Hırsızlık

266 22 12
                                        

   San uyandığında gün aymamıştı

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

   San uyandığında gün aymamıştı. Üstündeki yorganı çekip kalktı ve gerindi. Gitmeliydi. Evet. Mingi'ye yük olmak istemiyordu.

   Odadan çıkıp Mingi'nin halen uyuyup uyumadığına baktı. Yerli yerinde duruyordu. Şimdi çıkıp Adonis'i bulmanın tam zamanıydı. Zaman gittikçe aleyhine işliyordu çünkü.

  Hem bulamazsa geri gelebilirdi. Bu sokağı biliyordu ne de olsa. Bilmese bile bulmak çok da zor olmazdı.

    Dış kapıya ilerledi ve deri ceketini üstüne geçirip çıktı. Nereye gideceğini Adonis'i nerede arayacağını bilmiyordu. Sadece yürüdü.

    Soğuk ya da ihtiyaç bedenini titretmeye başladığında gün ayıyordu. Ellerini birbirine sürtüp kendine sorun olmadığını fısıldadı.

Sorun yok, sorun yok...

   Şu an var olup olmadığını bile bilmediği bir cadıyı aramak, öylece durup ölmeyi beklemekten daha mantıklı geliyordu. Hoş, Yeosang'la konuşmamış olsaydı öyle olacaktı ya.

   Güneş tamamen doğup yeni yılın ilk saatlerinde güzel süslenmiş sokakları aydınlattı. Sabah güneşi her zaman bir ayrı olurdu.

     O sokağa geri gidemezdi. Belki de Yeosang'ı bulmalıydı ilk. Noel gecesi bira içtikleri sokağa giderse onu orada bulabilirdi belki.

     Eriyen karın ıslattığı kaldırımlardan, yavş yavaş açılmaya başlayan dükkanlardan ve işe gitmek için uyanan insanların evlerinin önünden geçti.

      Büyük meydanda durdu. Kafelere ve hediyelik eşya dükkanlarına baktı. Belki bir çalışan olabilirdi. O an sadece oturup beklemek istedi.

      Bira içtikleri banka oturdu. Karnı acıkmış olmalıydı ki tuhaf sesler çıkarıyordu. Karnına baktı. Bir bu eksikti diye düşündü.

     Bir süre dalıp gitti. Daha sonra kalkmaya yeltendiğinde yanında duran tarçınlı kurabiye ve küçük bardaktaki salebi fark etti. Kaşlarını çattı. Eline alıp etrafına baktı. Bırakan kişi arkasından bırakmış olmalıydı kim neden bıraksın ki diye düşündü.

    Poşetin altında bir kağıt duruyordu. Üstünde güzel bir el yazı ile "Afiyetle Ye!" Yazıyordu fakat San buna mutlu olmuş gibi görünmüyordu.

    Birileri sürekli ona yardım ediyordu ve bu cidden onur kıracak türdendi. Fakat yardımlar öyle can alıcı noktalardan geliyordu ki onları reddedemiyordu. Gururunu bir kenara bırakmak zorunda kalıyordu.

     Çok küçük olmayan tarçınlı kurabiyenin pakedini açıp adamın kafasından bir ısırık aldı ve salepten içti. Bu yardım meleğini daha sonra bulmayı da aklına yazdı.

_________

    "Ne demek yok Mingi. Sana insan emanet ettim sikik bir uyuşturucu değil. Nasıl gider. Siktir git bul" Mingi yüzüne kapatılan telefon ile küfredip evin kapısı çarparak çıktı.

________

    San tekrar yürümeye ve kıytı köşelere bakmaya başlamıştı. Bir sürü aptal insanla atışmıştı. Fakat elinde olan; sıfırdı.

   Öyle çok yürümüştü ki havanın karardığını fark etmemişti bile. Başka bir sokağa girdiğinde burası bolca kafenin ve barın olduğu bir sokaktı.

