Araf odaya öyle bir yüz ifadesiyle girmişti ki, hüzünle buğulanmış gözleri, derin düşüncelere dalmış gibi uzaklara bakıyordu. Ne olduğunu sorduğumda etkisinden kurtulmaya çalıştığı düşüncelerini hâlâ terk edememişti.
Amacının ne olduğunu öğrenmeden önce uyardım: "Buraya gelmenin nedeni yine şaka yapmaksa eğer, bu sefer seni elimden korumaların bile alamaz, bilmiş ol!"
Eliyle düşmemek için aldığı destek olmasa yere yığılacak gibiydi. Bir saat önce normalken onu bu hâle neyin getirdiğini merak ettim ama yaklaşmaya korkuyordum. Yataktan doğrulup, gözlerinin derinliklerine ulaşmak için ellerimle bir işaret vererek dikkatini çekmeye çalıştım. Nihayet kendine gelince kaşlarını çattı:
"Konuşmanız bitti mi, gecenin üçünde kimle konuşuyorsun bir türlü bitmiyor muhabbettiniz! Senin yüzünden okuduğumu anlamıyorum!" Eski hâline döndüğüne sevinirken bir ânda azarlandığım için şaşırdım. Bugün onu yeteri kadar rahatsız etmişken bir de sesimin yan odaya gittiğini söylediğinde yerin dibine girdim: "Özür dilerim, yüksek sesle konuştuğumun farkında değildim."
Dalgın hâlinin etkisi yüzünden yavaşça silinip giderken özür dilediğim için kaşlarını çattı. Kızacağını anladığımda ondan önce davranıp konuşmasına fırsat vermedim: "Özür dilemek kötü bir şey değil. Rica ederim biraz ince düşünmeyi dene!" Ona söz hakkı tanımadığım için burnundan soluyordu. Ses tonunun yükselmesine dikkat etmedi: "Sürekli yanlış yaparak hatalarını özürle telafi edemezsin."
Onun aksine sakin görünerek hataların sadece benden kaynaklanmadığını anlatmak istedim ama vereceğim cevaptan sonra sonuç yine değişmeyecekti. Kendini haklı gösterip mutlu olmasına engel olacak mükemmel bir yol buldum: "Ben de seni affettim... Odaya kapıyı çalmadan içeri girdiğin için."
Hep o mu ukalalık yapacak, hadi bakalım buna da cevap ver de görelim. Bir an sessizlik oldu. Bakışlarımız birbirine kenetlenince aramızda oluşan gerilimi hissettim.
Yüzü tarif edilmez bir öfkeyle kaplıyken kibirle gülümsedi: "Bu evin her köşesi bana ait. İstediğim yere girerim. Kimseden izin almam!" Onu sinirlendirdiğime göre doğru yoldaydım. Şimdi seninle uğraşayım da gör bak kim ne kadar haklıymış.
“Aksini söyleyen yok! Giyiniyor olabilirdim yine de odaya izinsiz girmemeliydin." Haklı gerekçemi hiçe sayıp ters bir ifadeyle yüzüme baktı: “Biraz önce telefonla konuşuyordun. Odaya geldiğimde ışık kapalıydı!”
Son bir bahane hakkım kalmıştı. Bunu iyi kullanmalıydım:: "Giyinmesem bile odaya sessiz sedasız gelip beni korkuttun."
"Korkmanın sebebi benmişim gibi konuşuyorsun!"
"Odaya bir ânda girdiğin için olabilir belki!" Diyerek suçunu kabul etmesini bekledim.
Beni alaycı bir şekilde taklit etti: "Karanlıktan korktuğunu söyleyip, ışıklar kapalı uyumaya çalıştığın için olabilir belki!" Karanlıktan korkuyordum ama telefonla konuşmaya daldığım için yanımda biri olduğunu hissederek rahat davranmıştım.
Araf odaya girdiği andaki yüz ifadesinden sonra yine sinirlenecek bir neden bulup, esas söylemek istediğini unutmuştu. Bir ânda tartışmaya başlayınca ben de ona karşılık vermiştim.
Yüzüne şüpheyle bakarak kötü bir şey olmadığını öğrenmek için sordum: "Tartışmayalım lütfen. Gerçekten buraya niye geldin?"
O da bu anı bekliyordu ama niçin geldiğini açıklamaktan vazgeçerek gitmek üzere olduğunu gördüm. Ses tonum istemsizce yükselttim: “Dur!”
Olduğu yerden hızla geri dönüp odanın ortasına geldi. Hesap soracağını düşündüm ama yanıma gelip oturunca dizlerimi karnıma çekerek ona yer açtım.
