"Sevmelidir bir yaprak
dalını,
Sevmelidir bir balık
suyunu,
ve sen sevgilim
Sevmelisin bu bedende yetişen aşkı,,
Akşam yemeğinde herkesin üzerinde bir sessizlik vardı. Benim Kuzeye gittiğimi biliyorlardı. Ayrıca Tae mirasın bana ait olan kısmının eksik olduğunu çoktan farketmişti.Kaşığı masaya bıraktım.
"Bende geleceğim"
Tae gözleri büyüyerek bana döndü.
"Kulaklarımı bağışlayın kraliçem ama anlayamadım"
Ona baktım. Oldukça ciddi olduğumu göstermeliydim.
"O savaşa geleceğim. Saray'da kalıp beklemeyeceğim"
Tae masadaki diplomatlara baktı. Sonra bana döndü.
"Bunu daha uygun bir zamanda görüşsek sorun olur mu kraliçem?"
Kafamı salladım.
"Siz Kim ailesinin önemli diplomatları, lütfen sözlerime şahitlik edin."
Ayağa kalktım. Tae bana yapmamam gerektiğini belirtir şekilde bakıyordu. Önünde şövalye selamı verdim.
"Siz Zenon topraklarının kralı Büyük Kral Taehyung. Kanım ve şerefim üzerine olsun ki savaşta bir an bile sizi yalnız bırakmayacağıma gerektiğinde sizin için canımı hiçe sayacağıma yemin olsun "
Tae uzun bir süre bana baktı. Kararlı olduğumu anlayınca kalçasının yanında asılı duran kraliyet kılıcını çıkardı. Beni şövalyesi ilan etmesi için beklerken bir anda önümde dizi üstüne çöktü.
Kraliyet kılıcını bana verdi.
"Siz Zenon topraklarının Büyük Kraliçesi Jae. Kanım ve şerefim üzerine olsun ki savaşta sizin için kanımı dökmeye hazır olduğuma yemin olsun. Siz Yüce Kraliçenin beni şövalyesi yapması beni ödüllendirmek olur"
Bende dizimin üstüme çöktüm.
"Önce siz Kralım. Siz beni ben sizi şövalyem yapayım"
Önce Tae benim omuzlarına koydu kılıcı sonra da ben onun omuzlarına koydum.
"Tanrı şahidim olsun ki böyle bir şeye ilk defa denk geliyorum. Kraliçem siz şimdi savaşa mı geliyorsunuz?"
Diplomata döndüm ve gülümsedim.
"Fazladan şövalye kıyafetiniz varsa neden olmasın"
————
Yeniden bedenimi saran bedene tutundum. Tae umarsızca hareket ediyor bende artık alıştığım tempoya ayak uydurmaya çalışıyordum. Sonunda durup yanımda yerini aldı.
"Bugünkü gösterin de neydi öyle Kraliçem?"
Gülerek söylemişti bunu . Bende omzumu silktim.
"Kuzeye gittiğimi biliyorsun. Neden bir şey demedin?"
Tae yüzümü inceledi. Zarif elleri yüzümde daireler çiziyordu.
"Sen Kraliçesin Jae. Sana karışmak haddime olmaz. Ama kabul edeyim yarım saat içinde gelmeseydin delirmiş halde kuzey topraklarını basardım"
Bugün Söylediğim şeyler aklıma gelince kıkırdadım. Onun gözleri dudaklarımda gezindi.
"Emin ol. Benim söylediklerim oraya yeter de artar"
Dikkatini dudaklarımdan ayırdı. Kaşları havalandı.
"Orada olmadığım için pişman olmalı mıyım?"
Tamamen yan döndüm ve onun yüzüne baktım. Ellerim onun kıvrımlı dudaklarından gezindi.
"Pişman olan birisi varsa o benim Kralım. Sizden ayrıldığım her saniye bana ceza"
Belimden tuttu ve beni kendine çekti. Sıcak bedeni adeta bütün hücrelerime işledi.
"Lütfen devam etme Kraliçem. Eğer devam ederseniz size bir kez daha aşık olacağım"
—————
Atımın üstünde karşımdaki tepeye bakıyordum. Jimin vazgeçer diye düşünmüştüm ama bu sabah savaşın habercisi mektup gelmişti. Bütün askerler yerlerini almak için buradalardı . Krallığın biraz ilerisindeki tepede toplanmıştık. İlk defa bir savaşın içinde yer alacaktım.
Aslında bu duygunun bana çok uzak olmasını dilerdim ama buradaydım işte.
Savaş sevdiğim adam ve kardeşim arasında olacağı için değeri olduğundan fazlaydı benim için.
Tae kendi çadırına beni ilerletti.
"Tamam kabul ediyorum. Önümde şövalye yemini ettiğinde senden bir kez daha fena halde etkilendim ve Bunu kabul ettim ama olmaz Jae. Seni bu ateşin ortasına atamam"
Ona hafifçe vurdum. Çok gergindim. O kadar gergindim ki tam anlamıyla gülmemiştim bile.
"Bana bak. Yoksa Zalim Kralı kayıp mı ettin? Kendine gel Kim Taehyung. Savaşa odaklan. Bana bir şey olmaz"
Gözlerimin içine baktı. Beni kendine çekti.
"O falcı benim öleceğimi söyledi diye burdasın Jae. Ama bana söz ver. Bana bir şey olursa kendini tehlikeye atmayacaksın tamam mı?"
Ona bir şey olursa kendimi tehlikeye atmazdım. Tehlikenin kendisi olurdum. Ona bir şey olmasına izin vermeyecektim.
Dudaklarımı öptü.
"Bana söz ver güzelim. Eğer söz vermezsen aklım hep burda kalacak"
Ona kafamı salladım.
Yalan söylemenin pek büyük etkisi yoktu nasıl olsa.
Tae beni yeniden öptü ve çadırdan çıktı. Atlarına atladılar.
Tae çoktan kral kimliğini eline almış askerlerin önünde duruyordu. Onu tam göremiyordum ama karşımızda sıralanan Kim ordusunu görebiliyordum.
"Krallığı koruma görevini en iyi siz yerine getirebilirsiniz. Burada ölmek için bulunuyoruz! Gerekirse öleceğiz ama bu toprakları koruyacağız! Anlaşıldı mı?!"
Herkes aynı anda onu onaylayan şekilde konuşmuştu. Tae konuşmasına devam ederken onu duymadım. Üstümden geçen kuşa bakıyor ya da aklımdaki ölüm kelimesini uzaklaştırmaya çalışıyordum.
Bakışlarım yeniden Kim ordusuna gitti. Jimin baş şövalye kıyafetleri içinde en önde duruyordu. Bu halde o kadar çok babama benziyordu ki. Atı beyazdı. Bunu bana bilerek yaptığını düşünüyordum.
Jimin'in delici bakışları Tae'de gezinirken bende ona iğrenç bir bakış attım.
Tanrı şahidim olsun ki senin ölmene izin vermeyeceğim Tae.
-yarınki bölüm için mendiller hazırlansın. Yarınki bölümü epey uzatmak istiyorum. Sonuçta vedalar biraz uzun olmalı. Bir de yarınki bölümün altına dip not olarak aralara sakladığım bilgileri vereceğim.
-seni çok seviyorum. Kendine dikkat et 💞
-bir de ilk bölümden beri resimlere dikkat etmeniz gerektiğini söylüyorum :). Tamam daha fazla spoiler yok :) 💞💞
ŞİMDİ OKUDUĞUN
𝙶ü𝚕 𝚅𝚎 𝙿𝚛𝚎𝚗𝚜 *𝐤𝐢𝐦 𝐭𝐚𝐞𝐡𝐲𝐮𝐧𝐠
Hayran Kurgu•yetişkin içerik bulunur[ şiddet ve korku öğeleri] • Elleri kanla kaplı adamın aşkı ne kadar güvenilirdi pembe gülün yanında? ~Zalim kral ve Pembe gülün hikayesi Başlangıç tarihi: 07/04/20 *kitap kapağı için @seffafgolge'ye çok teşekkür ederim ...