13; Sahne Arkası

156 16 19
                                    

Sabah ciğerime kadar işleyen soğukla titreyerek uyandığımda koltukta olduğumu fark ettim. Balkon kapısı ve bütün camlar sonuna kadar açıktı. Hırsız olabilir korkusuyla hızla yerimden fırladığımda başıma giren, ayakta bile durmamı engelleyen ağrıyla kalktığım yere geri yapıştım. Tam o anda aklıma dün gece olanlar yavaş yavaş düşmeye başladı. Kızara kızara bütün her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlamaya başladığımda kendime kızmaya da başlamıştım. Keşke şu her şeyi unutan sarhoşlardan olsaydım ama demek ki değilmişim. Bir sürü şey olmuştu hepsini hatırlıyordum ama hiç birini bilinçli yapmamıştım. Yani sanki beni ben değil başkası yönetiyormuş gibi hareketler sergilemiştim. Bunca yıldır olduğum Güneş o dün gece Sanlı'nın kucağına atlayan Güneş değildi. Resmen alt karakterimi uyandırmıştım alkolle birlikte. Soğuktan donmamak adına yavaşça yerimden kalkıp kapıyı ve camları kapadım.

Dün gece eve zor bela geldiğimiz gibi Sera'yı mart ayındaki kediler misali sakinleştirmek için soğuk duşun içine atmıştım, ona kıyafet çıkartıp kendi yatağımı ayarlayarak salonda uyumaya karar vermiştim. Umarım duştan sonra kendine gelmiştir ve umarım yatağıma kusmamıştır ümidiyle sessizce odama geçtim. Kapı aralıkta içeri girdiğim elinde telefon üzerinde havlu uyuyan kediye baktım gülerek. Telefondan gelen horultu sesiyle kaşlarımı çatarak ekranı görmek için kırk takla attığımda Anıl'la görüntülü konuşarak uyuduklarını fark ettim. Bir kopup bir birleşmelerini anlamıyordum ama sorgulayabilirdim. Biraz daha uyusun diye dolaptan çizgili günlük elbisemi alıp üzerime geçirdim ve geldiğim gibi sessizce mutfağa döndüm. Kendime kahve hazırlarken başımın ağrısı geçsin diye kendimi duvarlara vurmayı düşünüyordum.

'Günaydın galiba.' Gözleri kıpkırmızı Sera mutfağa giriş yapmıştı. Ayağını sürüye sürüye sandalyeye kendini bırakarak kahvemi alıp içmeye başladı.

'Günaydın hovarda.' Gülümseyerek bir kahve daha yaparak karşısına oturdum. Kıvırcık saçları birbirine girmiş, bütün makyajı yok olmuştu.

'Hovarda?' Aha dün geceyi hatırlamıyor demek ki bana eğlence çıktı. Keyifle arkaya yaslanıp dün gece yaşanan her şeyi tane tane anlattım. Ben anlatırken birkaç kere camları kontrol edip atlamaya çalışmıştı. Rezil oldum diye kahvesinin içine doğru ağlarken gülmekten kendime gelemiyordum.

Akşama kadar onunla dalga geçmeye devam ettim o da Anıl'ın numarasını ve hesabını engelleyerek kendini korumaya aldığına inandı. Birlikte kahvaltı yaptık, kendimize acıyarak bir sürü ağrı kesici içtik, en sevdiğimiz dizinin bütün sezonlarını izledik. Yani bir nevi temizlenmeye çalıştık. Akşam olduğunda telefonuma gelen mesaj sesiyle Sera kedi gibi koltuğun arkasına saklandı.

Gönderen: Sanlı
Akşam Sera'yı al bizim konsere gel. Adını söylersen kulise geçersiniz.

Sera kesinlikle hayır dediği sırada kabul ettiğimizi belirten bir mesaj atarak Sera'ya öpücük yolladığımda karşılık olarak kafama yastık yedim ve yarım saat sürecek bir yastık savaşını başlatmış olmuştuk.

Savaşımız bittiğinde Sera'yı gelmeye ikna edememiştim. Eşyalarını toplayarak gittiğinde ben de fazla oyalanmadan siyah takımımı giyerek saçlarımı düzelttim, becerebildiğim kadarıyla da hafif bir makyaj yaparak zaten yakında olan konser alanına yürümeye başladım. Bugün yağmur yağmaması gerçekten beni mutlu etmişti. Kafamda dün gece dönerken Sanlı'yı göreceğim için hem çok heyecanlı hem de çok utangaç hissediyordum. Yürüyerek vardığım konser alanında görevli birini bulup adımı soyadımı söylediğimde beni direkt kulise yönlendirdiler. Ben Sanlı'yı aramalarını beklemiştim. Kulisin kapısını tıklattığımda içeriden ses gelmemişti, açan da olmamıştı ama konser de başlamamıştı.

 Kulisin kapısını tıklattığımda içeriden ses gelmemişti, açan da olmamıştı ama konser de başlamamıştı

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

'Güneş.' Dün gece ki adını hatırlayamadığım sarışın kız kocaman gülümsemesiyle yanıma gelerek yanağımdan öptüğünde sahte bir gülüşle ona baktım. 'Ay geleceğini bilmiyordum. Kapıda beklemesene girelim.' Kapıyı bile tıklatmadan şak diye açarak içeri girdi. Çocuklar kısa bir prova yapmıştı anlaşılan. Gitarlar, mikrofonlar ortalardaydı. Sanlı bir köşede elinde sigarasıyla duruyordu, Anıl'sa benim girdiğimi görünce yanıma ve arkama baktı sonra suratını asarak ne yaptığını bilmediğim işine geri döndü. Sarışın kız çoktan kocaman gülümsemesiyle herkesle konuşmaya başlamıştı bile. Ben de bunu fırsat bilerek Sanlı'nın yanına ilerledim. Ben yanına giderken yarım sigarasını söndürüp o çapkın gülüşlerinden birini bana bahşetti. Dünün dalgasını veya muhabbetini yapmaması için içimden dualar ettim.

'Hoşgeldin.' Gülümseyerek belimden tutup yanağımdan öptüğünde kızarmış yanaklarımı saçlarımla gizlemeye çalıştım. Ellerimi omuzlarına koydum.

'Bu kız kim?' İşte sevgiliye böyle merhaba denir. Gülümsemesi büyüdü, kıskançlığımla dalga geçecekti büyük ihtimalle.

'Bilmem.' Belimi okşayarak gülmeye devam ediyordu. Kaşlarımı çattım.

'Sanlı.'

'Güneş'im' İşte beni yumuşatmak bu kadar kolaydı. Kollarının arasında erimemek için daha fazla gözlerine bakmamaya karar verdim ve çevreyi inceledim. Herkes kendi halindeydi grubu araştırdığım için hepsinin adını öğrenmiştim kolaylıkla. İyi insanlara benziyorlardı. Özellikle Ceyhun'la arkadaş olup bebeğini sevme planları yapmıştım bile.

'Sanlı aşkım biz biraz dışarıda takılacağız. Gel istersen.' Beni görmezden gelerek soruyu soran kişi hala adını öğrenemediğim sarışın kızdı. Ne demek aşkım ya.

'Yok.' Sanlı ona bakmadan red ettiğinde kızın gitmesine izin vermeden hızlıca Sanlı'nın dudaklarına kapandım. Yaptığım şeyin yanlışlığının farkındaydım ama yine de sevgilime aşkım demesi sinirimi bozmuştu. Bir süre öpüştükten sonra geri çekilip etrafa bakındım.

'Gitti.' Kızla ilgili bilgilendirme yapan Sanlı gülmeyi bırakmıştı. Neyi neden yaptığımı anlamış olacak ki belimden tutmayı da bırakarak boş olan koltuğa geçip telefonuyla ilgilenmeye başladı. Yaptığım şey yüzünden kendime kızarak oturduğu tekli koltuğun koluna oturup omzuna dokunarak dikkatini çekmeye çalıştım.

'İstemeden oldu.' Kafasını telefondan kaldırıp saçımdan bir tutamı okşayarak gözlerime baktı. 'Barışalım.' Tekrar gülüşünü gördüğümde onunla birlikte gülümsedim.

'Küsmedik güzelim de o hareketlere gerek yok. Sen varken başkası olmaz korkma.' İçime su serptiğinde kedi gibi sırnaşmak üzereydim ama sahne görevlilerinde biri gelip bütün grubu çağırdı. Yavaşça ayağa kalkıp beyaz baskılı tişörtünü ve siyah basketçi şortunu düzeltti.

'Bu sende kalsın. Bir iki fotoğraf çekersin. Döndüğümde de dünü devam ettiririz belki.' Göz kırparak telefonunu bana verdi ve elimi tutarak sahnenin arkasına birlikte ilerledik. Sahneye çıkmadan beni yerimden sarsabilecek şekilde domates yanağımdan öpüp sahneye fırladı. Arkasından gülerek telefonun kamerasını açtım ve onun baterinin başına çıkıp bana göz kırpmasıyla baygınlık geçirmemeye çalıştım. Hayatımın bu denli güzelleşeceğini bilsem bana daha önce musallat olmasını dilerdim.

Serseri / Sanlı AkgünHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin