III

4K 185 178
                                    

Sabahın ilk ışıkları, odamın penceresinden içeri girmeye başladığında yataktan kalkıp güne başlamak için hızla hazırlanmam gerekiyordu. Uyuşmuş ellerim, güne başlamak için kendimi zorlamam gerektiğini hatırlattı. Hızla doğrulup, pencereden dışarı baktım. Şehir, çoktan güne hazırlanmaya başlamıştı; aşağıda insanların telaşla yürüdüğünü, arabaların korna sesiyle birbirine karıştığını duydum. Kahvaltı yapmadan önce balkon kapısını açarak serin havanın içeriye girmesine izin verdim ve derin bir nefes aldım. Bugün benim için farklı ve özel olacağını hissediyordum. Kahvaltımı bitirdikten sonra hızla dışarı çıktım. Sokaklarda yürürken etrafımdaki her şey daha canlı ve renkli görünüyordu. İnsanlar güler yüzlüydü, sanki herkesin içinde bir sevinç kaynağı var gibiydi.

Telefonumu çıkarıp tarihe baktım. Bugün günlerden pazardı ve ben işe gitmek zorundaydım. Bu gerçek, içimi bir nebze daraltsa da kendimi oyalayacak şeyler arıyordum. Bu düşünceler kafamı kurcalarken, içimi bir huzursuzluk kapladı.

Bir kafeye girdim ve boş bir masa bularak oturdum. İçeceğimi yudumlarken az kalsın boğuluyordum. Dünkü adam yine karşıma çıkmıştı. Yanındaki kadınla konuşurken bir ânda kalkıp tuvalete doğru gidince yüzünü tam olarak görme fırsatım olmuştu ve onun dünkü adam olmadığını fark ettim. Derin bir nefes alarak bu belirsizlikten kurtuldum. Hesabı ödeyip kafeden çıktıktan sonra spontane bir kararla parka gitmeye karar verdim.

Parkta bir banka oturup düşüncelere daldığımda, bir çocuğun sevinçli gülüşü beni gerçek dünyaya geri getirdi. Çocuk, koşarak yanıma geldi ve bana bir çiçek uzattı. O masum gülümsemesi ve içindeki sevgi, kalbimi ısıtmıştı. Çiçeği alıp ona teşekkür ettikten sonra çocuk da neşeyle oyun oynamaya devam etti. Çocukları görünce aklıma sadece Kubilay geliyordu; Kubilay demek, işim demekti. O yüzden daha fazla oyalanmadan yola çıktım.

Yürüyerek gidersem geç kalacaktım, bu yüzden adımlarımı hızlandırdım. Karşıdan karşıya geçerken uzaktan gelmekte olan araç kırmızı ışık yanarken bile hızla üzerime geldiğinde donmuş gibiydim. Kalbim hızla çarpıyordu, son anda frene basmasa belki de o an ezilmiş olacaktım. Üstümdeki şoku atlatmaya çalışırken, arabadan bir adam indi. Hemen yanıma doğru koşarak geldi. "İyi misin? Çok üzgünüm, bir an seni görmedim işe yetişmem gerekiyordu!" dedi, sesi telaşlı ve aceleciydi.

Adam verdiği rahatsızlıktan dolayı pişmanlık duyuyordu. "Lütfen, hastaneye gidelim. Gerçekten yardım etmek istiyorum."

O sırada etrafımıza bir sürü insan toplandı. İçlerinden biri olaya dahil oldu: "Hem kırmızı ışıkta geçmeye çalışıyorsun hem de kızın durumunu soracağın yerde öylece durmuş bekliyorsun!"

"Beyefendi keyfimden kırmızıda geçmedim herhalde, acelem vardı görmedim!"

Adam yüzüme bakınca kolumu tuttuğumu gördü. "Kolun ağrıyor mu? Hadi gel birlikte hastaneye gidelim!"

"Hastaneye gidemem. İşe geç kalıyorum. Kolum da bir şey yok."

Buradan bir ân önce gitmem gerekiyordu. Önüme geçip gitmeme izin vermedi. "Az önce sana araba çarptı ve sen işe gidiyorsun öyle mi?"

"Evet, çünkü kovulursam başka iş bulamam."

"Patronuna durumu ben açıklarım." Dedi alay eder gibi.

"Patronumun beni dinleyeceğini sanmıyorum. Şimdi Müsaade edersen gitmek istiyorum!"

"Olmaz öyle şey benimle hastaneye geliyorsun. Benim yüzümden başına bir şey gelsin istemem. O yüzden itiraz kabul etmiyorum. Yürü!"

Emir verir gibi konuşması ve buna yaşadığım şoku da eklersek adam sinirlerimi bozmuştu. Kesin ve net olarak cevabımı verdim: "Gelmiyorum lütfen ısrar etmeyin!"

Gölgene Bile Acıma Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin