin? Ne kadar salak olduğumu izlemek için mi!
Jae: Pişman oldum. Ben de kendimden nefret ettim. Bir nebze olsun olanları düzeltebileceğimi düşündüm.
Jung Min: Sen… Sakın bir daha karşıma çıkma Jae. Gözüm görmesin seni…

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Romeo.
FanfictionBir tarafta alabildiğine zengin, yakışıklı, oldukça zeki ve her istediğini elde edebilen Romeo... Bir tarafta gizemli, güzel, çekici bir kız Zheng Mi En... Romeo ilk defa o gece kandı. Romeo ilk defa pişman oldu. Kız kardeşi Hye Mi'nin kendisi yüzün...