Sanlı beni orada bıraktıktan sonra gecenin soğuğunda resmen koşarak evime varmıştım. Hikayeme birkaç video atıp kalanını Sera ve Rüya'yla olan grupta paylaşmıştım. Konserin üzerinden iki gün geçmişti ve hafta sonuna mükemmel bir giriş yaparak Sera'nın evinde kahvaltı yapmıştık. Kızlara olanları anlattığımda aşk böceği Rüya'nın tek yorumu 'Sana aşık olduğu için korkup kaçmış.' olmuştu. Sera ise her zamanki gibi 'Amaan takma bak bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim' diyerek Anıl'a laf atmıştı. Anıl'la bildiğim kadarıyla hala görüşmüyorlardı ama adını da asla anmıyordu garip bir şekilde biz andığımızda da kapatıp kaçmaya çalışıyordu. Unutma evresinde diye düşünerek biz de üstelemiyorduk. Kahvaltı sonrası vaktimizi kızların alışverişini yanlarında müze gezer gibi mağazalarda dolaşarak harcamıştım. Her hafta en az iki üç kere görüşme sevdamız paramız suyunu çektiğinden ay sonuna doğru zamanla azalıyordu. Öğretmen maaşları diye Taksim meydanında yere çöküp ağlama isteğimi bastırmaya çalışıyordum.
Kızlarla hep gittiğimiz kafeye gidip biraz dinlenmeye karar verdiğimizde Rüya hayatının aşkını arama planlarına telefondan devam ettiği için bizi görmezden geliyordu. Sera gülerek onunla sonra dalga geçmek adına birkaç fotoğrafını çekip bana döndü.
'Konserlerine mi gitsek?' Kimden bahsettiğini anlamıştım ama kesinlikle istemiyordum. Sanlı'nın bana gösterdiği tavırdan sonra evime bile gelse tekme atarak kovalayabilecek kıvama gelmiştim.
'Sera sence? Ayrıca sen neden istiyorsun ki Anıl olayı bitmedi mi?' Gözlerini kaçırıp suyunu yudumladığında ağzım kocaman açıldı. 'Sera sen ciddi misin?' Tekrar görüşüyorlardı ya da başka şeyler dönüyordu.
'Görüşmüyoruz ben çizgimi çizdim. İlişki istiyorum dedim o da istemiyorum dedi. Öylesine arada mesajlaşıyoruz.' Söylediği şeyle bizimle ilgilenmeyen Rüya'yı dürtükledim. Benden önce o tepki versin diye. Rüya konuştuklarımızı dinlemiş kısa çaplı bir çığlıkla karşılık vererek Sera'ya sarılmıştı.
'Evleneceksiniz, hatta bizim grupta ilk sen evleneceksin Sera yaşasın. Bak ben nedime elbisesi olarak pembe düşünüyorum hem bana ve Güneş'e çok yakışır. Çiçeğine de karar veririz.' Beş saniyede yaptığı düğün planlaması ile Sera'ya şaşırmayı bırakıp Rüya'ya şaşırmaya başlamıştım.
'Emin misin Sera?' Rüya'yı görmezden gelerek sorduğum soruyla Sera kafasını sallayarak beni onayladı. İçim rahat değildi ama kendini nasıl iyi hissediyorsa öyle olmasını istiyordum o yüzden üstelemedim.
Akşam yemeğimi de kızlarla hep gittiğimiz kafede yedikten ve sanki yıllardır görüşmemişiz gibi yaptığımız bir sürü dedikodudan sonra küçük, sessiz evime dönmüştüm. Kapıdan girdiğim gibi sıcakladığım için üzerimdeki ince kazağı kapının ağzında çıkartıp elime alarak odama ilerledim. Sonbahar olmasına rağmen hava fazla sıcaktı. Odamdan içeri girip kazağı yatağa fırlattığım sırada odamda ki tekli koltukla elinde kitaplarımdan 'Macbeth'i tutan Sanlı'yı görmemle çığlık atarak yatağıma koştum kazağı kapıp üstüme tutmaya çalıştım. O da kitabı indirip hareketlerime kahkaha atıyordu.
'Polisi arayacağım artık yeter.' Gerçekten çok sinirlenmiştim. Babasının evine bile bu kadar rahat girip çıkmıyordu kesin. Sinirle tek elimle kazağı tutup diğeriyle çantamdan telefonumu zar zor çıkarttım. Gülmeyi bırakıp hızla yerinden kalkıp elimden telefonu aldı.
'Konuşmaya geldim.' Ondan gelen alkol ve sigara karışımı bir koku yine odamı kaplamıştı. Sinir olmuştum. Ama hareket de edemiyordum.
'Çık git evimden. Ben öyle istediğinde gelip gidebileceğin bir otel işletmiyorum. Deli ettin beni de kendin gibi.' Hafif yüksek çıkan sesimle kendimi susturmaya çalıştım. Komşularım çok da iyi insanlar değillerdi yüksek sese tahammülleri olacağını sanmıyordum. O da bu halimi hiç görmediğinden şaşırmıştı, ayakta bana bakmayı kesip tekrar koltuğa oturdu.
'Giyin de dikkatimiz dağılmasın.' Şeytan diyor ki gel çarp ağzına. Neyse. Sinirle az önce utançtan gebermiyormuşum gibi umursamadan kazağı üstüme geçirdim ve ayakta dikilmeye devam ettim. Anahtarımı değiştirip evi daha güvenli hale getirmem lazımdı. Belki hareket sensörü olan kameralardan alıp otomatik olarak polisi aratırdım. 'Otursana.' Kendi evimde beni yönlendirmesine hiç gerek yoktu yine de sözünü dinleyip çoktan dinmiş öfkemle yatağıma oturarak suratına baktım.
'Konuş.' Konuş da git. Yani istersen. Uzun bir soluk alarak her zaman yaptığının aksine gözlerini kaçırarak konuşmaya başladı.
'Seni istiyorum Güneş, seninle olmak, yanında, hayatında olmak istiyorum.' Konuşalım dediği bu muydu şimdi? Tek bir cümle mi? Kaşlarımı çatarak suratına baktım. Çok beklemeden cümlesine devam etti. 'Ama bunu yapamıyorum. Peşini de bırakamıyorum. Seni işten gelirken görüyorum, sokağımdan geçiyorsun. Arkadaşlarının yanına giderken görüyorum, görmek için çabalıyorum. Seni ne kadar istiyorsam o kadar da hayatıma bulaştırmak istemiyorum. Yanına yakışmayacağımı biliyorum. Sen gündüzsen ben geceyim. Senin sürdüğün hayat bana ters, benimki de sana. Ben vazgeçemiyorum sen vazgeçir diye sana geldim.' Tek nefeste söylediği her cümle sanki kulağımdan girip kalbime saplanmıştı. Soluklandım, oyalandım. Ne söyleyeceğimi bilemeden öylece durdum.
Ne yapacağımı bulmaya çalışırken yerinden kalktı. Tekrar kaçmasını istemiyordum. Bu sefer olmaz. Elinden tutup beklemesini sağladım. Önce ellerimize sonra yüzüme baktı. Suratında asla anlamlandıramadığım bir ifade vardı.
'Gitme.' Tek söylediğim bu olmuştu çünkü ne söyleyeceğimi bilmemekle birlikte ne düşüneceğimi bile bilmiyordum. O da zaten yanıt beklemiyor gibiydi. Elimi bırakmadan yavaşça yanıma oturdu, gözlerini kitaplığıma dikerek öylece durdu. Bense ne hissettiğimi anlamaya çalışarak onu izledim. Söyledikleri doğruydu. Biz çok terstik, bu farklı dünyaların insanıyız yalanı bizim için gerçekti. Ama ona doğru çekiliyordum, onunla olmak istiyordum. Her ne kadar evime deli gibi girip çıksa da hayatımın ortasına pat diye kendi kendini yerleştirse de ona çekildiğimi asla inkar edemezdim. Yavaşça tuttuğum elini okşadığımda dikkatini kitaplıktan bana çekmiştim.
'Deneyelim, ne kaybederiz ki?' Kendimizi, birbirimizi, her şeyimizi.. Cevabını ikimizin de bildiği soruyu yanıtlamadı onun yerine başını yana eğerek zaten dibimde olan vücudunu benimkine yaklaştırıp diğer eliyle yanağımı okşadı. Göz kapaklarım titredi, açık tutmak için verdiğim savaşı kaybedip ona yaklaştım ve dudaklarımızı birleştirdim. Bambaşka bir dünyaya farkında olmadan ilk adımı atmıştık bile.
Medya Rüya, Sera ve Güneş.
