Müge ve Yıldırım'ın Diyarbakır'a dönüşlerinin üzerinden bir hafta geçmişti. Bu süreçte Diyarbakır'da ne kadar tanıdık varsa adeta ikilinin etrafında dört dönmüştü. Müge'yle Yıldırım eve geldiklerinde Hacer ve Dicle Abla onları pencereden görmüş ve anında kapıya koşmuştu. Onların sesiyle birlikte Sinan da teslimattan dönerken onları fark etmiş ve elindeki sepeti kaldırıma fırlatıp Müge'ye koşmuştu. Boynuna sarıldığında Müge'nin mutluluktan ve gördüğü ilgiden dolayı gözleri dolu dolu olmuştu. Yıldırım da bu esnada sadece ortamın güzelliğine dalıp gitmişti. Müge'yi yeniden ait olduğu yerde, evde görmek içini sıcacık yapmıştı.
Ellerindeki valizlerle eve girerken Sinan da markete hemencecik bir sepet hazırlamaya gitmişti. Hacer ve Dicle Abla da akşam yemeği için hazırlığa girişmişti, akşam yemeğini birlikte yiyeceklerdi. Eve adım attığı gibi Müge, odasına gitti ve kıyafetlerini hazırlayıp duş aldı. Yıldırım da bu esnada Sinan'ın marketten getirdiği malzemeleri dolaba yerleştirmiş ve çay demlemişti. Müge, saçını kuruturken Yıldırım'la aynaya baktığında göz göze gelmiş ve gülümsemişti. Yıldırım da, Müge'nin kuruyan saçlarını eliyle okşadıktan sonra Müge'yi makyaj aynasının karşısına oturtmuş ve elinden tarağı alıp narince saçlarını taramıştı. Müge, huzur içinde gülümserken Yıldırım ise onu hem izliyor hem de onun yeniden mutlu olduğunu görmeye bayılıyordu.
O gün içerisinde Müge daha çok dinlenmişti fakat Yıldırım, evle ilgilenmişti. Akşama doğru bir ara karargâha uğramış ve oradakilerle de buluşmuştu. Komutan ise Müge'nin hazır olduğunda ifade vermeye gelmesi için bir kez daha hatırlatmada bulunmuştu. Yıldırım, daha sonrasında lojmana uğramış ve üzerini değiştirmişti. Eve döndüğünde Müge, uykusundan uyanmıştı ve makineden çamaşırları çıkarmıştı. Daha sonra da birlikte Hacer Abla'ya çıkıp yemek yemişlerdi. Geceye doğru Müge'yle biraz daha oturduktan sonra Yıldırım evden ayrılıp lojmana doğru yola çıkmıştı ama ayakları sanki geri geri gidiyordu. Müge'nin yanından ayrılmayı hiç istemiyordu, orası onun evi haline gelmişti. Fakat henüz nişanlıyken Müge'yi böyle bir konuda zora sokmak yahut ona karşı emrivaki bir tutum sergilemek istemiyordu. Bu yüzden sabredecekti. "Evlenene kadar, sonra hep aynı yastığa başımızı koyacağız." demişti içinden.
Ertesi gün ise Müge, her ne kadar Yıldırım ısrar etse de karşı çıkmış ve okula gitmişti. Müge'yi gören öğrencileri, meslektaşları ve diğer herkes, sevinçten, deyim yerindeyse, çılgına dönmüştü. Müge, bu kadar içtenlikle karşılandığını ve herkesin onu ne kadar çok özlediğini görünce o kadar çok sevinmişti ki. İçinden devamlı olarak: "Ait olduğum yerdeyim." demişti.
O gün, yine aynı rutinde derslerine girmişti. Sınava oldukça az bir zaman kalmışken öğrencilerinin ilerlediği seviyeye hemen adapte olmayı başarmış ve o yokken dersine giren hocayla görüşüp bilgilendirme almıştı. Artık öğrenciler için seri deneme çözme vakti gelmişti. Sınavdan bir hafta önce de mezuniyetin yapılmasına karar verilmişti. Müge, mezuniyet töreninde programı sunacaktı.
Günün sonunda Yıldırım, Müge'yi almaya gelmişti. Yıldırım, onu sıkboğaz etmek istemese de Komutan'ın söylediğini iletti fakat Müge, beklediğinin aksine, ifade verip bir an önce bu olayı geçmişte bırakmak istiyordu. Bu yüzden eve gitmeden önce karargâha uğramışlardı. Bu sayede de timdekilerle bir araya gelebilmişler ve sohbet etmişlerdi. Korhan da bu esnada şakayla karışık: "Düğün ne zaman çifte kumrular?" diye sormuştu. Yıldırım, Korhan'a patavatsızlığı sebebiyle sert bir bakış atmıştı. Müge'ye emrivaki yapılsın istemiyordu. Ancak Müge, Yıldırım gibi düşünmüyordu. O da artık bir şeyleri ertelemekten ve her seferinde Yıldırım'la vedalaşmaktan çok sıkılmıştı. Kocaman gülümseyerek: "En kısa zamanda." dedi. Yıldırım'la göz göze geldiğinde Yıldırım, şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı adeta. Fakat Müge'ye baktığında kararından oldukça emin olduğunu fark etmişti. Onları izleyen Korhan ise bıyık altından gülerek timdekilere: "Smokinlerinizi hazırlayın, beyler. Düğünümüz var." demişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ZAHTER
Romance"Zahter..." diye mırıldandı tüylerimi ürpertirken. "Zahter kokuyor saçların." Yutkundum ve çakır gözlerine bakmayı sürdürdüm derinliğinde boğulmamak için direnirken. Tek kelime dahi firar edemedi dudaklarımın arasından. Sadece gözlerine bakıyor ve b...
