Sokakta uyuşturucu bağımlısı olan Choi San, önemsiz işe yaramaz biri olduğunu düşünüyordu. Ta ki ona her şeyden yakın olan insanı tanıyana kadar. Onun hikayesi, kendi hayatına girmesiyle başlıyordu, ve bunun geri dönüşü yoktu
{081021}
-Uyuşturucu...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
San uyandığında etrafına baktı. Karnındaki çürüğü unutup doğrulduğunda büyük bir acı yayıldı vücuduna "AHH!" Eli refleks ile karnına gitti.
Yüzünden çok karnına darbe yediği için gözü morarık değildi. Sadece patlamış bir dudak ve kırık bir dişi vardı.
Üzerindeki yorganı çekip bazadan kalktı. Yüzüne bakmak için lavaboya gitti. Gözleri yetmiyormuş gibi daha da kanlanmıştı. Yüzü zayıflıktan çökmüştü. Kanındaki sargıyı değiştirmek için tişörtünü çıkarttığında kollarının bir deri bir kemik kaldığınu fark etti.
Çirkin gözüküyordu. Çirkin, sıska ve çökmüş. Böyle gözükmek istemedi. Kendinden nefret etti. Eskiden çekici ve yakışıklı gözükürdü. Şimdi aynaya bile bakmak istemiyordu.
Aklına yine hapsız kaldığı geldi. İhtiyaç damarlarındaki kandaydı halen. Evde bir tane hap olduğunu biliyordu fakat ihtiyacını karşılayacak mıydı orası meçhuldu.
Dün Mingi'nin sardığı sargıyı yavaşça çıkarttı. Kaburgasının olduğu yerlerde çürük bir görüntü vardı. Karın boşluğunda ise büyük morluklar vardı.
Acınası haldesin Choi San
Dedi kendi içinden. Kendine acımıştı. Acınası durduğunu düşündü. Bu onu daha da üzdü.
Kendine gelmek istedi. Her şey için geç miydi? Kafasını iki yana sallayıp düşünceleri kumun altına attı.
Yeni sargıyı çıkartıp karnını çok sıkı olamayacak şekilde sardı. Tişörtünü tekrar giyip mutfağa ilerledi. Açlık, onu bu ihtiyaç arasında çok etkilemiyordu.
Buzdolabını açıp yiyebileceği bir şeyler aradı. Ekmeğin içine kaşar koymaktan başka çözüm göremiyordu. Kuru ekmeğin içine kuru bir peynir onu memnun etmese bile hiç şikayet etmedi. En azından artık bir şey yiyebiliyordu.
Ekmek bitince Adonis'i aramak için dışarı çıkacaktı. Üstünü giyinmek için salona ilerledi. Çıkarttığı bluzu ve kalın deri mantunu giydiğinde ellerindeki titremenin arttığını fark etti.
Ellerini içinde aniden büyüyen öfke ile kontrol altına almaya çalıştı. Parmaklarını tuttu, yanındaki masaya vurdu. Fakat ihtiyaç onun düşüncelerini kontrol etmesine engel oluyordu.
Gözlerini kapatıp başını geri attı. Hızlanan nabzını düzene sokmaya çalıştı fakat ellerindeki titreme vücuduna geçti. San bacaklarının kontrolünü kaybedince kendini yerde buldu.
Her hareketi istemsizce oluyordu ve odaklanabildiği tek şey beyninin içindeki sesti. Ona zorbalık eden ses.
Dizlerini kendine çekti ve başını dizlerine koyup ellerini kulaklarına götürdü. "Sus. Sus artık. Git. Sus. Seni dinlemek istemiyorum. SUS!" Kendi kendine sayıklarken başına vuruyordu.
"Hayır. Değilim. Zavallı değilim. O hapı almam gerekli. Lütfen" Kıvrandığı için yaralarını deşiyordu fakat bunun acısını hissedemeyecek durumdaydı.
Kendisine ve vücuduna duyduğu öfkeyle vurmak istiyordu. Herşeyi kırmak, parçalamak istiyordu. Sürünerek hemen yan odanın girişindeki masanın çekmecesini açtı. Tam ortada duran hapı alıp ağzına attı ve tekrar ellerini başına koyarak hapın kanına karışmasını bekledi.
Hapı emerken ellerine akan su ile terlediğini ve ağladığını fark etmişti. Kafasının içinde bitmek bilmeyen bir çan ve vurma sesi geliyordu.
