13

239 19 1
                                        

Aradan birkaç gün geçti.
Eylül hastasını Jülide'nin yanına getirdi. Hasta biraz daha sakinleşmişti ilaçlarla. Jülide ultrason cihazını eline aldı. "Şimdi bunu karnına tutacağım. Çocuğunu kontrol edeceğim, tamam mı?"
Kadının yüzünde tiksinti ifadesi vardı. "O benim değil, O şeytanı al benim içimden. " dedi.
"Bunun için geç. Bunu yapamam." dedi.
"Anlamıyor musun? O şeytan koydu bunu içime. Beni öldürecek." dedi korkuyla. Jülide şefkatli ve sert bir şekilde :
"Merak etme öldürmeyecek. Onu oradan alacağım yakın bir zamanda ama bunu yapmam için ne ona ne de kendine zarar vermeden durman lazım" dedi.
"Tamam" dedi ama güvenmediği belliydi. Jülide kadının muayenesini yaptı. Kadını yanındaki hemşireyle servise geri gönderdiler. Jülide uzmanlardan birini arayıp kadının durumunu anlatıp ne yapacaklarıyla ilgili konuştu. Sonra Eylül'e döndü:
"Şu an bebekte bir sıkıntı görülmüyor. Kullandığı ilaçları ve kadının intihara yatkın halleriyle erken müdahale edebiliriz. Baba da çocuğu istemiyor galiba." dedi.
"Öyle, çocuk esirgemeyle iletişime geçmeniz gerekecek" dedi.
"Anladım. Çocuğu zor bir hayat bekliyor yani." dedi üzüntüyle.
"Herkes şanslı doğmuyor. Ama iç karartmayalım hayatına daha iyi bir ailede devam etme fırsatı geçmiştir belki." dedi.
"Belki" dedi Jülide. Pek inanmıyordu ama umut etmekten başka yapacak bir şey yoktu.

İç karartıcı bir günün ardından akşam Jülide ile Eylül'ün planları vardı. Jülide'nin o günkü tek mutluluğu buydu. Akşam olmak bilmemişti. Sanki saatler ilerlemiyordu inadına. Son dakika birkaç iş daha yüklenmişti onun üstüne ama sonunda hastaneyi terk etme zamanı gelmişti.

Eylül aşağıda Jülide'yi bekliyordu. Jülide'yi görüp ona doğru yürüdü.
"Sonunda geldin. İlk gerçek buluşmada bu kadar bekletilmez ama" dedi gülerek.
"İşler uzadı özür dilerim." dedi.
"Özrünü kabul etmem zor olacak. İyi bir şekilde telafi etmen gerek." dedi göz kırptı. Jülide bir şey demedi gülümsedi.
"Arabam şu tarafta." dedi sağını işaret ederek.
"Benimkide bu tarafta onu ne yapacağız?" dedi.
"Bırak yarın sabah ben seni alırım. Telafi etmem gereken şeyler var sonuçta." dedi.
"Bununla telafi edeceğini düşünüyorsan fazla hayalperestsin" dedi.
"Yandık desene birkaç aya telafi ederiz bunu. O arada yeni şeyler çıkar kesin. Bir ömür boyu sana borçlu kalacağız gibi duruyor." dedi gülümseyerek.
"Bir ömür uzun süre..." dedi.
"Senin zamanı hızlandırma gibi bir gücün var hiç sevmesemde." dedi.
Jülide Eylül'ün yanındayken zaman elinden kayıp gidiyormuş gibiydi. Ne kadar tutmak istesede şimdi geçmişe dönüyordu. Güzel anılar bırakıyordu geride. Şikayetçi değildi ama keşke tutabilseydi biraz daha.
Eylül buna diyecek cevap bulamadı."Seviyorum seni kadın" dedi içinden. Dışından çıkması için erkendi. Erken miydi? O da ikilemde kalmıştı.

Sahil kenarında güzel bir mekana gittiler. İkiside açtı. Menüye göz gezdiriyorlardı.
"Eee ne yiyoruz hayatım?" dedi Eylül. Jülide o sondaki ekten sonra bir durdu. İç dünyası dış dünyası bir karıştı. Kalbi hızlandı. "Senin hayatın yok şu an içinde patlamalar falan. Yaaa... Sen... Sakiniz sakin" diyordu içinden. Bir sözcüğe mutlu olan ponçik bir kalbi vardı kızımızın. Şapşik gülümseme yüzünde hemen yerini aldı.
"Jülide" diye seslendi Eylül. Jülide kendi iç dünyasından çıkıp gerçekliğe döndü.
"Hmm şu burada iyidi sanki" dedi göstererek.
"Tamamdır o olsun hayatım" dedi. İkinci big bangide yaşadı içinde Jülide. Gülümsemesi kendini belli ediyordu artık.
"Ne oldu?" dedi Eylül.
"Yok bir şey hayatım" dedi Jülide.
"Öyle olsun bitanem" dedi Eylül durumu anlamıştı. Gülümsedi üstelemeden.
Yemekler geldi. Hoş bir ortam vardı. Arkada çalan güzel müzikler... Başbaşa iki aşık ve konuşulması gereken bir sürü şey...
"Eee annene nasıl anlattın beni? Yemeğe nasıl hazırlanmalıyım?" dedi Jülide merakla.
"Yani annemle aramızda gizli saklımız yoktur bizim. En yakın arkadaşımdır diyebilirim. O yüzden her şeyi biliyor gibi. Seni tanımak istedi. Ama yani gerilmeye gerekecek bir durum yok. Rahat biridir annem ve senle iyi anlaşacak gibi hissediyorum." dedi.
"Güzel buna sevindim." dedi.
"Ama babamıda davet edeceğini söyledi annem. Orada biraz sıkıntı olabilir. Gelmemesi ile halledebiliriz ama." dedi.
"Ayrılar galiba? Ve neden sıkıntısı olabilir?"  dedi.
"Uzun yıllar önce boşandılar. Ama hala beraber vakit geçireceğimiz zamanlar oluşturmaya çalışıyorlar. Başarılılarda... Babam annem gibi değil. Benim kadınlardan hoşlanıyor olduğum gerçeğini kabullenemedi. Çıktığım erkeklere sevecen ama kadınlara olan tavırları pek hoş denmez. " dedi buruk bir gülümsemeyle.
"Anladım. Gelmemesini gerektiren bir durım yok ama galiba. Yani başa çıkabilirim bununla." dedi.
"Ondan şüphem yok. Sadece gergin ortamlar hoş değil. Annemle babamın bu konuda karşı karşıya gelmesinide istemiyorum açıkçası." dedi.
"Anladım sen nasıl istersen." dedi.
"Sende Mert'ten bahset biraz, benimde katılacak bir yemeğim var." dedi.
"Onda gerilecek hiçbir şey yok. Benim yanımda pek sesini çıkaramaz. Bazen boşboğazlığı tutuyor ama sorun yok" dedi.
"Yani senin gücüne başvurmadanda halledebiliriz bunu bence. Bu tatlılıkla sevilmeyecek biri değilim. " dedi gülümseyerek.
"Diyoosun" dedi.
"Diyorum" dedi Eylül.

Yemeklerini yediler. Yerken bol bol sohbet ettiler. Konular ailelerinden çok kendilerine döndü. Sevdikleri sevmedileri... Yaptıkları yapmadıkları her şeyden konuştular. Bazı şeyler için plan bile yaptılar.

Yemekteyken hafif çiseliyen yağmur onlar dışarı çıktıklarında şiddetini artırmıştı. Jülide hızlı adımlarla ilerliyordu. Ama Eylül adımlarını yavaşlatıyordu. Jülide arkasına döndü. Eylül durmuştu tamamen. Gözlerini kapatıp yukarıya kaldırdı başını. Derin bir nefes aldı. O yağmur kokusunu damlaların bedenine hafif dokunuşunu seviyordu.

Jülide gülümseyerek onu izliyordu. "Hasta olacaksın" dedi.
"Annemde hep öyle diyor haklıda çıkıyor ama değer. Çünkü yaşamak gibidir yağmur. Hissetmen için ıslanman gerek. Korkarak yaşayamazsın Jülide Kara." dedi Eylül.

Eylül'ün sözünün ilhamıyla yürüdüler biraz. Ama yağmur biraz daha artmıştı ve bizim iki aşık baya ıslanmışlardı.
"Sırılsıklam aşık olmayıda gerçeğe dönüştürdüğümüze göre. Sıradaki adımımızı merakla bekliyorum." dedi Eylül gülümseyerek.

Eylül'ün evinin önüne gelmişlerdi.
"Hadi gel yukarı" dedi.
"Teşekkürler gelmesem sanki..." diyecekken Eylül durdurdu onu:
"Bunun bir soru işareti içerdiğinide nereden çıkardın acaba" dedi ve arabanın anahtarını alıp çıktı. Jülide'nin onu takip etmekten başka şansı kalmamıştı.

Eylül odaya gidip havlu ve kıyafetlerle geri geldi.
"Şunları giysen iyi olacak galiba. Sonra benim yüzümden hasta olma." dedi gülümseyerek. Kıyafetleri verdi Jülide'nin eline. Havluyla Jülide'nin saçlarını kuruladı nazikçe. Jülide kafasını kaldırdığında çok yakındılar.
"Durdu Eylül. Havlu elinden yere düştü. Eli Jülide'nin boynuna doğru indi yavaşça. Daha yaklaşıp dudağından öptü. Eli beline doğru indi. İkisininde geri çekilmeye niyeti yoktu. Yavaş adımlarla kanepeye doğru ilerlediler. Eylül hafifçe itti Jülide'yi kanepeye... "
Eylül hayal dünyasından çıktı, kızarmıştı. Hafifçe öksürdü. Geri çekildi.
"Çay, kahve ne içersin?" dedi.
"Kahveyle uykumuzu açmayalım. Çay iyidir." dedi Jülide.
"Tamamdır, içerideki odalar boş giyinebilirsin rahatça."  dedi Eylül. O çekimden hızla geriye çekti kendini.
Jülide üstünü giyindi. Eylül çayları yapıp geldi. Beraber oturdular, konuştular. Jülide bardağını masaya bıraktı. Eylül'ün omzuna başını koydu. Eylül konuşmaya devam ediyordu. Kendi kendine konuştuğunu fark edene kadar devam etti. "Jülide" dedi. Bakınca Jülide'nin çoktan uyuduğunu gördü.
"Şaka yapıyorsun... Oyy oyy..."

Jülide Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin