İntikam almak istediğim doğru ama sen kimsin. Ve benim intikam almak istediğimi nereden biliyorsun. Etrafıma baktım. Görünürde kimse yoktu. Acaba kutu başkası için mi. Bu konuyu evde düşünsem daha iyi olacak gibi. Kermesin oraya döndüm. Bütün yaralılar hastaneye kaldırılmıştı. Annemin yanına gittim.
- Anne, onlar yaşayacak demi.
- Merak etme, yaşayacaklar. Elimizden geleni yaptık. Devamıyla hastane ilgilenecek.
- Sana ne kadar teşekkür etsem az anne.
- Lafı bile olmaz. Hem beni işim bu tatlım. İnsanların hayatını kurtarmak. Sen de biliyorsun.
Anneme sarıldım. Bir yandan mutluydum bir yandan da üzgün. O pislik yüzünden bir şehidimiz vardı. Kim bilir ailesi nasıl üzülecek. Suçu da benim üzerime atacaklar. Hakaret edecekler. Haklılar. Benim suçum. O hakaretleri hak ediyorum. Kermesteki doktorlara da teşekkür ettikten sonra araba binip yola koyuldum. Bir an önce eve gitmek istiyorum. Çok yoruldum. Emeklimi olsam ne. Ama Açelya'yla yüzleşmeden bir yere gitmek yok. Tabii Berkay'la da. Bir de şu notu yazan kişi. Acaba kim olabilir. Ece'yi arayıp hastanenin nerede olduğunu sordum. Fazla uzakta değildi. Hastaneye vardığımda ortalıkta kimse yoktu. İçeri girdim. Karanlıktı. Yoksa yine bir tuzağın ortasına düştüm. Ama bu adresi Ece verdi. Yukarı kata çıktım. Her yer birbirine girmişti. Burası terk edilmişti. O zaman Ece niye bu adresi verdi. Hemen Ece'yi aradım. Ama telefonu kapalıydı.
- Boşuna arama, ulaşamazsın.
Arkamı döndüm doğru bilmiştim. Yine bir tuzağın içindeydim. Ve yine karşımda pislik Berkay vardı.
- Yine mi sen ya. Bırakta beni başka kişiler tuzağa düşürsün.
- Neden aşık olduğun kişi seni kaçırıyor. Bundan daha iyisi mi var.
- Ben sana aşık filan değilim.
- Ha- Ha. Güldürme beni. Her istediğimi yatın. Bana ilgi duymayan biri bunu yapmazdı.
He salak he. Kesin yapmazdı. Bazen acınası durumdasın. Bunu sana biri söylemeli. Her neyse. O ben olmayacağıma göre.
- Bu sefer beni nereye hapsedeceksin.
- Hapsoldun zaten. Kimsenin gelemeyeceği bir yerde terk edilmiş hastane.
Pislik.
- Önceki hapsolduğum yerden kaçtım buradan niye kaçamayayım.
- Öncekinde bilerek izin verdim kaçmana.
- Kesin öyledir. Yapamdım demiyonda.
- Beceremedim demek. Bir tane şehidiniz varmış. Onun için üzgünüm. Niyetim seni öldürmekti. Ama arkadaşın kurban gitti.
- Merak etme yakında sende arkadaşımın gittiğin yere gideceksin. Hem yalnızlık da çekmessin.
- O biraz zor canım. Benim kaçacak büssürü yerim var. Kimsenin bulamayacağı.
- Dur bir saniye. Yoksa senin Açelya ile bir alakan mı var.
- Çok akıllı bir kızsın.
- İnanamıyorum. Neden sizin kontrolkerinizi ben yapmadığımı anlıyorum. Ama babam bana izin vermiyordu. Yoksa babam da mı?!?!
- Çok akıllısın demiştim. Tıkır tıkır çözdün her şeyi.
Babam bana böyle bir şeyi nasıl yapar. Gerçi şuan gerçek babam mı şüphe duyuyorum.
- Buradan bir çıkıyim...
- Buradan çıkamazsın.
Bu sözü demesiyle arkasındaki cam kırıldı ve içeri siyah kapşonlu bir çocuk girdi. Yüzünü seçemiyordum. Berkay'ın kafasına demir sopayla vurdu. Berkay da -haliyle- yere kapaklandı ve bayıldı. Oh canıma değsin. Çocuk kolumdan tuttu ve camdan aşağı atladı. Tamam bu sefer kesin öleceğim. Korkudan çocuğa sımsıkı sarılmışım. Gözlerimi açtığımda yere sapasağlam inmiştik.
- Artık beni bırakabilir misin?
Bir hışımla çocuğu bıraktım.
- Sen kimsin?
- Öğrenirsin.
- Ne zaman.
- Zamanı geldiğinde.
- Sanırım şimdi de gideceksin.
Çocuk bana bön bön baktı.
- Evet.
-(El sallayarak) İyi yolculuklar.
Artık bu konuşmalara alışmıştım. Arkamı dönüp arabaya gittim. Aşağıya indiğimde benimkisi hariç etrafta araç görmemiştim. Gideceğin yere bırakabilirim demek için arkamı döndüm. Ama siyah kapşonlu ortada yoktu.
