Yavuz DUMAN' dan ;
Yüreğim boş bir çerçeve misali asılı kalmaktaydı duvarda ki çivide. Ellerim çoktan edilmiş bir vedanın soğuyla buzdan farksızdı.
Ruhum gibi.
Sevda niyetine kalbim ve beynim arasında ki savaşın mağlubiyeti gibi. İçimde ki apansız boşlukta biriken yeis gibi...
Öyle bir çamura bulanmıştı ki bedenim , hayatımı zar zor düzene sokabilmiştim. Öyle uzun ve çetrefilli bir yoldaydım ki bu yolda ilerleyip , bana bunca acıyı yaşatan o sokaklardan kaçmak için ailemi karşıma almıştım.Kalmam için ne çok çabalamışlardı oysa o her tarafı hüzün kokan biricik memleketim de.
Her bir sokağında ayrı bir acı , her yüzde ayrı bir hezeyan. Ama yüreğimdeki kahır ve kanayan yara aynı. Sırtımdan vuruluşumun acısı aynı.Kardeş dediğim adamın , en değerlimi alıp , o anı vücuduma kazıdığı o yara izi aynı.
Elim kendiliğinden omzum da ki bıçak yarasına giderken , zihnim gözlerimin an be an şahit olduğu o ihanetten bir kaç kareyi önüme atıyordu. Bundan tam 1 yıl önce mutluluk sandığım o duygunun ruhuma serpiştirdiği sevinç taneleri ile , içim içime sığmayarak geziyor ve etrafıma adeta neşe saçıyordu yüzüm. Çünkü ömürlük sevdasını bulduğunu sanıyordu yüreğim.
Şimdi düşündüğümde gözümün önünde cereyan eden onca şeyi farketmeyip körelen gözlerime anlam veremiyordum. Kardeşim ,kuzenim , sırdaşım dediğim adam ve yaşam kaynağım dediğim , tek bir sözü ile dünyaları önüne serdiğim kadına o zamanlar konduramamıştım belki de.
Onları el ele , sarmaş dolaş gördüğüm o an delice kendi kendime sadece ona benzeyen bir kız diye uzun süre sayıklamış ve en sonunda gerçeği anladığım o an yıkılmıştım.
Dışardan dağ gibi duran ben , ağlamamak için , gidip onlarla yüzleşmek için zor tutmuştum kendimi. En sonunda eziyet olacağını bile bile akşama kadar onların peşine düşmüş ve edilen ihanetlerin her bir karesini tek tek hafızama kazımıştım.
Tüm cesaretimi.toplayıp karşılarına çıktığımda ise ikisi de şaşırmamış , bir açıklama yapma gereği bile duymadan yüzüme bakarak gülümsemişlerdi.
O gülümsemesi yüzüne indirdiğim yumrukla bozulurken , ardı ardına attığım o darbeleri durduran ve beni en çok yaralayan şey ise sevdiğim kadının ağzından dökülen o sözler olmuştu.
"Seni sadece ona ulaşmak için kullandım. Anlasana be adam ben hep onu sevdim!"
Bu sözler kulağımda çınlerken yüreğimde ki acı koluma saplanan bıçağın acısını hissettirmemişti bana.
İşte tam o an saf sevginin yerini nefret nasıl alır, nasıl onca güven çaresizliğe dönüşür iliklerime kadar öğrenmiştim.
Yüreğime düşen acı içimi yakarken tüm dikkatim cebimde titreyen telefon ile dağılmış , duvara çivi çakmak için elime aldığım çekiç bir anda kayarak ayağıma düştü.
Ayağımın acısıyla yerimden sıçradım ve hemen dibimde ki kovaya diğer ayağımla öfkeli bir tekme atıp odanın başka bir köşesine savurdum.
Sinirle cebimden telefonu çıkardığım da ekranda gördüğüm Zehra ismi tüm sinirimi bir anda alırken telefonu hemen açarak kulağıma dayadım.
"Selam abilerin en kralı."
Yüzüme istemsizce bir gülümseme yayılırken arkamı dönerek cama bakan sandalyeye oturdum.
"Sanada selam kardeşlerin en püsküllü belası."
Zehra kendine has kahkahasını atarak neşeli sesiyle tersçe bir sitem etti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
UZLET
Spiritual~TAMAMLANDI~ Uzlet dedi adam kadına .Çünkü kadın görünürde kalabalığın bir parçasından ibaretti . Ama ruhu ve içinde ki kara bulutları büyütüp doğuran duygular ile insanlardan uzak ve yalnızdı. Ta ki adam kadının gözlerinde ki hüznü ve içinde yana...
