Lee Jong göründüğü kadar taş kalpli biri değildi. Babasıydı sonuçta… Jung Min az sonra odasındaydı. O odaya girince Hye Mi’nin kokusunu hissetti. Onun her sabah kendisini uyandırmak için atladığı yatağına baktı uzun uzun. O kadar acı bir sessizlik vardı ki odada… Oda soğuktu. Yatağının altından bavulunu çıkardı. Yavaş hareketlerle kıyafetlerini katlayıp bavula koydu. Kişisel eşyaları için küçük bir çanta hazırladı. Bir an önce odasından çıkıp gitmek istiyordu, bir yandan içten bir ses gitme derken. Her şeyi tamamdı. Oda bir anda boşalmıştı sanki, sadece eşyalar kalmıştı kendisinden sonra konuşacak olan. Odasının kapısını kapattı, çıktı. Karşı tarafta Hye Mi’nin odası vardı. Uzun uzun baktı oraya. Gidemedi. Ayakları gitmiyordu. Kalbi o kadar acı acı atıyordu ki… Odaya yaklaşmaya başladı. Yaklaştıkça Hye Mi’nin çığlıkları daha da fazla zonkluyordu beyninde. Kapının kolunu tuttu titreyen elleriyle. Yavaşça kapıyı açtı. Hye Mi’nin büyümüş olmasına rağmen hala pembe renkli olan odasına baktı, giremedi içeriye. Tertemiz odayı kirletir miydi yoksa? Kötü biriydi sanki.
Oda buram buram Hye Mi kokuyordu. Yatağın üstünde her gece birlikte uyuduğu ayısı vardı. O ayıyı kendisi almıştı doğum gününde ona. Yutkunurken boğazı acıyordu her köşeye baktığında. Gözyaşları kalbine akıp gidiyordu, kor gibi sıcak…
Hye Mi’nin kıyafetleri görünüyordu açık kalan dolabından. Jung Min kapının eşiğindeydi, girmiyordu. Hye Mi’nin sesi geliyordu sürekli kulağına. Aklından silinmiyordu onu azarladığı zamanları. Pişmanlık, suçluluk… Bavulu ve çantayı bırakıp yavaşça odaya girdi.
‘’Yakışmıyorsun buraya Romeo. Tertemiz odayı karanlığınla kirleteceksin Romeo…’’
Yavaşça ayıcığı aldı. Ona dokundukça Hye Mi’nin sesleri iyice şiddetini arttırıyordu sanki. Bavulunda ayıcığı bir yere sıkıştırdı. Tam çıkacakken kapının eşiğinden son kez baktı ‘’kardeşine.’’ Yere çöktü, dizlerine kapandı, sessiz hıçkırıklarla ağlıyordu Romeo.
‘’Özür dilerim. Ben kötü bir ağabeyim. Lütfen beni affet. Seni koruyamadım. Merak etme çıkacağım odandan… Seni görmeye gelemeyeceğim. Ama sana yakın bir yerde olacağım. Senin gittiğin o güzel cennete gelemeyeceğim belki ama sana yakın olacağım.’’
Yavaş ve yorgun adımlar indi merdivenleri. Salonda Lee Jong ve kanepede yatan annesi Ha Neul vardı. Ha Neul, Jung Min’i görünce yine ağlamaya başladı. Jung Min’in zaten dinmemişti gözyaşları… Lee Jong’un sesi titriyordu. Acıdan, öfkeden… Ha Neul bir anne olarak reddedemezdi oğlunu. Ama ona kızıyordu. Öğrenmişti her şeyi. Jung Min bavulunu ve çantasını yavaşça yere bıraktı. Bir adım atıp yaklaşacaktı onlara ama yapamadı.
Lee Jong: Bitti mi işin?
Jung Min: Evet.
Lee Jong: Gidebilirsin.
Canı acımıştı ölesiye, öz babası git derken. Keşke ona sarılsalar, destek olsalar…
Jung Min: Gideceğim. Bir daha karşınıza çıkmayacağım. Gelmeyeceğim buraya. Ben… Sıradan kalacak belki ama üzgünüm. Böyle olsun istemedim. Ben Hye Mi’ye ve size zarar veremem. Kötü bir evladım, kabul ediyorum. Size layık, ailemize layık bir evlat olamadım. Zevklerimin peşinden koştum bunca zamandır. Ama hiç önemi yokmuş, üzgünüm. Geç oldu, ama pişmanım. Yapmadığım bir şey için… Hayır, hayır. Kendimi aklamayacağım. Bir iftiraya maruz kaldım ve bunun sonucu… Kaybettim. Sizi, kardeşimi, kendimi bile. Diyorum ki, keşke ben de ölseydim. Haklıydın baba, senin benim gibi bir oğlun olamaz. Keşke biraz daha iyi kalpli biri olsaydım. Canım acıyor, nefes alamıyorum. Sizi böyle gördükçe, kendimi… Kabul ediyorum, hepsi benim suçum. Dünyada o kadar insan varken iftira neden beni buldu? Bir şeyler yapmışım ki buldu. Umarım iyileşirsin anne. En çok senden özür diliyorum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Romeo.
FanficBir tarafta alabildiğine zengin, yakışıklı, oldukça zeki ve her istediğini elde edebilen Romeo... Bir tarafta gizemli, güzel, çekici bir kız Zheng Mi En... Romeo ilk defa o gece kandı. Romeo ilk defa pişman oldu. Kız kardeşi Hye Mi'nin kendisi yüzün...