Jülide tüm gün dolandı ruh gibi ortada. Hissizliğinin onu neden mutlu etmediğini anlamıştı çünkü sahteydi. Bastırdığı duygularının maskesiydi. Yarası kabul bağladığı yerden kanamaya başlamıştı. Sanki başa dönmüştü. Eylül... O, onu haketmiyordu. Ne bekliyorduki kendisi yıkık bir harabeydi. Düzelemezdi. İnsanlara gösterdiği o yanı o değildi. Aynaya baktı Jülide. Etraf karanlıklaştı. Karşısında duruyordu kendi. Hiç sevmemişti kendini Jülide. Kendiyle kavgası ne zaman başlamıştı, hatırlamıyordu. Ama insan kendiyle kavga eder miydi? O ediyordu. Bitmek bilmiyordu bu kavga. Küçük bir kıvılcımla ateşlenip onu yakıyordu. Her seferinde ruhu biraz daha ölüyordu sanki. Hiçbir şeye hevesi kalmıyordu. Kendi karanlığında boğuluyordu. Yüzündeki gülümseme iğrenç bir hal alıyordu. Kötü bir karakter gibi kahkası çınlıyordu kulağında. Belki ölse kurtulurdu bu eziyetten. Boğazıma gitti eline. Vücudun en önemli damarlarından birini hissediyordu. Küçük bir kesi, boğazından geçecek küçük haplar onu kurtarırdı sanki. Hafifçe sarstı kendini. Ne düşünüyordu? Neden şimdi? Bunu yapamazdı... Gerçekten yapamaz mıydı? Kurtuluş bu değildi. Değil miydi? Hayat... Ölüm... İnce çizgide yürüyüşe çıkmıştı. Hangisine yakındı. Bu zamana kadar yaşadığı kime yararı dokunmuştu? Ailesi... Herkesin ailesi onları koşulsuz severdi. O onların sevgisine bile layık olamamıştı. Eyşan... Büyük aşkı... Onu terk etmişti. Dayanamamıştı ona... Eylül... Kafasında bir sürü soru işareti vardı. Daha iyisini hak ediyordu. Mert... Onu da mutsuz ediyordu. Kaç yıldır acıları için kapısını çalıyordu. Ondan başka ağlayacak bir omuza sahip değildi ama o da bunu hak etmiyordu. Jülide'den daha iyi bir arkadaşı olsa daha iyi olmaz mıydı? Herkesin hayatına acı getirmişti. Göz yaşı eklemişti. Ekleyecekti... O iyi biri değildi. Belki hiç olmamıştı.
Jülide kendi düşüncelerinde boğulurken kapı açıldı. Jülide irkildi bir anda. Mert gülümseyerek girdi odaya:
-Korkma benim (Gülümsemesi düşmüştü. Jülide'nin rengi soluklaşmış ve yüzünde hiç sevmediği o ifade vardı. Bir şeyler ters gidiyordu, anlamıştı Mert.) İyi misin?
-İyim, dedi Jülide sahte gülümsemeyle. Mert kızmıştı.
-Bunu herkese yap ama bana değil Jülide, dedi sert bir ses tonuyla.
-İyim gerçekten ne olabilirki?, dedi yutkundu güçlükle ve oyununu sürdürdü.
-Jülide
-Ne var Mert?
-Neyin var?
-Yok bir şeyim dedim ya neyi zorluyorsun?
-Ben senin dostunum, ailenim. Bana yalan söylememeni istiyorum
-Yalan söylemiyorum neden bu kadar üstüme geliyorsun?
-Jülide
-Ne var?, dedi ses tonunu yükseltmişti. Bunu yapmaması gerektiğinin farkına varmıştı sonra. Kafasını çevirdi başka yöne. Mert ona yaklaştı başını tuttu kendine çevirdi.
-Ne oluyor Jülide? Ne var kafanda? Anlat bana buradayım ben.
Jülide'nin gözleri doluydu zaten. Onun gözlerine bakınca tutamadı kendini. Ağlamaya başladı. Mert, başını omzuna koydu sıkıca sarıldı.
-Geçti. Yanındayım...
Bu iki kelime Jülide'nin kafasında tekrarlamaya başladı. İyi mi hissetmeliydi yoksa kendini suçlamalı mı bilmiyordu. Jülide ağladı sadece Mert'in omzunda. Biraz kendini toplayınca Mert hava alalım diyerek onu dışarı çıkardı. Tenha bir köşeye geçtiler. Jülide güneşe döndü yüzünü gözünü kapattı. Derin bir nefes aldı. Kaldılar bir süre öylece.
-Daha iyi misin?, dedi Mert endişeyle.
Jülide evet dercesine başını salladı. Bakamıyırdu ona. Utanıyordu. Yaptığı her davranıştan. Bazen çocuk gibi hissediyordu. Akıllanmayan küçük bir çocuk... Mert sigarasını çıkarıp Birtane yaktı. Jülide'ye uzattı. Jülide aldı bir tane. Eli titriyordu. Bunu durdurmak istesede yapamıyordu. Mert sigarasını yaktı. Jülide derin bir nefes çekti içine. Yıllardır karşı koyduğu şeye yine yenilmişti. Her küçük şeyde kendini suçluyordu. Haklı mı haksız mı düşünmüyor, tüm suçları kabulleniyordu.
