Yazarın Efsanevi Dönüşü!

62 1 0
                                    

Yazarın Efsanevi Dönüşü!

Yazar geri döndü! Okulun ilk 2 gününü atlattı ve yarın -bu sefer 5- gün atlatmak zorunda kalacak! Ayrıca yine kendinden üçüncü şahıs olarak bahsedecek kadar sıkıldı.

İlk gün, sandığımın aksine o kadar da kötü geçmedi açıkçası.

İkinci gün de öyle.

Saygılar, selamlar. Okul yazma yeteneğimi sömürmüş, çıkmıyor artık kelimeler.

"Hocam!" kelimesini "Hociğğaaam!" diye telafuz eden öğrenciye hep birlikte baktık. "Defteri nereye götüreyim?"

"Japonya'ya!" İşte bizim sınıf. Merhaba deyiniz.

Öhöm, öhöm. Bizim sınıf defterlerimiz var işte, belki diğer okullarda yoktur, belki farkımız tarzımızdır, bilmiyorum. Neyse işte, bu defter mutlaka, ama mutlaka her derste olmak zorundadır. Nefes almanıza gerek yok, ama bu defter her yerde olacak mutlaka.

Geçen gün de, bizim müdür yardımcımıza, Melih'ciğimize -biz öyle diyoruz- götürüyorum defteri. Toplama kampı gibi, bütün sınıf defterleri okul çıkışı mutlaka, ama mutlaka onun odasında olmak zorundadır. Mutlaka, tekrarlayalım, mutlaka.

"Hocam," dedim beden eğitiminden yeni çıkmış, odasına girdiğimde. "Sınıf defterlerini nereye koyuyoruz?" Okulun ikinci günü, cuma. Sınıf başkanı seçilmedim ve bizim başkanımız -onu da birazdan anlatıcam- sınıf defterini bana sattı. Gerçi satmadı, ben inatla satın aldım yani.

Bir de Melih'ciğimizin odası değişmiş. Böyle bir havalı olmuş, genişlemiş, cam duvarlar falan. "Koy yavrucuğum şuraya." demedi elbette. "Şuraya koy." diye besbelli "BURAYA KOY AHMAK!" diye bağıran masayı gösterdi. "Sen misin sınıf başkanı?"

"Yok hocam. Sınıf başkanı bana kakaladı." diyemedim. Başa sarınız.

"Yok hocam. Ben binaya geri dönüyorum da, o yüzden getireyim dedim."

"İyi demişsin." Tam kapıdan çıkacağım, "Seni çok seviyoruz ailecek." demedi, ama deseydi bundan daha tuhaf olamazdı. "Seni çok seviyorum." dedi.

"İyi yarına düğünü yaparız o zaman."

Diyemedim.

Öhöm, başa saralım. "Teşekkür ederim hocam." dedim, çıktım, gittim, bizimkilere bir güzel ballandırarak anlattım. Salak mıdırlar nedir? Gerçekten "İyi yarına düğünü yaparız o zaman." dediğimi sanmışlar yerde yuvarlanıyorlar Sünger Bob gibi.

Şimdi başkanlık olaylarını anlatalım. Paylaşım diye bir şey var bizim okulda, bakarsınız yine farkımız tarzımızdır.

İşte bu yıl da sınıfı ikiye bölmüşler, hangi akla hizmetse. İki sınıfta da sınıf başkanı seçecekmişiz, sonra çocuklar birbirleriyle konuşup, biri başkan yardımcısı, biri başkan olacakmış. Bizim okulda bildiğiniz siyaset vardır yani, sınıf temsilcisi seçeriz. Bir de liselilerden seçilmiş öğrenciler, grup kurarlar böyle aralarında. Sınıf temsilcisi de kurulmuş bu üç gruptan birini seçer ve biz öğrenciler de öyle. Yürüyüş falan yaparız yani. Sloganlar, pankartlar.

Hatta onu da hemen açıklayayım, bu gruplar işte konuşma falan yaparlar. "Okula yüzme havuzu yaptırıcaz! Okula yeni basketbol sahası yaptırıcaz!" gibisinden, ama nah yapıyorlar yani. Küçükken bunları yutuyorduk da, farkettiğimiz günden beri tınlamıyoruz bu konuşmaları.

