Huzurla kahvaltı etmekteyken Masal, boğazını temizledi. Bir şey söyleyeceğini hissedip yüzüne baktığımda yanılmadığımı anladım. Gülümseyerek sordu: "Dün o çocuk buraya neden geldi? Bir şey anlayabildin mi?"
Gökay'dan bahsederken gözlerinde bir öfke belirip söndü. Elimdeki çatalı bırakıp yüzüne baktım: "Bilmem bana da bir şey söylemedi, aman boş ver Gökay'ı, bugün dışarı çıkıp eğlenmek istiyorum." Dedim.
Masal'ın gözleri sevinçle parladı. Kahvaltıyı bitirince masadakileri toplayıp bulaşıkları makineye yerleştirdik. Sıra hazırlanmaya geldiğinde odalarımıza dağılıp birbirimize yarım saat hazırlanma süresi tanıdık. Odamın kapısı tıklandığında müsait olduğumu söyledim. İçeri pijamalarıyla giren Masal, giyecek pek bir şeyinin olmadığını söyledi. Birlikte alışverişe çıkmak iyi bir fikirdi. Yanıma aldığım kartla beraber evden çıktığımızda telefonum çaldı. Ekranda yazan isimle birlikte arkadaşıma baktım: "Gökay arıyor, neden şimdi arıyor ki? Kötü bir şey olmuş olmasın sakın?"
"Açmadan bilemeyiz. Kapanmadan aç." Dediğinde ekranı yana kaydırıp telefonu kulağıma götürdüm.
Acil olarak oraya gelmemi söyleyen Gökay, tedirgin ses tonuyla konuşarak beni merakta bıraktı: "Bir şey mi oldu Gökay Bey?"
Konunun Araf'la ilgili olduğunu söylerken oraya gidip gitmemek konusunda kararsız kaldım. Başka bir şey söylemeden telefonu yüzüme kapattı. Masal'a ne olduğunu anlattığımda o da merak etti. Beraber gitmeyi teklif ettiğinde reddetmedim.
Birkaç saniye sonra telefonuma bir konum geldi. Hızla yola koyulduk. Gökay'ın bulunduğu yere giderken aramızda sessizlik hakimdi. Konumdaki adrese vardık. Gökay'a bize doğru yaklaşınca endişeyle ne olduğunu sordum.
Onu sakin görünce telaşlanacak bir şey olmadığını anlamıştık ama bizi buraya neden çağırdığını merak ettim. Masal, Gökay'a şüpheyle baktı: "Ne olduğunu söyleyecek misin yoksa bizim tahmin etmemiz gerekiyor mu?"
Arkadaşıma hak vererek ona destek oldum. Gökay soğukkanlılığını koruyarak olayı anlatmaya karar verdi. Carly ve Araf'ı ayırmamı istediğini söylediğinde Masal kaşlarını çatıp bu talebin ardında yatan samimiyeti sorguladı: "Dün de gelip hiçbir şey söylemeden gittin. Sen kesin bir şeyler karıştırıyorsun."
"Yaptıklarımdan bir anlam çıkarma, ben sadece arkadaşımı kötü bir karar almasına engel olmaya çalışıyorum."
Gökay, Masal'a öyle bir bakıyordu ki birazdan kavga edeceklerinden zerre kadar şüphe duymadım. Araya giren yine Masal oldu: "Senin Alisa'yla derdin ne? Arkadaşımdan ne istiyorsun?"
Gökay kendini savunup arkadaşı için bir şeyler yapmaya çalıştığını anlatmaya çalıştı. Masal, az önceki sözleri düşündü: "Yani, planın Araf'ı bu konudan vazgeçirmeye çalışmak mı? Bunu yaparak daha fazla sorun yaratmış olursun."
Gökay ve Masal arasında sert söz düellosu yaşanırken, aralarında bir kavga patlak vereceği hissiyatı her an üzerime çöküyordu. Olaya müdahale etmek için uyardım: "Lütfen arkadaşlar sakin olur musunuz? Buraya kavga etmeye gelmediniz."
İkili sinirli bakışlarını bana çevirince gerildim. Gökay'a dönüp "Senin benimle derdin ne?" Diye hesap soran Masal, öfkesine hakim olamadı.
"Benim seninle bir derdim falan olamaz. Ben sadece Alisa'yı çağırmıştım, senin de geleceğini bilseydim mutlaka yalnız gelmesini söylerdim. Arkadaşın olmadan tek başına yaşayamıyor musun?"
Masal'ın gözleri hırsla parladı: "Senin gibi neye hizmet ettiği belli olmayan biriyle arkadaşımı yalnız bırakacak değildim."
Gökay ciddi bir ifadeyle sordu: "Sen bana ne demeye çalışıyorsun?"
