Takıntı

152 15 22
                                        

Yeosang'dan

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Yeosang'dan

    San zıvanadan çıkmıştı ve her an saldırmaya açık bir şekilde kapının önünde duran ikimize bakıyordu. San, keşke sana çok daha önceden, bu adamları tehlikeye atmadan önce söyleseydim...

     Gözlerindeki öfkeyi görebiliyordum. Yanımda duran Adonis'in önünde dururken, bileğine San ile göz kontağını kesmeden dokunmuştum. Ona tekrar zarar gelmesini istemiyordum.

     Sanırım herşeyi konuşup ortaya dökme zamanı geldi Choi San...

      "Onların... hiçbir şuçu yok" Gözlerinin içine bakıyordum, aramızda neredeyse 1-1,5 metre vardı fakat buradan görebiliyordum sağ gözünün seğirdiğini.

     Uzun zaman sonra o gözlerini kaçırıp histerik bir şekilde gülmüştü. "Sen, o gün, o gün bana bira vermeseydin, o gün Adonis'in adını zikretmeseydin. Burada olmazdım, olmazdık. Sen o gün karşıma çıktığından beri, herşey saçma salak olmaya başladı. Ve ben düşünürken delireceğimden korkuyorum" San konuşurken sadece hastalıklı bir insanın koşabileceği ses tonuyla ve mimiklerle konuşuyordu. Bu onu korkunç bulmama yetmişti.

    Keşke seni ne kadar uzun zamandır tanıdığımı bilseydin. Benim hayatımı ne kadar uzun zaman önce değiştirdiğini...

       San ağlamaklı sesler çıkartarak bazı eşyaların olduğu yere yumruklarını vurup kafasını eğmişti.

     "Sa-"  Adonis onunla konuşmak için ağzını açtığı anda kafasını kaldırmıştı "KES SESİNİ" elindeki neşteri bize fırlatırken Adonis beni kenara itmişti.

     İkimizde hasar almamıştık ama neştere baktığımda kan olduğunu fark etmiştim. Bunca zaman elinde tutuyormuş.

"Yeosang ile konuşmak istiyorum. Anlat bana. Benden ne istiyorsun. Senin içinde olmadığın ama bir o kadar da olduğun bu oyunu açıkla bana" Göz ucuyla arkamdaki adama bakmıştım. Bunu yapmam ne kadar doğruydu bilmiyorum. Şu an aklını kaybetmiş gibi gözüküyordu.

O da öyle düşünmüş olacak ki yavaşça başını iki yana salladı. Bunu gördükten sonra tekrar San'a baktım. Bekliyordu.

"Peki. Ama sakin olmalısın" San yüzündeki öfkeyi silmeden onayladı. "Otur. Uzun gibi gözüküyor. Sen çık. Bir şey yapmayacağım ona" Adonis durumu zorlaştırmadan odadan ayrıldığında işaret ettiği koltuğa oturmuştum.

Elinde başka bir neşter olduğunu görmüştüm. Bana yaklaşmış ve çenemi sıkıca kavrayıp gözlerimi gözlerine odaklamıştı. Oldukça acıtıyordu.

Dişlerinin arasından fısıldamaya başladığında nefesi yüzüme çarpıyordu "Yalan ya da eksik bir yer olursa, benim için bir anlam ifade etmeyen canını almaktan çekinmem" Onun hissedeceğini biliyordum. Zaten böyle bir şey yapmayacaktım ya.

Son söyledikleri aklıma takılmıştı. Benim için bir anlam ifade etmeyen canını almaktan çekinmem.

İstemeden kalbimin kırıldığını hissettiğimde bedenimi bir korku salmıştı. Sen ne ara bu kadar korkunç birisi oldun San? Masum bebeğime ne oldu?

Başımı savurarak çenemi bıraktığında geriye gitmiş karşımdaki sandalyeye oturmuştu.

"B-ben, seni çok uzun zamandır tanıyorum San. Tahmin ettiğinden çok daha uzun bir süredir. Mezarlıktaki evsiz çocuğu hatırlıyor musun?" En başından anlatmaya başladığımda San'ı inceledim. Bir duygu bekledim hatırladığına dair ama yoktu.

"Tabii ki hatırlamıyorsun. Çok küçüktün. Bende öyle. Ailem ölmüştü ve sokakta kalmıştım. Mezarlıktan çok uzaklaşmıyordum, hergün oraya gidip ağlıyordum. Bir gün tekrar geldiğimde, sen vardın bir yanda. Oturmuş ağlıyordun. 8 yaşındaydın sanırım. Seni görünce yanına gelmiştim. Sen beni görünce korkmuştun. Ben sana o gün uzun bir konuşma yapıp teselli etmiştim. Sende saatlerce göğsümde ağlamıştın. Küçücük hayatında neler olup bitmişse anlatmıştın. Seni ilk orada tanıdım" San'a baktığımda birer duygu parçacığı vardı. Sadece o kadar.