    Oldukça gürültülüydü. Önüne gelen ilk bara daldı çünkü vücudunun titremesi sabahtan beri oldukça artmıştı ve öyle muthaçtı ki birilerine yalvarabilirdi tek bir hap için.

    Genelde işlerin döndüğü yere gitti. Barın kıytı bir köşesinde. Oturup insanlara baktı. Buraya daha önce de gelmişti. O zamanda aynı böyle ihtiyaçla dolup taşıyor ve çaresizdi. Bu yüzdendi ya başka bir adamın elinden poşeti alması ve kaçması.

    "İşte sen! SONUNDA BULDUM SENİ" ona doğru bir adam bağırdığında San bu adamı hatıladı. Hırsızlık yaptığı adamdı bu.

    Nabzı hızlandığında koşmaya başlayacaktı ki geniş cüssesi buna izin vermedi adamın. Tuttuğu gibi kendini yerde buldu San.

   İyi dayak yiyeceğini hissediyordu. Adam üstüne yürüdü ve ilk yumruğu yüzünün tam ortasında yerini aldı.

~~~

    "Aaah~" öyle çok darbe yemişti ki artık pes etmiş yatıyordu. Gözleri yarı açık yarı kapalı bir şekilde karnına gelecek diğer tekmeyi beklerken ağzından kanın biraz daha akmasına izin verdi.

    Kırık dişinden mi, patlak dudağından mı yoksa kanama geçiren midesinden mi geldiğini bilmiyordu kanın. O an düşünebildiği tek şey öleceği olmuştu.

     Bağırışlar ve kesilen darbelerle bir süre bekledi. Ardından öldüğünü sandı fakat birinin onu yığıldığı yerden kaldırması ile yaşadığını anladı çünkü katlanılmaz acı üç katına çıkmıştı.

     Onu buradan dışarı çıkaran adamın yüzüne bakmaya çalıştı. Bulanıklaşan gözlerini kıstı "Mingi?" Mingi'ye benzeyen adam onu arabaya bindirdiğinde tanıdık bir konu geldi burnuna.

     "Ya Mingi. Seni sikik beyinli. Mingi kurtarsın hep. Mingi'nin işi gücü yok ya" torpidoya uzanıp ecza takımını çıkarttı.

    "Tükür" Ağzının önüne bir kutu getirip bekledi. San ağzındaki bütün salya+kanı kaba tükürdü. Beyni dağılmış gibi hissediyordu.

    Mingi elini San'ın çenesine koyup başını kendine çevirdi. "Şimdi sana iyi bir nutuk çekerdim ama büyük ihtimalle beni anlayabilecek durumda değilsin. O yüzden susup pansumanınu yapacağım ve birlikte eve gideceğiz" San başını olumlu anlamda salladı.

_______

     Gerçekten kısa sürmeyen bir pansumanın ardından Mingi arabayı çalıştırdığında San'ın eline bir hap uzattı ve ardından su.

     "Midene iyi gelir uyuşturucu değil" San hayal kırıklığını belli etmeden başını salladı.

______

        "Yat. Burda dinlen. Dolapta yemek var acıkırsan oradan bir şey al. Ölüm döşeğine falan gelirsen yukarıda Minho Hyung var ev telefonundan ararsın, numarası yazıyor kenarında. Ayrıca sadece kriz geçirirsen diye tek bir tane hap var odamda çekmecede. Şimdi yat, ben Adonis'i bulacağım" San kafasını sallayıp eliyle sargılı karnını tutarak yattı.

      Mingi son kez bakıp çıktı ve kapıyı dışarıdan kilitlemeyi de unutmadı.

___________
Biraz olaylar hıxlı geçti sanki
Olaun yine de içime sinen bir bölümdü.

Mingi üzümlü kekim...

Sınav haftası bitti sonunda. Çok uzun zaman olmuştu bölüm atmayalı. Merak etmeyin yaşıyorum

(Laliqou okuyan yok yani merak edende yok)

Kendim çalıp oynuyorum diyebiliriz bence

Neyse bu hafta baya bölüm atıcam

Woosan ile kalın...

Woosan/AdonisBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin