1 ay bir hafta olmuştu. Ben Avustralya'ya taşınalı.
Başta Oğuz olmak üzere ben hastahanedeyken izinsiz göreve çıkan herkes 2 aylığına görevden uzaklaştırılalı, Oğuz Ankara, İzmir, İstanbul başta olmak üzere Türkiye'nin her yerinde beni arayalı, her gün bir sesli mesaj bırakalı 1 ay bir hafta olmuştu.
Çello kursundan çıkıp Darling limanına doğru ilerlemeye başladım.
Uyandığım günün ertesinde annemle Ankara'dan Avustralya'ya uçmuş, ameliyattan dolayı henüz yürüyemediğim için bir hafta otelde öylece yatmıştım.
Annem ve babam üzerime titriyordu.
Abim ve Turan olanlar yüzünden büyük bir şok yaşasa da herkes Oğuz'a söylememeye yemin etmişti.
Avustralya'ya bir kaç defa gelmiştim.
Her şeyden ve herkesten uzak olmasının dışında çokta güzel bir ülkeydi.
Kafelerden birine geçip sipariş verdikten sonra telefonumla uğraşmaya başladım.
Hattımı kapatmamıştım. Her gün Oğuz sesli mesaj bırakıyordu ve sesine sarıldığımdan dolayı kapatamıyordum.
Ailemle olan iletişimimi buradan aldığım hat ile, internet üzerinden yapıyordum.
Yeni bir ülke, yeni bir ev, yeni bir telefon, yeni bir hayat.
Ama Sara aynı Sara değil.
Ben okyanus kızı değil, Oğuzlar'ın kızıyım.
Parmaklarımda silahların bıraktığı nasır artık yerini Çellonun yaptığı nasırlara bırakmaya başlamıştı.
5 kilo vermiştim.
Eskisi gibi yemek yiyemiyordum.
Spor vesairede yapamıyordum dikişlerden dolayı.
Kapanmalarına 1 hafta kalmıştı.
Hayatımda gelişen iki şey vardı;
İngilizcem ve müzik hayatım.
Tıpkı Oğuz'un ki gibi siyah bir Çello almıştım kendime.
Yarım olduğumun farkındaydım ama böyle olmak zorundaydı.
Yapamazdım.
Oğuz'a kendi canından, kanından bir bebek veremezdim.
Çok acı çekiyordu.
Her sesli mesajında ağlıyordu.
Başlarda çok kızgındı bana.
Şimdi ise 'gel, sarılayım yeter' diyordu.
Yemin ederim onunla ağlamadığım bir gün bile yoktu.
Ona böyle acı çektirdiğim, bu hale getirdiğim için kendime küfür etmediğim bir dakika bile yoktu.
Ona ve dağlara geri dönemeyeceğim gerçeği karşımdaki okyanusun dalgası gibi çarptı yüzüme.
Tüm hayatım üniformamın üzerine kuruluyken her şeyin bir anda bitmesi ile ortada kalakalmıştım.
Amaçsız bir şekilde nereye kadar böyle gidecektim?
Babam aramaya başladı.
Bir hafta önce göreve gitmişti o da.
Hemen açtım.
"Canımın içi?"
"Babam."
"Nasılsın güzel kızım?"
"İyiyim babacığım, sen nasılsın?"
"İyiyim güzelim benim, görevden çıktım, evdeyim. Napıyorsun bakalım?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Albay Kızı
Fiksi Umum"Ey kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil,omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın." -Gazi Mustafa Kemal Atatürk