Ağzında eriyen hapla biraz daha kendine gelirken bu vurma sesinin kafasından gelmediğini anladı. Kapıya vuruyordu birisi.
Başının dönmesi nedeniyle sersemliği tam atamamışken masadan ve kapı kollarından tutunarak yerden kalkıp kapıya gitti.
Bir yerlere tutunmasa hemen yere düşerdi yüksek ihtimalle. Dış kapının kulpunu tutup açmaya çalıştı. Fakat kapı açılmadı. Üç kez daha zorladı fakat sonra ağlayarak yere çöktü.
"Açılmıyor. Bir kapıyı bile açamıyorum" kafasını demir kapıya yasladı. Sadece gözlerini kapattı fakat yaşlar akmayı bırakmıyordu.
Kapının diğer tarafındaki kişinin yere çöktüğünü seslerden anladı. "San. Kapıyı kilitlemiş Mingi. Kriz geçiriyorsun. Birazdan gelir Mingi. Lütfen sakin olmaya çalış. Şimdi gitmek zorundayım. Paspasın altına Adonis'in adresini bırakıyorum. Tanrım daha önce vermeliydim" sesinden ağladığı anlaşılıyordu.
"Yeosang?" San sorduğunda cevap vermedi. Sadece kapıdan sesi dinledi. Kalemin kağıda çıkardığı sesi, paspasın kaldırılma sesini. Gittiğini.
Mingi gelene kadar oradan kalkmayıp bekledi. Çok uzun bir süre değildi bu fakat San'ın zaman kavramı kalmamıştı. Ona artık bazen 2 dakika 2 saat gibi, bazen 2 saat 2 dakika gibi geliyordu.
Şimdi zaman ona hiç akmamıştı. O orada ne kadar durdu, ne düşündü? Hiçbir şey bilmiyordu. Anahtar sesiyle kapıdan kalkmıştı.
"Ne yapıyorsun burada?" Eğer Adonis'i hemen bulmak zorunda kalmasaydı Mingi'ye sağlam bir yumruk verirdi fakat bunu düşünecek zamanı yoktu.
Resmen Mingi'nin üstünden atlayıp paspasın altından kağıdı aldı ve Mingi'nin bütün sorularını duymazdan gelerek sokağa çıktı.
Burada yazan adres bu küçük şehirdeki tek üniversitenin ormanında bir yeri gösteriyordu. Daha önce çok yakınlarından geçip bir süre o sokaklarda yatmıştı. Bu yüzden kolay bulacağını düşünüyordu.
Zaman kaybetmemek için hızlı adımlarla ilerliyordu. Onun kafasında oluşturduğu ara sokaklar falan derken yaklaşık 20 dakikası vardı oraya gitmek için.
Bu sırada ağzındaki hap tamamen erimiş ve kanına karışmıştı. Bu onu ne kadar idare eder bilmiyordu. Fakat kısa bir süre olmayacağını biliyordu.
Elindeki kağıda ve her sokak tabelasına ağzı açık bakan, hızlı yürüyen, gözleri kanlı bir adam gören herkes doğal olarak ya ondan uzaklaşıyor ya da çocuklarının gözlerini kapatıyordu. San buna sadece gülüyordu. Onları yemeyecekti. İnsanlar çok fazla dramatikti.
Aradığı sokak tabelasını görünce yüzüne bir sırıtma yerleştirdi. Gördüğü tabela ormanın içine açılan bir yolun ağzındaydı. Hemen içine girdi. Taa ormanın derinliklerine ilerleyen dümdüz bir yoldu.
Zaten buradan sonra klübenin önüne çıkması gerekiyordu bu yüzden kağıdı cebine koydu. Ellerini soğuktan korumak için montunun ceplerine soktu.
Hava soğuktu ve ormanda bir sürü köpek vardı. Hızlı adımlarla sonu gözükmeyen yoldan yürüdü. 10-15 dakika sonra sarmaşıklarla kaplı büyük bir taş yapı çıktı karşısına.
Sonunda kapıda kocaman 'Adonis' yazısını gördü. Sonunda bitiyor diye düşündü. Herşeyin yeni başladığını ve bir daha asla aynı olmayacağını bilmeden...
_________ Merhaba Yine uzun zaman oldu bölüm atmayalı Dersler yüzünden yetişemiyorum Ama asla unutmadım burayı Dream'e bölüm atamıyorum