'Güneş daha hızlı.' Sanlı başını geriye atarak söylendiğinde ben de daha hızlı olmaya çalışıyordum zaten.
'Sevgilim olmuyor.' Elimdekini bırakıp sinirle arkama yaslandığımda gözlerini açıp bana hayretle baktı.
'Yani bir ketçap şişesini de sıkamadın mı Güneş?' Gülmekten ağlama seviyesine gelirken ben de sinirden ağlamak üzereydim. Ne yapayım yani ketçap sıkamıyorsam suçum ne?
Tabakta ki patateslere ketçabı sıkıp dalga geçer gibi bana yedirmeye çalıştığında koluna vurdum. 'Küsecek misin hanımefendi?' Gülerek yanağımdan öperek karşımda ki yerine oturdu.
İlişkimiz de her şey çok yolunda gidiyordu. Zaten sürekli de dip dibeydik. Yaklaşık bir aydır Sanlı'nın evinde kalıyordum. Yani aslında buraya taşınmıştım yavaş yavaş ama onun haberi yoktu şimdilik. Evlilik işi askıdaydı çünkü hala teklif etmemişti. Yüzük de odada ki aynanın önünde öylece duruyordu. Hayır, alıp parmağıma geçirsem tamam diyecekti herhalde. Yeni bir yerde de işe başlamıştım yavaştan toparlanıyordum. Aile evi boş olduğu için oraya taşınmayı da düşünmüştüm ama Sanlı oranın kasvetli havasını sevemiyordu o yüzden buradaydık. Konserleri bu aralar sık değildi. Anıl sürekli Sera'nın dibinde olarak onu boğduğu için. Zaten kız bana kaçmaya çalışıyordu ama Anıl bir şekilde Sera'nın nerede olduğunu bulup peşinden geliyordu.
Asıl gerginliğimin sebebi bu akşam Sanlı'nın ailesiyle tanışacak olmamdı. Uzun süredir beraberdik, kardeşiyle zaten tanışmıştım ama annesi ve babasıyla hiç karşılaşmamıştım. Daha doğrusu karşılaşmaktan kaçıyordum. Beni sevmezlerse ne olur düşüncesi yüzünden de stresten kendimi yiyordum. Bu akşamın tam anlamıyla mükemmel geçmesi gerekiyordu. O yüzden de Sera ve Anıl'a söylememiştik. Sera hamile diye her ortamı yumuşattığını düşünüyorlardı o yüzden bizimle gelmeye çabalayabilirlerdi.
Akşam için hazırlanmam gerektiği bir anda aklıma geldiği için aniden sofradan kalkmamla Sanlı'nın şaşkın bakışlarına maruz kaldım. 'Hazırlanmaya gidiyorum.' Kısa açıklamamla odaya geçerken arkamdan deli diye söylendiğini duymamazlıktan gelmiştim.
Odaya geçtiğimde iyice yerleştiğim dolabın kapağını açıp ne giysem acaba sorusuyla yüzleşmeye çalışarak kıyafetlerin arasında kaybolmaya başladım. Siyah-beyaz gömleğim gözüme ilişince dolan gözlerimle burnumu çektim yavaşça. Sera'yla ilk tanıştığımız gün bunu giymiştim.
Annemden kaçarak geldiğim küçük evimde ilk gecemi zar zor geçirip daha 18 yaşına yeni girmiş biri olarak ayakta durmaya çabaladığım zamanlardı. Okula kendi kendime kaydımı yaptırmış, kendi evimi tutmuştum. Hatta yarı zamanlı bir iş bile bulmuştum o zamanlar her şey yolunda gidiyordu. Gündüzleri okula gidip akşamları garsonluk yapıyordum. Çok yoruluyordum ama 18 yaşında bir çıtır olarak o yorgunluğu asla hissetmiyordum. İnsanlar zaten benimle pek iletişim kurmuyordu sert yüz hatlarım yüzünden.
Ayakta durmaya çalıştığım zamanlarda bir keresinde çalıştığım yerde patronumun sırf bir bardak düşürdüm diye azarlamasına maruz kalmıştım. Hayatım boyunca bana hiç kimse sesini yükseltmemişken o adamın söyledikleri çok ağırıma gitmiş, mesai bitiminde lavaboda saatlerce ağlamıştım. Tam o sırada içeriye ışık saçan, turuncu kıvırcık saçlı, sevimli bir kız girmişti ve üzerimde ki siyah-beyaz gömlek yüzünden ineğe benzediğimi söyleyerek beni güldürmeye çalışmıştı. O günden sonra da ne zaman düşsem elimden tutup kaldırmak yerine benimle beraber düşmeyi tercih ederek hep yanımda olmuştu.
Siyah-beyaz gömleğe gülerek fotoğrafını çekip Sera'ya attıktan sonra yeşil triko elbiseye uzandım. Bu da Sera'nın, Anıl ve Sanlı'yı benden habersiz benim evime kahvaltıya getirdiği gün giydiğim elbiseydi. O yüzden bunu da giyemezdim bu gece. Çünkü giyersem duygusallaşıp gereksiz ağlayabilirdim.
