Kolumda serum izleri, üstümde geçmişin hüsranı,kulağımda doktorun hüzün içeren sözleri...
Bedenim dayanmıyor artık. Çok ağrım var,çok hüzünlerim var. Bu kentin ortasında çok insan var ve bu kentte çok yalnızım. Heybemde yaşlar var, acılar var, nefret var. En çok da kahrolası özlem var, yüreğimi dağlayan bir hastalık sebebim var. Beni bu hale koyan, bu kadar çaresizliğe itip sonrasında ölen biri var. Doktorların sözlerinde İçimi ferah tutmama vesile olacak cümleler kalmamıştı,hiç yoktu. Kaygı vardı, hafif hüzün içeren davranışları vardı,acıyarak bakan iki çift gözyaşı vardı. Bugün de dün gibiydi;Acı, hüzün, keder... Gözyaşı aslında hep vardı zaten, ama mutluluk ve mutluluk gözyaşları yoktu. Zaten delirişim yoktan var olmuştu. Bu sebepten ellerim antidepresanlara vesile oldu. Uyku hiç yoktu ama olsun ya, haplar ve şuruplar uyumak için vardı. Yanımda bir Rabbim ve karanlığım vardı ama beşeriyet hep yoktu. Masamda kalem, kağıt ve bir tutam hüsranım vardı. Oysa anlayanım yoktu. Satırlarımı okuyup hüzüne sığınanlar vardı lakin hiç saadetini soran olmadı.Herkesin karşısında güçlü bir kız vardı fakat çilekeş yaşlarını anlatıp da gülen gözlerine kanların dolmasına neden olmadı. Her mısrayı itina ile yazan elleri vardı. Ama ben bunları yaşadım demedi.
Örselenmiş, geçmişte kalan takvim yaprakları! Sanki dilim yoktu,kalemim vardı. Sanki anlayanım hep kağıtlardı,beşeriyet hiç yoktu. Aşikar olan bir husus vardı; Hastalanmaktan hep korkardım, zira bak işte elimde delillerim, tedavisi hiç yoktu.
Durup dururken yazmaya başlamadım, ağrılarımı yanıma aldım ve her satırıma seni yazdım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
VUSLAT
PoesíaKalemimi harekete geçiren Eylül'de duyulan çığlığımın sesiydi. Her satır intihara yelteniyor yıllardır, yaşamaya hevesi kalmamış kağıdın gözyaşları... Annemin dediği gibi "Satırlara dökülen mürekkebim kadar konuşsaydı keşke dilim." Bazen gözyaşı dö...