Neyse efenim, konuya dönelim. Hoca biraz monoton, ama hakkını yemeyelim, çabalıyor, konuşma başlatmak için önümüzde çırpınıyor resmen kadın. En son kalbi dayanamadı galiba, serbest bıraktı bizi.

Durumumuzu anlatayım; erkekler ve kızlar sınıfın farklı köşelerinde toplanmış. Kızlar birbirine mal mal bakarken, erkekler başlarını kollarının arasına sokmuş masaya yaslanmış uyukluyorlar.

Neyse, asıl konuya dönelim. Tabii bu monoton sınıfta kimse başkan olmak istemiyor, herkes birbirine bakıyor öküzün trene baktığı gibi. Hoca sonra "Seni seçtim Pikachu!" edasyla Do arkadaşımızı seçti.

İtirazlar, itirazlar.

E, tabii sonuç olarak Do başkanımız oldu. Cılız bir kızdır ve ben kendisinden hiç hoşlanmam. Ve dolabı benimkinin tam üstü, altıncı sınıftaki gibi. Dizlerimin üstüne çöküp "Neden?" diye haykıracaktım az kalsın da, durdurdular beni.

Neyse işte, bu arkadaş benden kısadır ve kafama bir şeyler düşürmek konusunda üstüne de yoktur. Altıncı sınıfta kaç nöron kaybettim, bir bilseniz...

Öbür sınıfta da maşallah herkes gönüllüymüş başkan olmak için. Tam da sınıfına koymuşlar hani.

Neyse, belki bilirsiniz benim saç örmeye büyük bir zaafım olsa da, kendi saçımı hayatta öremem. Geçen gün de, A, Z'nin saçını örüyor. Kızda da maşallah saç var yani, dümdüz, incecik ve upuzun. "Ben de örebilir miyim?"

"Hayır."

Ve sonra, 'randevu' aldım. *iç çeker* *göz devirir* Ertesi güne, Cuma'ya.

Ve ertesi gün de ördürmedi saçını. "Hayır." dedi "Pazartesi'ye." dedi.

Şimdi ben bu kızı ne yapmiyim? Dövmeyeyim mi? Ben gerizekalıyım ya, benimle oynadığını fark etmiyorum. Senin mi saçına kaldık biz? Bizim de mis gibi saçlarımız var Allah aşkına! Dümdüz, incecik, upuzun, artı ipipek!

Az önce uydurdum, ipipek. Hayal gücüme bakın.

Hayal gücü demişken, geçen bir rüya gördüm. İçinde bir sen, bir ben, bir de bebek vardı, dermişim şaka şaka.

İçinde, annem, babam, ben, bebek, ev ve ailenin tümü, artı bir de katil vardı.

Olayı anlatayım, ailemizden biri öldürülüyor, artık kim bilmiyorum. Biz de bütün ailecek küçük bir evde toplanıyoruz, evin bahçesi var falan.

Gece oluyor, babam elinde bebekle bahçeye ineceğini söylüyor, ardından da ben gidiyorum. İşte bebekle oynuyoruz falan. -kimin bebeği olduğu hakkında hiçbir fikrim yok-

Sonra annem geliyor, ama bunu babam fark etmiyor. Gece, bahçedeyiz ve tek ışık kaynağı ev ve ay.

Bir anda çalılıklardan, beyaz, üzerinde delikleri olan maskeli ve siyah tulum giymiş bir psikopat çıkıyor. -Allah'ım bunu yazarken kuşum bir anda bir öttü, yerimde sıçradım valla- Annemin boynuna bıçağı dayıyor, annemin yüz ifadesi telaşlı, ama hiç çığlık atmıyor.

Babam da bebekle oynamaya devam ediyor, hala fark etmemiş yani.

Katil annemin boylarında ve bir anda gözgöze geliyoruz, gözlerini maskeden göremiyorum elbette, ama bana baktığından eminim. Öyle mal gibi bekliyor, kimse konuşmuyor. Bir anda kalkıp yanlarına koşuyorum, ama katil hala mal gibi duruyor. Bacakları açık, bana bakıyor ve kıpırdamıyor.

Katille aramızda bir metre bile yok, yani bıçağı tutan elini her an ısırabilirim.

Ama bir dakika!

"Benim diş tellerim var, ısırmamam lazım." diye mal bir düşünce geçiyor aklımdan ve uyanıyorum. Dım, dım, dıııımmm.

Hayal gücüme aşığım.

Bir Yazarın HayatıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin