1 Hafta Sonra
Sera
Güneş bugün dönüyordu. Berbat üzerine berbat bir hafta geçirmiştim çünkü Güneş'in interneti tam çekmediği ve telefonu yurt dışına açık olmadığı için sadece üç kere konuşmuştuk. Biri görüntülüydü. İşin garibi Güneş çok iyiydi. Yani Sanlı'yı hiç anmamıştı. Görüntülü aradığında Anıl'ın evindeydim ve maalesef Sanlı da oradaydı. Güneş'e görünmeden ekranın köşesinden bakması sinirimi bozmuştu yine de takmamaya çalışarak arkadaşımla konuşmuştum.
Anıl'la ise iyiydik. Yani genelde onun evinde kalıyordum. Sabahlara kadar ya sevişiyorduk ya sohbet ediyorduk. Aksi bir durum olmadığı için Anıl artık helalim sayılırdı. Arada bir alnından öpüp helalimsin diyerek bunu tescilliyordum. Arada bir o da karım diye yükselip alçalıyordu. Sanlı'yla denk geldikçe yüzüne tükürüyordum o da çok şükür diyerek yoluna devam ediyordu.
Şimdi ise Anıl'la birlikte Güneş'i almaya gidiyorduk. Annesi de orada olabilir diye gömlek giymiştim. Gerçi gömlek Anıl'ındı ama yakışmıştı yani n'apalım?'Kıvırcık, biz evlensek mi?' Anıl'ın saçma cümlesine gülerek omzunu yumrukladım. Gülmekten öldürecek beni bir gün.
'Ciddiyim.' Hayır değilsin. 'Tamam değilim.' Gülmeye başladığında rahatlamıştım. Hayranlarının bizden haberi yoktu daha. Önce o gelecek linçleri kabullenmem lazımdı, şimdi başka şeylerle uğraşamazdım.
'Anıl bizi söyleyecek misin, yani fotoğraf falan atmadık hiç. Hayranların nasıl karşılar?' Merakla sorduğumda tek kolu direksiyonda tek eli bacağımdaydı. Yüzük dolu parmaklarının soğukluğu giydiğim şort yüzünden bacağımdan bütün vücuduma yayılıyordu.
'Gerek yok öyle şeylere. Evlendiğimizde anlarlar işte bir şekilde.' Güneş gözlüklerinin üstünden dikkatle yola bakarken gayet ciddi bir şekilde konuştu. Kafamı karıştırmıştı ama bu konuyu içtiğinde tekrar açarak net cevabını alabilirdim. Gerçi içtiğinde iki kelimeyi yan yana getiremiyordu ama yine de gerçekleri söylüyordu, filtresiz.
Havaalanına vardığımızda kapıdan çıkmış bavuluyla bekleyen Güneş'i görmemle arabanın camından çıkmaya çalıştım. Anıl belimden çekip kapıyı açtığında teşekkür ederek dışarı koşup Güneş'in kucağına atladım.
'Sera dur düşeriz.' Güneş gülerek bana sıkıca sarıldığında mutluluktan havalara uçuyordum ama arkadan gelen Kerem ve Yasemin hanımı görmemle gülüşüm soldu. Gömleğimi düzeltip hazır ola geçtim.
'Merhaba Yasemin Hanım. Nasılsınız, afiyette misiniz?' Afiyette olmak nasıl bir şey nasıl acaba? Gerçi o ne demek onu da bilmiyordum ama Güneş'e sorardım bir ara.
'Merhaba kıvırcık kız.' Ay bismillah. Benimle konuştu. Bu kadının ses tonu beni titretiyor. Bunu Anıl'a söylememem lazım. Yasemin hanımın Güneş'le vedalaşarak arabasına geçmesiyle Kerem'e çak yaparak yine eski halime dönmüştüm. Bir dakika Kerem ne alaka?
'Kerem?'
'Sera?'
'Güneş?' Güneş de kendi adını söyleyip dünyanın en komik şeyini yapmış gibi gülmeye başladığında arabada sorgulamaya devam ederim düşüncesiyle ikisini de arabaya çektim. Güneş arabaya geçtiği gibi arka koltuktan Anıl'ın boynuna sarıldı. İyi anlaştıklarını görmek beni aşırı mutlu ediyordu. O üç konuşmanın hepsinde Anıl'a da selam yolladığı için Güneş'in Anıl'ı sevdiğine emin olmuştum. Genelde insanları sevmiyordu da. Aa bir dakika Kerem. Anıl arabayı çalıştırdığında Güneş'le kısa bir sohbet etmişlerdi.
'Kerem sen hayırdır kardeşim?' Benim soracağım soruyu Anıl'ın sormasıyla Kerem yaslandığı yerden Güneş'e doğru eğilip güldü.
'Güneş'i İtalyanlar kaçırmasın diye annesi beni başına dikti.' Güneş Kerem'den nefret eder gibi bir bakış atıp yola geri döndü.
'Şaka yapıyor. Kendisi de seminere katıldı. Avukat ya hani.' Güneş'in açıklamasından sonra Kerem'le Anıl saçma sapan bir muhabbete daldığında arkaya dönüp dönüp Güneş'in bacağına dokundum. Kedi misin diyerek terslediğinde bir süre küsüp yine devam ettim o da gülerek karşılık vermişti. Önce Kerem'i bıraktığımızda Güneş'in yanağından öpmesiyle ağzım açık bir şekilde ön koltuktan arkaya dönerek öylece kaldım. Kadıköy'den Beyoğlu'na varana kadar da ön koltuktan Güneş'e ağzım açık bakmıştım. O da hiç takmayarak telefonuyla ilgilenmişti. Anıl'ın evine vardığımızda ağzım o şeklini artık benimsemişti, Güneş çok yorgunum diye söylense de zor bela eve sokmuştuk. Çünkü zehirleneceğimi de bilsem ona çilekli pasta alarak mum koymuştum. Pastayı görünce direkt yere oturup mumu görmezden gelerek çatalı aldığı gibi pastayı yemeye başladığında Anıl da yanına oturup yemeye başladı.
'Anıl beni öpemezsin çileğe alerjim var. Boşandık haberin olsun.' Anıl korkuyla saçmalama der gibi ağzı dolu dolu bana baktığında Güneş boğulmamak için gülmemeye çalıştı.
Anıl 'Güneş sana afiyet olsun kardeşim.' Diyerek yerden kalktığında beni öpmeye çalışmasıyla kendimi geri çekerek kafamı duvara vurmamla Güneş artık boğulmayı kabul ederek yerde sürünerek kahkaha atmaya başladı. Dayanamayarak ben de güldüğümde Anıl bizim deli olduğumuzu düşünerek aramızdan uzaklaştı. Dişlerini fırçalamaya gitti büyük ihtimalle.
Gülmekten ağlamak üzereyken çalan kapı yüzünden üç saniyeliğine gülüşüme ara vererek kapıya gitmiştim. Güneş hala yerde yuvarlanarak gülüyordu. Kapıyı açtığımda karşımda Sanlı'yı görmemle gülerek tekrar yüzüne kapıyı kapatıp yuvarlanmayı bırakıp pastasına gömülen Güneş'in yanına döndüm.
'Kim geldi yavrum?' Anıl dişlerini göstererek yavaş adımlarla yanımıza geldiğinde omuz silktim.
'Dilenci.' Anıl asla inanmayarak tekrar kapıyı açtığında Sanlı öfkeyle nefesini vererek eve daldı. Güneş'in sırtı kapıya dönüktü ve hala yerde oturarak pastasıyla uğraşıyordu. Sanlı içeri girip Güneş'i gördüğünde kapının ağzında öylece kaldı. Uzun bir süre bakmaya devam ettiğinde eve çöken ölüm sessizliği canımı sıkmıştı.
'Git istersen.' Güneş benim söylediğim şeyle kafasını kaldırıp tavşan gibi baktığında gözlerimi diktiğim yere dönerek Sanlı'yla göz göze geldi. Sanlı az önceki halinden silkinip yanıma oturduğunda tiksintiyle yerimden kalktım. Gevşek.
'Arkadaşımın evinden gitmiyorum bücür.' Evet son bir haftadır bana bücür diyordu. Anıl araya girmese ağzının ortasına uçan tekme atabilirdim.
'Güneş odaya gidelim mi?' Güneş'i yerinden kaldırmaya çalıştığımda attığı ölümcül bakışlar yüzünden kedi gibi Anıl'ın arkasına sığındım. Güneş de o sırada son lokmasını yutup ayağa kalkarken pastadan kalan kısmı büyük ihtimalle kasten yere düşürdü.
'Ben balkondayım.' Kimseye bakmadan balkona kaçtığında sigara içeceğini anlamıştım. Bir haftada iyice kullanmaya başlamış olmalıydı. Sanlı'yı öldürme planlarıma bir yenisini daha ekleyerek yere dökülen pastayı toplayan sevgilime yardım etmeye çalıştım. Bu gece uzun olacaktı.