"Sonra sen gittin. Ama ben seni unutamadım. Bende çok büyük değildim. 9 yaşındaydım sadece. Seni öyle büyütmüştüm ki. Senin diğer ziyaretine kadar her saniyem seni düşünerek geçmişti. Benden birisi daha. Ailesini kaybeden, küçük başka bir çocuk daha vardı. O zamanlar şu dünyada bir ben sanırdım. Bir gün tekrar geldiğinde karşına bile çıkamadım. Ağaçların arkasından seni izledim sadece. Sonra sen giderken seni takip ettim. Böylece evini de öğrenmiştim. Sonra herşey berbat ilerledi. Sende babaannenin ölümü ile evsiz kalmıştın. Senin karşına çıkabilmek ve sana gözkulak olabilmek istedim fakat çoktan beni içeri almışlardı. Sen ise o orospu çocuğu torbacıların eline düşmüştün. Ben hiçbir şey yapamamıştım. Çok geçmeden varlıklı bir aile beni evlatlık almıştı. Seni bir daha görmeden 7 yıl geçmişti. San sana yemin ederim, sensiz geçen tek bir günüm dahi yoktu. Belki bir takıntı diyebilirsin buna, ya da seninle tanıştığımda ki duygusal boşluğum. Bilmiyorum. Daha sonra bir gün ailemden izinsiz evden çıktım. Seni görmek umudu ile o sokağa geri döndüm. Perişandın. Sikik uyuşturucular yüzünden hemde. Dehşete düşmüştüm. Seni öyle görmeye dayanamayıp eve koşmuştum. Sonra zaten bir şekilde Mingi ve Yunho ile tanıştım. Onların da bu işlerden nasibini aldığını bilmiyordum. Çok geçmeden ikisi ile çok daha yakın oldum. Tabii bu sürede sürekli seni izledim gizlice. Senin her hareketini. O zamanlar çocuktum, uyuşturucunun ölümcül olabileceğini bilmiyordum. Daha sonra Yunho... öldüğünde. Öyle korktum ki. Ya sana da aynısı olursa? Ya seni de kaybedersem? Aklım çıktı. Perişan arkadaşımı siktir edip senin yanına koştum gece 3'te. Bankta uyuyordun o gece. Ruhun bile fark etmeden bütün gece yanında durdum. Yere oturdum ve senin nefes alıp almadığınu kontrol ettim sürekli. Gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum. Ben bir senin nefesini gece boyunca kontrol ettim San, bir anneminkini. İkisi de öyle berbat bir çaresizlikti ki" Gözyaşlarımın akmasına izin verdim

"Ya nefes almazsan. Elimi burnunu yaklaştırdığımda narin soluğun elimi okşamazsa? Sonra tek amacım seni bu illetten kurtarmak oldu. İlk işinden seni attırdım, ilk torbacının seni dolandırmasına neden oldum, son torbacın ortadan kayboldu neden biliyor musun? ÇÜNKÜ ONU ÖLDÜRDÜM. Gitmeyi kabul etmedi. Sana onları vermekte kararlıydı. Ama olmadı. Daha sonra işte. O gün karşına çıktım. Sana Adonis'i söyledim. Sen ona gitmeden önce gidip sana yardım etmesi için yalvardım. Mingi'yi de ben zorladım sana bakması için. Çok üzgünüm San. Ama ina-" San elini kaldırmıştı.

"Yeterli" Orada oturmaya devam ederken kalkıp yanına ilerledim. Yanına çöktüm. "Bana ne düşündüğünü söyle lütfen" San bana bakmıyordu. Elimi yüzüne koydum. Ne yaptığımı bilmiyor gibiydim.

Yavaşça yaklaşıp dudaklarına küçük bir öpücük verdim. Ayrılmadan hemen önce gözyaşlarımdan birisi ikimizin kapalı dudaklarını ıslatmıştı.

O ayrıldığında bana bakmadan konuştu "çık dışarı, bir süre beni yalnız bırakmalarını söyle onlara" Resmen kovulduğumda sessizce dışarı çıktım ve zaten konuşmamızı duyan Adonis'e bakıp oradan ayrıldım. Biraz yalnız kalmalıydım. San gibi.

__________

Bok gibiyim zort
Bölüm yazamıyorum
Dongseng'im olmasa bölüm atmazdım ama onu kıracağımı başımı kırarım.

İns hesabını takip edin çünkü her yeni bilgi, spoiler ve bölüm öncesi bilgiyi oradan paylaşacağım. 
Bide kitapların editlerini paylaşacağım. Ama uygulama bulamadım

Neyse
Sizi seviyorum

Sansang ile kalın...

Woosan/AdonisHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin