İhtiyaç

363 27 19
                                        

    Deri montunun cebinden buz gibi ellerini çıkartıp birbirine sürttü ve üfledi

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.



Deri montunun cebinden buz gibi ellerini çıkartıp birbirine sürttü ve üfledi. Şehrin en kuytu ve tehlikeli olduğunu düşündüğü yerdeydi.

Şu an izleniyor, dinleniyor ya da herhangi bir bok oluyor olabilirdi. Neredeyse şehirdeki bütün cadılar bu sokaktaydı.

Asla güneşin doğmadığı, rutubetli, karanlık, korkunç ve basık bu cadde onu hiç rahatsız etmiyordu.

Kenarda kafası gidik yerde yatan insanlar, ona dik dik bakan cadılar, gülüşler, fısıldaşmalar, hiçbirisi San'ın tek bir tüyünü bile diken diken etmiyordu.

Buraya daha önce hiç gelmemişti. Bir çok kez uyuşturucu satın almıştı fakat hiç bir cadının uyuşturucu sattığını duymamıştı. Hoş ne kadar doğru olduğunu da bilmiyordu ya. Sadece tek umuduydu. Kendi satıcısı bir anda yok olmuştu. Polise falan yakalandığını düşünüyordu San.

Orospu çocuğu

Diye geçirdi içinden. En azından son mallarını verip siktir olsaydı. Parası da gitmişti. Adonis'e ne vereceğini bilmiyordu. Beş kuruşu yoktu. Zaten sokakta yatan birisinin yanında milyonları olamaz.

Yeosang'ı düşündü. Sokakta yattığını düşünmüyordu. Eğer öyle olsaydı zaten bir şekilde tanırdı. Gecenin bir saatinde iki birayla orada ne yaptığını merak etti bir kaç saniyeliğine. Fakat sonra omuz silkti. Kimin umurunda? Onu bir daha göreceğini sanmıyordu. Görse bile siklemeyip yanından geçip giderdi.

Buradaki insanlar onların dışından birisini sokağa sokmazdı. Bunu herkes bilirdi. Çiğ çiğ yerlerdi. İnsanlar cadılarla görüşmek istediğinde cadıların yanlarında çalışan çıraklar(?) onları sokağın başından alıp mekanlarına getirdiğini duymuştu. Fakat San girerken hiçte zorlanmamıştı.

Zaten buradaki insanlardan çokda farklı gözükmüyordu ya. Kan çanağı gözleri ve şişmiş göz altı, dağılmış, karışık saçları, yamalı eski deri ceketi, yara bere içindeki yüzü.

Sonunda aklı başında birisi ona doğru geliyordu. "Pardon!" Dedi. Adam yanından geçip gitti. San kaşlarını çattı. Bu da neydi?

Neredeyse sokağın sonuna geliyordu fakat hiçbir yerin tabelasında 'Adonis' yazmıyordu. Onu bulmanın bu kadar zor olacağını bilmiyordu.

Onu bulmak istiyordu. Bulması gerekiyordu. Kendine hakim olması her an için daha daha güç oluyordu. İhtiyaç, bütün damarlarındaki kana karışıyordu... Kriz geçirmesine çok az bir süre kalmıştı bunu bilmesi için medyum olmasına gerek yoktu. Ellerinde titreme yavaş yavaş kendini gösterdiğinde;

"Bayım, bayım Adonis'in nerede olduğunu biliyor musunuz?" Kenarda oturan adama doğru koşarken sordu.

Küçük bir gecekondunun avlusunda sallanan sandalyesinde oturuyordu. Adam onu duymuyormuş gibiydi. "Bayım neden cevap vermiyorsunuz? Tanrım" sinirden dişlerini sıktı.

Başka bir avluda çiçekleri sulayan kadına koştu "Madam, Adonis'i nerede bulabilirim?" Kadın hiç cevap vermeden içeri girdi. Kapıyı kapattı.

San bulunduğu yere çöktü. Anlamıyordu. Buradaki kimse neden onu duymuyordu?

Saçmalık. Kendim bulurum. Sizin sikik bilginize kalmadım.

Sinirle olduğu yerden kalktı fakat başı dönüyordu. İki adım yüyüyemeden olduğu yere yığıldı kaldı. Öylece gökyüzüne baktı. Yavaş yavaş göz kapakları ağırlaştı. Kapandı...

____________

Bu hikayeyi sevdim

İnş sizde seversiniz

Gerçi okuyan yok :")

Çok çalışıyorum kitap için ama okumaması👎👎👎

Woosan ile kalın...

Woosan/AdonisHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin