16; Yumruk

129 15 26
                                    

Sera'yı zor bela ikna ettiğim gibi kendime gerekli olabilecek şeyler listesi yapmış ve her şeyi bavuluma sığdırarak merdivenlerden aşağı sürüklemiştim. Arabaya geçtiğimde tek başıma taşıdığım için söylenen Sanlı'yı takmayarak yolculuğumuza başlamıştık. Sera'yı evinden aldığımızda sadece ufacık bir sırt çantasıyla gelmişti. Bunu düşündüğüm için kendimden onun da giyebileceği kıyafetler atmıştım bavuluma. Hatta Sanlı'yı görünce adam kaçırıyorlar diye bağırarak arabaya geçmişti ve bu sayede bütün yol boyunca uyuyacağı yolculuğumuz başlamıştı. Sanlı yola odaklıydı ama elini de dizimden ayırmamıştı. Ben de uzun yolculuklara bayıldığım için -gece bile olsa- yolu izlemiştim sürekli. 4-5 saatlik yol sadece bir kere mola verip gecenin bir körü olmasını fırsat bilerek gaza asılan Sanlı'yla 3.30 saat sürmüştü. Verdiği molalardan birinde Sera uyurken Anıl'ı aramış üçümüzün ona geldiğini kendine çeki düzen vermesini de söylemeyi akıl etmişti. Şimdi sabahın 4ünde sıfır uykuyla Ayvalık'a varmıştık bile. Sonbahar da olmamız gecenin serinliğini ciğerlerimde hissetmemi sağlıyordu. Hava aydınlanmasa bile her yer çok güzeldi. Anıl'ın evinin yoluna dönerken Sera'yı dürtüklemeye çalıştım. Şimdi kendine gelmesi uzun sürebilirdi.

Sera

'Sera.' Duran arabada gözlerimi araladığımda hava hala karanlıktı. Güneş annem gibi ön koltuktan kafasını uzatarak hafifçe beni dürtmüştü.

'Neden, hava, gece, ev.' Söylediğim kelimelerin saçmalığıyla önde gülen ikiliye göz devirerek yerimde doğruldum. Çoktan arabadan çıkıp eşyalarını almışlardı. Ben de tembel hayvanlar gibi en ağır hareketlerimle arabadan indim. Uykudan kalktığımda kendime gelmek için tam bir saate ihtiyacım olurdu genelde. Güneş bunu bildiği için beni hiç dürtmeden eşyalarımı alıp beyaz büyük yazlık eve doğru ilerlemişti bile.

'Çok güzelmiş burası. Sanlı senin evin mi?' Kapıya geldiğimizde zili çalmasıyla cevabın hayır olduğunu anlamıştım. Esneyerek kafamı kaşırken kapıyı açan Anıl'la esnemem yarım kalmıştı. 'Hiç güzel değilmiş. Kesin hayalet vardır.' Arkamı dönüp arabaya doğru koştururken uykum açılmıştı bile.

Anıl'dan kaçmamın tek nedeni o gece yaşananlar değildi. Beni sevmediğine emin olmuştum sadece. Gözden uzak gönülden ırak derlerdi. Koşarken Güneş peşimden gelip önüme geçti. Uzun bacaklı cadı.

'Sera dur! Gerçekten kötü niyetim yoktu, konuşmanız lazım.' Gözlerini büyüterek masum ayağı yapması işe yaramıyordu.

'Konuşmak isteyen niye kendi gelmiyor?'

'Evde konuşalım Sera.' Anıl'ın sesini dibimde duymamla yerimde sıçradım. Başımı olumsuz anlamda sallayarak arabanın kilitli kapısını zorladım. 'Sera, lütfen.' Anıl'ın daha da yakınlaşmasıyla arabanın kapısına vurdum. Eve çantaları bırakan Sanlı yanımıza gelip Güneş'e duyamadığım bir şeyler söyledi ve bizden uzağa yürümeye başladılar. Güneş'i uykusunda öldürme fikrini kafama kazıyarak ben de onların ters yönünde sinirle yürümeye başladığımda daha iki adım atamadan Anıl beni sırtına çuvalmışım gibi aldı.

'Lütfen bağırma.' Çığlık atmak için açtığım ağzımı kıvrımlı kalçasıyla göz göze gelince kapadım. Konumuma itiraz edemezdim. Evin içine girdiğimizde de beni bırakmadı ve merdivenlerden de çıkıp odası olduğunu düşündüğüm mavi ağırlıklı yatak odasında beni yatağa bıraktı.

'Tamam ufak tefek olabilirim ama seni döverim Anıl şakam yok.' Saçlarımı düzeltip yumruklarımı ona gösterdim. Gülümseyerek karşıma sandalye çekti. Demek ki seni üzerim benden uzak dur kızım konuşmasını yapacaktık.

'Sevgilim olur musun?'

'Hayır.'

'Tamam teşekkürler.' Kaşlarımı çatarak gözlerine baktım. Kanser edecek bu adam beni. Hızla yerimden kalkıp kapıya ilerlerken belimden tutup beni kucağına düşürdüğünde yüzüne attığım yumrukla acıyla bağırdı. Eyvah.

'Sera deli misin sen?' Kanayan burnuna endişeyle bakarak kucağından kalktım.

'Sen, anlık, refleks, imdat.' Burnunu tutarak odanın içinde ki lavaboya geçti. Peşinden gitmeye korktuğum için beni bıraktığı sandalyede oturarak onu beklemeye karar verdim. Ama ben uyarmıştım benim suçum yok bence.

'Benim bıraktığım morluklar için ödeşmek istiyorsan söyleseydin başka yollardan hallederdik.' Burnuna tıkadığı peçetelere rağmen libidosu tavan bir şekilde geri geldi.

'Senin yüzünden oldu.' Ayağa kalkıp burnuna ve moraracağı belli olan yüzüne baktım endişeyle. İflah olmayan şekilde belimden tutup yatağa oturduğunda yine dizlerine oturmuş oldum.

'Vurma ve dinle.' Belimi bırakıp ellerimi tuttu. Tamam korkma Anıl Erdem vurmam. 'Sevgilin olmak istiyorum Sera. Gerçi burnumu kırmadan da söylemek istediğim buydu. Hiç kapılmadım ben böyle. Yolumu kaybettim resmen. Gözümü her kapadığımda aklıma senin gelmen de hiç hoş değil. Yaptığın büyüleri boz istersen.' Yaptığı cadı imasıyla gözlerimi devirdim.

'Seni üzerim ben kötüyüm kısmına ne zaman geleceksin Anıl?' Bakışlarını yüzümden kaçırıp ellerimi okşadı.

'Seni üzmem Sera, bizi üzerim belki ama yine de ben seninle üzülmek istiyorum. Çok düşündüm, kaçtım yine kurtulamadım.' Yutkunarak söyledikleriyle emin olmaya çalışıyordum. Kaçma kovalama hikayemiz sürekli benim üzüntümle sonlanıyordu. Ölüp ölüp doğmaktan çok sıkılmıştım. Biraz da böyle üzülsem ne kaybederim ki?

İçeriyi aydınlatmaya başlayan gün ışıklarıyla yüzünü daha net görmeye başladım. Daha fazla dayanamayarak dudaklarımızı birleştirdiğimde birbirimizin yanaklarının ıslaklıklarından asla söz etmeyerek özlemle birbirimizi öptük.

Biraz çerezlik ve kısa oldu. Okuyucular baya bir çoğaldı lütfen oy vermeyi unutmayın. Teşekkürleeer 💕

Serseri / Sanlı AkgünHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin